Türban konusundaki yasa teklifi hakkında - Fulya KANTARCIOĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Türban konusundaki yasa teklifi hakkında - Fulya KANTARCIOĞLU

13.10.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bilindiği gibi kadınların geleneksel kıyafetleri arasında bulunan başörtüsünü kullanmaları hiçbir zaman sorun olmamıştır. Türban ise genellikle üniversitelerde okuyan kız öğrencilerin dini inançları gereği olduğunu ileri sürdükleri baş bağlama biçimini siyasal bir simge olarak kullanmaya başlamalarıyla gündemimize giren örtünme biçimidir. Bu nedenle ortada bir sorun varsa bunun adı başörtüsü değil, türban sorunu olmalıdır. Kadınların kıyafet özgürlüğünü güvenceye almak için verildiği ifade edilen yasa teklifinin aslında dini inancının gereği olarak türban taktığını ileri süren kadınlara yasal güvence sağlamak için getirildiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle teklifin laiklik boyutu kadar ayrımcı ve cinsiyetçi yaklaşımı da dikkat çekmektedir.

AYRIMCI VE CİNSİYETÇİ

Yasa teklifinin konuya ilişkin birinci maddesinde, “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cüppe, önlük, üniforma vb. dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamaz” denilmektedir. Maddede ilk göze çarpan husus, aynı meslekleri icra eden erkekler de olduğu halde sadece kadınlara özgü bir düzenleme getirilerek ayrımcı ve cinsiyetçi bir yaklaşım sergilenmiş olmasıdır. İkinci husus ise temel hak ve özgürlükleri ihlal kapsamında olduğu ifade edilen “kıyafet giymek ya da giymemek” konusunda yapılabileceği düşünülen bir zorlamanın yasa ile önlenmeye çalışılmasıdır. Teklifin gerekçesinde de belirtildiği gibi anayasanın 12. maddesine göre, herkesin anayasada tanınan temel hak ve özgürlüklere sahip olması bunların hiçbir koşulda sınırlanamayacağı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla anayasa ile tanınmış olan bir özgürlüğün sınırlandırılması yoluna gidilmeyecekse yasa konusu yapılmasına da ihtiyaç yoktur.

LAİKLİĞİ ZEDELİYOR

Teklifin gerekçesinde yer alan laiklikle ilgili olarak “Laiklik, din ve vicdan hürriyetini engelleyecek biçimde yorumlanamaz, aksine laiklik din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasının teminatıdır” biçimindeki söylem de tartışmaya açıktır. Gerçekten laiklik din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi ise güvencesi olduğu bir özgürlüğü engelleyecek biçimde yorumlanması da söz konusu olamaz. Demokratik, laik bir hukuk devletinde yasalar dini inanç ve kurallara dayandırılamayacağından, teklifin, öncelikle dini inancı nedeniyle başını örten kadınlara özgürlük sağlamak amacıyla getirilmiş olduğunun ifade edilmesi de kabul edilebilir bir söylem değildir. Laiklik ilkesinin zedelenmesinin devletin de toplumun da demokratik niteliğini kaybetmesine yol açacağında duraksamaya yer yoktur.

Aynı konuda, anayasa değişikliğine gidilmek istenmesi ise tümüyle sorunludur. Kıyafet özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla anayasa değişikliğine gidilebilmesi için öncelikle mevcut koşullarda bu özgürlüğün kullanılamıyor olması gerekir. Özellikle yasa konusu bile olamayacak düzenlemelerin anayasa değişikliğine konu edilmesinin hukuk düzenini dejenere etmek dışında bir işlevi olamaz. Yapılması gereken demokratik hukuk devletini, tüm kurum ve kurallarıyla inşa etmektir. Aksi halde ne yasal ne de anayasal düzenlemeler güvence oluşturabilir.

FULYA KANTARCIOĞLU

EMEKLİ ANAYASA MAHKEMESİ ÜYESİ

Yazarın Son Yazıları

'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026