Yapay Afet - Tunç SOYER
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yapay Afet - Tunç SOYER

27.09.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Hani hoşunuza gitmeyen bir mesele vardır. Onunla yüzleşmemek için önce inkâr edersiniz. Ne var ki hayat size meselenin büyüklüğünü hatırlatmaya devam eder. Çaresiz, kaçamayacağınızı anlar, kabullenirsiniz. 

Ardından o meseleyi asla çözemeyeceğiniz endişesiyle paniğe kapılırsınız. Sonra şöyle bir durup soluklanırsınız. Doğrularla yüzleşirsiniz. Gücünüzü toplar ve meselenin özünü kavrarsınız. Korkunun oturduğu koltuğa, cesaret geçer. Bu en hassas anı, idrak anını takiben zihin dünyanız yeniden şekillenir. Böylelikle daha önce hiç düşünmediğiniz çözümleri öngörmeye başlarsınız.

Yeteri kadar kararlı, heyecanlı ve sabırlıysanız o çözümleri bir bir hayata geçirirsiniz. Bunu yaparken, tekrar ettikçe tek kişilik bir zindan imar eden alışkanlıklar yerine dayanışma, yardım alma ve yeni fikirler size daha çok haz vermeye başlar.

Bir zamanlar sizi endişelendiren bu mesele, artık varoluş nedenlerinizden biri ve hatta çözdükçe yaşama sevincinizi büyüten bir gayeye dönüşür.

Elbette hikâyemiz her zaman böyle seyretmeyebilir. Korkunun koltuğuna cesaret geçemez yani o idrak anı hiçbir zaman gerçekleşmezse parçalanma, hastalık ve yıkım başlar.

İKLİM KRİZİ

Doğa ve -aslında onun bir parçası olan- insanlık arasındaki ilişki, hepimizin içine düşme ihtimali olan bu döngüye çok benziyor. Bu döngünün neresinde olduğumuza dair fikrimi merak ediyorsanız... Tam ortasında.

İnsanın kendini doğadan kopardığı tarihsel sürecin sonucunda “iklim krizi” diye yeni bir terim icat etmiş olması, bu sürecin ortasında olduğumuzun ispatı niteliğinde. 

İklim krizi vardır yoktur tartışmasını yaşayarak kaybettiğimiz yirmi yılın ardından, türümüz meseleyle nihayet yüzleşti. İklimdeki insan kaynaklı değişimi, bir kriz olarak tarif etti. Bugün artık iklim krizi, hepimizin gözle gördüğü, elle tuttuğu ve dahası bedelini ödediği bir gerçek. İnsan eliyle oluşturulan, gezegenimizin gördüğü en büyük “yapay” afet.

Ne var ki bence en hassas eşiği henüz aşmış değiliz. Bu yüzleşmenin ardından alışkanlıklarımızın sadece rengini ve şeklini değiştirerek meselenin çevresinde mi dolanacağız yoksa özüne inerek korkularımız yerine cesaretli yanımıza mı yol vereceğiz. Henüz bilmiyoruz.

Fakat şunu çok iyi biliyorum. Bir sabah uyandığımızda gazetelerde “iklim kriziyle mücadele tamamlandı” gibi bir başlığı asla görmeyeceğiz. Çünkü karşımızdaki mesele tekil bir olgu değil, insan türünün yeniden doğayla uyumlu bir kültür tarif etme sınavı. Demek istediğim, iklim krizi tartıştığımız sorunun özü değil, sadece bir sonucu. Meselenin özüyse insanın doğayla nasıl bir ilişki kurduğu. Türcü, tahakkümcü ve hammaddeci bir ilişki mi, yoksa ekoloji ve ekonominin ayrılmaz beraberliği mi?

DÖNGÜSEL KÜLTÜR

Eylül ayının başında İzmir’de gerçekleşen Dünya Belediyeler Birliği Kültür Zirvesi’nde dünyanın bu çok ihtiyaç duyduğu kültürel dönüşüm, yeni bir kavram olarak tarif edildi: döngüsel kültür. Bu kavram, iklim krizi ve tüm adaletsizlikleri çözümlemek için dört farklı süreci kapsıyor: doğayla, birbirimizle, geçmişimizle ve değişimle uyum. 

İklim krizi gibi evrensel bir meselenin ele alınmasında teknolojik çözümler kadar, belki de daha fazla, adına “döngüsel kültür” dediğimiz çok katmanlı bir değerler manzumesine ihtiyaç var. Bu kavram sadece sanatın değil bilimin, siyasetin ve ekonominin de bir kültürel temele ihtiyaç duyduğuna işaret ediyor. Çünkü...

Kültürsüz bilim olmaz. Olursa atom bombası olur.

Kültürsüz siyaset olmaz. Olursa yolsuzluk olur, darbeler olur.

Kültürsüz ekonomi olmaz. Olursa yoksulluk olur, iklim krizi olur.

KURDA, KUŞA, AŞA

İlk bakışta çok soyut gibi görünen bu ifadelerim aslında Türkiye’de birçok somut uygulamaya sahip. Bir kısmı kadimden gelen, unutulmaya yüz tutmuş bu uygulamalar bugün dünyanın fazlasıyla ihtiyaç duyduğu bir başka kültürel kökten besleniyor.

Örneğin Anadolu insanının tohum ekerken kullandığı “kurda, kuşa, aşa” ifadesi uyaklı bir tılsım olmaktan daha fazlası olsa gerek. Belki de bu ifade, sürdürülebilirlik için tecrübeyle sabit bir matematik ortaya koyuyordur: iki doğaya, bir aşa. 

Nitekim İzmir’de bu anlayışla işlenen milyonlarca dekar tarım arazisi ve mera, dahası bu anlayışla üretim yapan on binlerce üretici var. Başka bir tarım mümkün diye tarif ettiğimiz İzmir tarımı ekosistemini kurarken ana ilham kaynağımız, bu üreticilerin -özellikle de kadınların- nesilden nesile taşıdığı değerli bilgiler. Üç kelimelik bir sözden türeyen bu tarım kültürü, hayranlık verici bir şekilde tüm çağları aşarak iklim kriziyle mücadele için yeni yürürlüğe giren Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat ilkeleriyle bire bir uyum sağlıyor. İzmir tarımındaki yoksulluk ve kuraklıkla mücadelemizi işte bu sağlam temel üzerine inşa ediyoruz.

İklim krizinin İzmir gibi Akdeniz ikliminde bulunan şehirler için en ciddi sonucu, su kaynaklarındaki hızlı azalma. Hal böyleyken Türkiye’de su kaynaklarının yüzde 77’si tarımsal sulamada kullanılıyor. Üstelik, çoğu vahşi sulamayla üretilen ürünlerden çiftçilerimiz yeterli gelir elde edemiyor ve kırsalı terk ediyor. Türkiye tarımı hem yoksulluğun hem de kuraklığın içine sürükleniyor. Başka bir tarım mümkün diyerek uyguladığımız İzmir tarımı bu durumu tersine çeviriyor. Bunu, içinde geri dönüşümün de yer aldığı yeni bir tarım ekosistemi kurarak başarıyoruz. 

İzmir tarımının birinci stratejisi, su kaynaklarını tüketmeyen iklimle uyumlu atalık tohumları ve yerli hayvan ırklarını desteklemek. İkincisi, büyük tarım tekelleri yerine küçük üreticilerle birlikte çalışmak. Son olarak tarımsal üretimi sadece tarlada değil, satış ve pazarlama aşamalarında da desteklemek. İzmir tarımındaki alım ve satış garantisi sistemiyle, doğrudan gelir artışını destekleyen güçlü bir tarım ekonomisi kuruyoruz.

İzmir tarımı, yeşil altyapı, doğa koruma ve geri dönüşüm politikalarımızla iklim krizi hakkında Türkiye’nin ülke ölçeğinde yapması gerekenleri İzmir’de şimdiden başlatıyoruz. Birçok başka yerel yönetimin de bu konularda samimi çabaları olduğunu biliyorum. Öte yandan, Paris Anlaşması’nın Türkiye’de ivedilikle yürürlüğe girmesi yerel yönetimlerin bu çabalarının bütünleşmesi açısından hayati öneme sahip. 

Kurda, kuşa, aşa ifadesi, iklim kriziyle mücadelenin önemli araçlarından biri olan doğa hukukunun gelişimine de rehberlik ediyor. Doğadaki varlıkları merkezinde insanın durduğu bir “çevre” değil doğrudan hak öznesi olarak tanımlıyor.

YENİDEN DOĞAMIZA SARILMAK

İzmir’deki temel hedefimiz şehrin refahını büyütmek ve bu refahın adil paylaşımını sağlamak. Bunun için ekoloji ve ekonomi arasında bir düşman ilişkisi yerine, birbirini besleyen bir uyum tesis etmek zorundayız. Burada, kadim Anadolu kültürü kadar, yeniliğin ve dönüşümün gücü de önem taşıyor.

İzmir kent merkezinde ve kırsalında, binlerce gencin daha iyi bir yaşam için sayısız yenilikçi fikre sahip olduğunu iyi biliyorum. Kadınların yaşamı dönüştürücü gücüne dair derin bir saygı ve umut taşıyorum. Şu çok açık: İklim krizini yaratan eril akıl, kendi içine kapanmaya devam ederek bu meseleyi asla çözemez. Dünyanın ateşini dindirmek, iklimini iyileştirmek için kadınların ve gençlerin söz sahibi olduğu şehir iklimleri kurmak zorundayız. 

İzmir, kimsenin geride kalmadığı ve demokrasinin yaşamın her anında var olduğu eşitlikçi bir şehirdir. İzmir’in kadınları ve gençleri için seferber ettiğimiz tüm fırsatlar, girişimcilik merkezleri ve buluşma alanları bu eşitliği sağlama iradesinin birer yansıması. İzmir’de kadınlar ve gençler için projeler uygulamakla yetinmiyoruz. Özünde doğayla uyum ve adalet olan bir İzmir’i kadınlar ve gençlerle birlikte, hepimiz için tasarlıyoruz.

İklim krizi her ne kadar kendini sıklaşan doğal afetlerle ifade etse de özü itibarıyla doğadan kopuşun, insanın kendine yabancılaşmasının bir sonucu. Gezegenimizin ve insanlığın karşılaştığı bu ilk büyük yapay afetle başa çıkmanın yoluysa çok açık:

Yeniden birbirimize sarılmak. 

Korkunun yerine cesaretin geçmesine izin vermek.

İyilikte yarışmak.

Dahası...

Yeniden doğamıza sarılmak.

Yeryüzünün hâkimi olduğumuz düşüncesinden, yeryüzünün belki de bu en romantik fikrinden bir an önce kurtulmak. Doğrularla yüzleşmek.

Dünyayla ve hep birlikte iyileşmek.

TUNÇ SOYER 

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI 

Yazarın Son Yazıları

Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025