Hayırlara Vesile Kavga...

09 Aralık 2013 Pazartesi

Divan Edebiyatı’nın önemli sanatlarından biri de mısra-ı berceste’dir. Sözlük, Osmanlıcadan Türkçeye benim çevirdiğim biçimiyle karşılığını şöyle açıklıyor: “Zahmetsizce anımsanabilen fakat yüksek bir anlam taşıyan dize.”
Kimi gazetelerin mutfağında çalışan arkadaşlarımız, vurucu ve albenili başlık atma zorunluğundan olsa gerek, Başbakan Erdoğan’ın ağzından kendisine bir mısra-ı berceste kazandırmış oldular.
İktidar-cemaat kavgası açısından yüksek bir anlam taşıyan açıklamayı Başbakan, Moskova’da Putin’le yaptığı yüksek istişare (danışma) toplantısından dönerken uçakta yapmıştı.
Kurduğu cümlenin tamamı da şöyleydi:
“Şimdiye kadar cemaatteki kardeşlerimiz bizden ne istediler de yapmadık?”

***

Yaptıklarının başında, Terörle Mücadele Yasası’ndan silahsız terör örgütlerini kapsayan bölümü çıkararak, Fethullah Hoca’yı yargılandığı davadan kurtarmak geliyor. Bu değişikliğin davanın aklanmayla sonuçlanmasını sağladığı biliniyor.
Türk Ceza Yasası yenilenirken kaçak eğitim kurumu açanlara verilen hapis cezası sınırının erteleme kapsamına sokulması ile kaçak eğitim kurumunun kapatılması kuralının kaldırılması da verilenlerden bir başkasını oluşturuyor.
Özel görevli mahkemelerde görevli savcı ve yargıçların kuraldışı uygulamalarına, oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun sağladığı zırh yetmiyordu.
Özellikle özel hayatın gizliliğini yok eden yaklaşım, kimi ilgisiz telefon görüşmelerinin yazıya dönüştürülerek belge diye dosyalara konulup kamuoyuna açık duruma getirilmesi, savcıların başını ağrıtmaya başlamıştı. Açılan tazminat davaları nedeniyle kimi savcılar neredeyse aylıklarının haczedilmesi durumuyla karşı karşıya kalacaklardı.
Anımsarsınız, İlhan Ağabey de 3 özel görevli savcıdan davacı olmuş ve tazminat alma hakkını kazanmıştı.
AKP baktı ki savcılar ve yargıçlar verimli çalışamayacak(!) hemen yasayı değiştirip davaların savcı ve yargıçlara değil Adalet Bakanlığı’na açılmasını sağladı.
Ama hayat her zaman istenildiği gibi gitmiyor.
Bir gün geldi ki, güvence altına alınan hâkim ve savcıların elinden kurtarmak adına MİT Müsteşarı Hakan Fidan için özel yasa çıkarıldı. Cemaatin 7 Şubat darbesi de böylece önlenmiş oldu.

***

Bunlar, verilenlerden ilk ağızda akla gelenler.
Verilenlerin çetelesini tutup son günlerdeki AKP-cemaat kavgasına renk katan yandaş köşe yazarından geçilmiyor.
Kimileri cemaatçi Emniyet ve yargı mensuplarının yarattığı skandallara karşı Başbakan’ın onları nasıl savunduğunu anımsatıyor. Cemaat medyasını yerden yere vururken şöyle yazıyor: “Bu manşeti atanlar hiç mi aynaya bakmaz.
O gazetecileri tutuklayan savcıların arkasında hep camia medyası vardı.”
Fethullah Hoca’ya da sesleniliyor:
“Muhterem Hocam, 2004’ten ama özellikle 2007’den sonra hizmet mensuplarının bürokraside, özellikle de Emniyet ve yargıda ne kadar kritik yerlere getirildiğini herkes biliyor artık. Hele yargıdaki hizmet mensuplarının eski rejimin askerci-Kemalist HSYK’sinden korumak için Başbakan Erdoğan’ın neler yaptığını en iyi siz biliyorsunuz. Şayet Başbakan’ın iradesi olmasa, HSYK’yi Adalet Bakanı ve müsteşarının varlığı ile kilitlemese, defalarca o arkadaşlar görevden ihraç edilir ve avukatlık bile yapamaz hale gelirlerdi. Erdoğan hep kritik konumlarda olan savcılara ve hâkimlere sahip çıktı.”

***

Kimileri de tuttuğu çeteleden yola çıkarak 2004 ve sonrasıyla ilgili olarak şu soruları yöneltiyor:
Kaç valiniz vardı, kaç oldu? Kaç üniversiteniz vardı, kaç oldu? Ticaret hacminiz neydi, kaç oldu? Kaç milletvekiliniz vardı, kaç oldu? Kaç bakanınız vardı, kaç oldu?
Bir profesör de ekranda, Başbakan’ın sırf Rusya Federasyonu’ndaki Gülen okullarına yönelik baskıyı önlemek için Putin’e gittiğini açıklıyor.

***

Galiba ilk defa bir kavga, ülkenin nasıl bugünlere geldiğini ortaya koyarak hayırlara vesile oluyor...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları