Meclis başkanı seçimi: Beceriksizlik ve kaçan fırsat

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Kardeşim oldubitti, alan kaçtı, artık bu konuda yazacak ne var, diyebilirsiniz... Pek de öyle değil; çok önemli bir konuda strateji eksikliği, bir süreci güdememek, bence yeterince tartışılmadı. CHP meseleyi MHP’nin üzerine yıkmadan önce kendine sormalı: Başkanlığın AKP’ye geçmesini önlemek için gerekli olanı yaptım .. Bence hayır.
Önce sonucu yazalım: Meclis Başkanlığı’nı AKP teslim alarak, büyük bir seçim yenilgisinin ardından, kendine güven ve güç kazandı. Özellikle bugünkü gibi hükümet kurma meselesinin askıda olduğu, görüşmelerin ne kadar süreceğinin bilinmediği, seçim hükümeti kurmanın bile gündemde olduğu bu süreçte, Meclis Başkanı’nın Meclis’i istediği gibi çalıştırma yetkisi var. Başkan, Meclis’i sürekli işlevsiz tutabilir.
Ama isterse, Meclis, tüzüğünde yapılabilecek değişikliklerle tıkır tıkır çalışabilir, komisyonlar kurulabilir, partiler arasında anlaşma sağlanırsa, önemli acil yasaları bile kararlaştırabilir..
CHP milletvekili Zekeriya Temizel ile, ortak bir dostun kızının düğününde sohbet ediyoruz. Diyor ki: muhalefetteki partiler en acil 8 demokratikleşme yasasını bu süre içinde isterlerse çıkarabilirlerdi, Meclis yasa yapıcı olarak çalışabilirdi.
- Yani Birinci Meclis gibi mi..
- Evet.. Şimdi ise bu fırsat kaçtı!

***

Başkanlık nasıl AKP’ye kaptırıldı?
* Önce, Cumhurbaşkanı, ağır yenilginin altında ezilirken Baykal ile birlikte tepeden olayın içine girdi. Balıklama, çok başarılı!
* Baykal, başkanlığa seçilerek siyasi hayatını, “Cumhurbaşkanını temsil” sıfatıyla da noktalama fırsatını yakaladığını düşünüyordu. RTE’nin kendisini görüşmeye çağırması bile, seçilebileceği umudunu yeşertmesi için yeter nedendi!
* Böylece CHP’nin de Meclis Başkanlığı seçimi politikası kilitlendi. Kılıçdaroğlu-Baykal arasında görüşmelerden “sonuna kadar Baykal’a destek” görüşü çıktı ve esnek davranma yeteneği kalmadı.
Soru: CHP seçimden ne bekliyordu?
AKP dışından birinin seçimi mi, yoksa kim seçilirse seçilsin mi.. Stratejinizi buna göre kurarsınız:
* CHP Baykal’ın seçimi üzerine odaklandı. Bu belki, geçen Cumhurbaşkanlığı seçiminde “adayın mı yoktu, neden E. İhsanoğlunu destekledin” yoğun protesto ve eleştiriler altında ezilmenin bir sonucu, veya “Baykal’ın arzusunu destekleme” görüşünden kaynaklanmış olabilir. Bu durumda, “Meclis Başkanlığı’nı AKP de alabilir, bizim için fark etmez” görüşünü savunmuş olursunuz. Ama CHP sonuçtan şikâyetçi oldu ve MHP’ye yüklendi. Oysa MHP de CHP gibi “adayımın arkasındayım sonuna kadar” politikasını ilan etmişti.
* Bu durumda, CHP’nin politikası belirleyici olacaktı: 3. turda Baykal’ın adaylığını geri çekme ve İhsanoğlu’nu ikinci aday yapma. Veya 4. turda Baykal’ın adaylıktan çekilerek, İhsanoğlu’nun ikinci adaylığa yükselip son tur seçime girmesi.

HDP ne yapardı?
* CHP’nin son turda İhsanoğlu’na destek vermesi, Başkan seçilmesi için yetmezdi. HDP de İhsanoğlu’na vermeliydi. Bu aşamada, AKP’li adayın Meclis Başkanı seçilmesinde tüm sorumluluk HDP’nin üzerinde kalırdı.
* Deniyor ki, “MHP HDP’yi parti olarak bile tanımadığını açıkladı, HDP niye gidip adayına oy versindi..” Bir parti stratejisini, diğer partinin kendisine yönelik politikasına göre kurmaz, kurmamalı. Burada senin politikan ne sorusu birinci derecede önemlidir.
* Ben, HDP’nin böyle bir durumda MHP adayına oy vereceğini düşünmek isterim. Tabii, AKP’nin başkanlığı almasına karşı bir istekleri varsa.. HDP böyle bir testten sıyrılmış oldu!
* Deniyor ki: Ha AKP ha MHP, ne fark olurdu aralarında.. Ben de diyorum ki, bırakın bu siyaset dışı saçmalıkları! Bu lafları, Cemaat ile AKP arasında ne fark var ki, zırvalıklarını da çok dinlemiştim...
Noktalayalım: Meclis Başkanlığı seçimini önce CHP+Baykal, AKP’ye teslim etti. Bu teslimiyette HDP’nin olası rolünü ne yazık ki test etme olanağı olmadı! Bırakın MHP’yi suçlamayı. Kendinize bakın. Onun AKP ile ilişkisi zaten bilinmektedir.  


Yazarın Son Yazıları

Dakika bir gol bir-iki 17 Kasım 2020