Epstein ile dünya bir anda kararmadı
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Epstein ile dünya bir anda kararmadı

13.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı? Yoksa artık sarsılma eşiğimiz mi kalmadı? İnsan zihni sürekli dehşetle karşılaştığında bir noktadan sonra tepki vermez. Kendini korur. Uyuşur. Şaşırmamayı öğrenir. Bugün bizi ürkütmesi gereken asıl şey yalnızca o dosyalarda yazanlar değil… O satırları okurken hissettiğimiz soğukkanlılıktır.

Çünkü bu karanlık bize yabancı değil. Kötülük bizim için uzakta, yabancı, istisnai bir olay değil ki… Para uğruna, yaşamı korumak için yemin etmiş ellerin yeni doğmuş bebeklerin kaderiyle oynayabildiğini gördük biz. Yenidoğan çetesi diye bir kavramla tanıştık. Narin bir çocuk bedeninin el birliğiyle, sessizce toprağa gömüldüğünü, üzerinin ise koca bir köyün suskunluğuyla örtüldüğünü izledik. Yalnızca bir cinayetin değil; kolektif suskunluğun anatomisini seyrettik.

Bir zamanlar kötülüğün bir sınırı olduğuna inanırdık. Buna inanmak zorundaydık. Çünkü insan zihni, dünyanın tamamen karanlık olabileceği fikrini taşıyamaz. Kendimizi korumak için bir çizgi çizeriz; “Bu kadar da olmaz” deriz. Bu cümle, gerçeğin değil, psikolojimizin savunma duvarıdır. 

Ama zamanla o çizgi silindi. Her yeni olay, bir öncekini normalleştirdi. Dün imkânsız dediğimiz, bugün sıradanlaştı. 

Peki insan, kötülüğün sınırını dış dünyada değil, kendi tahammül eşiğinde kurduğunu fark etti mi…

GÜCÜN ZEHİRLEDİĞİ ZİHİN

Epstein bu yüzden yalnızca bir suç hikâyesi değil. Bir insan hikâyesi. Daha doğrusu, insan zihninin güçle temas ettiğinde nasıl değişebildiğinin karanlık bir kaydı.

O dosyalarda yalnızca sapkınlık yok. Bir zihin yapısı var. Kendini ayrıcalıklı, dokunulmaz ve üstün gören bir bilinç. Epstein’ın yıllar boyunca kadınları hamile bırakarak kendi genetik mirasını çoğaltma fikrine saplanması, bilim insanlarıyla temas kurarak insan türünü “yeniden tasarlama” hayalleri… Transhümanizm, öjeni… Bunlar yalnızca sapkınlık değil. Bu, insanın sınırlarını aşma arzusunun patolojik bir biçimi. Tanrı rolüne soyunma dürtüsü. Tanrı kompleksi! 

Tarih, kendini insanlığın üstünde gören zihinlerin felaketleriyle doludur. Ama burada farklı olan şey, kötülüğün ilkel değil; rasyonel oluşudur. Çünkü bu zihinler kendilerini suçlu görmez. Yaptıklarını bir deney, bir proje, bir “üstünlük arayışı” olarak tanımlar. Vicdanı susturmanın en etkili yolu, eylemi ahlaki değil, teorik bir çerçeveye yerleştirmektir.

Güç insanı bir anda değiştirmez. İçindeki karanlığı adım adım büyütür. Bir noktadan sonra servet, statü yetmez. İnsan zihni sıradan hazlara karşı körleşir. Daha fazlasını ister. Daha yasak olanı. Daha dokunulmaz olanı. Empati duygusu zayıf bir zihin, güçle birleştiğinde haz aramaz; egemenlik arar. Mesele artık zevk değildir. Mesele, başka bir hayat üzerinde mutlak hâkimiyet kurma hissidir. Çünkü mutlak güç, kendini en çok başkası üzerinde kurulan mutlak kontrolle hisseder. Bir insanın kaderini belirleyebilmek… Onu kullanabilmek… Onu susturabilmek. İşte bu noktada sapkınlık, sıradan bir suç olmaktan çıkar. Bu, insanın kendini insanlıktan ayırmaya başladığı kırılma noktasıdır.

RASYONELLEŞTİRİLMİŞ KÖTÜLÜK

Bu karanlık yalnızca bir zihnin içinde yaşanmadı. Gerçekti. Belgelerle, ifadelerle, uçuş kayıtlarıyla, tanıklıklarla ortaya saçıldı.

Epstein yıllarca dünyanın en güçlü çevrelerine sızdı. Siyasetçiler, milyarderler, prensler, teknoloji patronları, CEO’lar… İsimler yalnızca zengin değildi; etkiliydi. Karar alabilen, yön verebilen, dokunulmaz görülen insanlar. O özel uçuşlar, kapalı toplantılar, o izole adalar… Bunlar birer söylenti değil, kayıtlara geçmiş gerçeklerdi. Epstein insanların işini gördü, kapıları açtı, bağlantılar kurdu. Bir anahtar gibi değil, bir maymuncuk gibi çalıştı. Her kilide uydu, her çevreye sızdı, her kapıyı araladı. Onun gücü yalnızca parasından gelmiyordu; insanların ihtiyaçlarını, maalesef zaaflarını ve hırslarını okuyabilmesinden geliyordu.

Epstein yalnızca karanlık bir suç ağı kurmakla kalmamış, bilim dünyasının içine de girmişti. Prestijli akademisyenlerle temas kurmuş, araştırmaları finanse etmiş, Nobel ödüllü bilim insanlarının bulunduğu çevrelere ulaşmıştı. Bazıları, onun sunduğu imkânların, geçmişteki suçlarını görmezden gelmelerine neden olduğunu itiraf etmişti… Epstein yalnızca para, güç ya da siyasi bağlantılar aracılığıyla değil, itibar üzerinden de kendine bir zırh ördü. Saygın bilim insanlarına ve kurumlara verdiği destek, onu meşrulaştıran bir vitrine dönüştü. Bazıları bunun farkındaydı, belki bazıları değildi ama Epstein ne yaptığını biliyordu. İtibarı, suçunun en görünmez kalkanına çevirmişti.

İşte sistem burada başlar. Güç, yalnızca suç işlemek değildir. Güç, suçun etrafında bir sessizlik alanı yaratabilmektir! Para, erişim, statü… Bunlar yalnızca zenginlik göstergesi değil; aynı zamanda bir kalkan işlevi görür. Bu kalkanın arkasında suç, bireysel bir sapkınlık olmaktan çıkar; örgütlü bir düzene dönüşür. Küçük bir bedenin toprağa saklanıp, gerçeğin bir köyün suskunluğuna emanet edildiği o olayda da benzer bir mekanizma işlemedi mi? Hakikati öldüren şey çoğu zaman suçun kendisi değil, etrafında kurulan sessizlik olmuyor mu… 

Türkiye’de yıllarca kapalı bir yapı kuran, etrafında mutlak kontrol alanı oluşturan ve görünür güçle kendine meşruiyet üreten örnekler bir değil. “Kedicikler” etrafında kurulan düzeni hatırlayalım…

Ölçek değişir, aktörler değişir, karanlığın derinliği farklı olabilir ama yöntem benzerdir.

Epstein türü yapılar yalnızca güçle değil, birlikte işlenen suçla ayakta kalır. Çünkü insan tek başınayken yapamayacağı şeyleri, bir grubun parçası olduğunda yapabilir. Vicdan, kalabalık içinde sessizleşir. Sorumluluk bölünür. Suç, kişisel bir tercih olmaktan çıkar; bir “ortak pratik” haline gelir.

Kapalı çevrelerin kendi ahlakı vardır. Dışarıdan bakıldığında dehşet verici olan, içeride sıradanlaşır. Çünkü normu artık toplum değil, grubun kendisi belirler. “Herkes yapıyor” duygusu, insanın içindeki son sınırı da aşındırır.

Epstein’ın etrafındaki yapı tam olarak buydu. Kapalı odalarda, adalarda, artık birey kalmamıştı. Orada bakanlar, prensler, milyarderler yoktu. Orada birbirinin karanlığını bilen insanlar vardı. Bu bilgi, onları susturuyor, birbirine bağlıyor, suçun devamını sağlıyordu. 

Bir insan, suçunu gizlemek için susar. Ama bir grup, varlığını korumak için susar. İşte bu yüzden bazı kötülükler yalnızca işlenmez, korunur.

Bu zihniyet yeni değil. İnanç kurumlarının, ahlakın temsilcisi sayılan yapıların içinde benzer ne karanlıklar yaşandı… Spotlight filmini hatırlayalım… Suç çoğu zaman yalnızca işlenmedi, korundu da. Kurumlar kendini savundu, çevre sustu, gerçek ancak üzerine gidildiğinde açığa çıktı. Çünkü mesele kişiler değil, zihindir. Güç denetlenmediğinde ve insan kendini hesap vermekten muaf gördüğünde, tarih aynı karanlığı farklı yüzlerle yeniden üretir.

***

Hikâyeye bakın. Hangi distopya bu kadar gerçek olabilir? Kurgu değil, senaryo değil, alegori değil. Gerçek.

Onlara “şeytan” demek kolay. Çünkü şeytan insan değildir; uzak, yabancı, masalsı bir varlıktır. Oysa burada gördüğümüz şey çok daha rahatsız edici: Güç ve parayla zehirlenmiş insan zihninin alabileceği en karanlık biçim. İnsan, kendini sınırsız gördüğü anda sınır tanımaz. Kötülük bazen, akılsızlıktan değil; soğukkanlı bir akıldan doğar.

Bu zihniyet için insan bedeni yalnızca bir nesnedir. Biyoloji bile bir oyun alanına dönüşür. Kontrol etme, dönüştürme, hükmetme arzusu… Empati yoksunluğu, narsisizm ve zekâ birleştiğinde ortaya çıkan şey, içgüdüsel değil; rasyonelleştirilmiş bir kötülüktür. Suç, kendi içinde ahlaki bir sorun olarak değil, bir proje olarak görülür. Böylece vicdan susturulur. Çünkü kendini insanlığın parçası değil, onun üstünde gören bir zihin için sınır yoktur.

Bu yüzden “şeytan” boynuzlu bir yaratık değildir. Şeytan; denetlenmeyen güçtür, şeffaf olmayan servettir, empati yetisini kaybetmiş insan aklıdır. Bu akıl kutsandıkça, alkışlandıkça, dokunulmaz sayıldıkça kurban istemeye devam eder.

***

Dosyalar ortada. İsimler ortada. Kanıtlar ortada. Ve biz bakıyoruz. Okuyoruz. Paylaşıyoruz. Sonra hayatımıza devam ediyoruz.

Tutuklanan yok. Hesap veren yok. Sarsılan bir düzen yok. O halde soru şu: Bize bu dehşeti göstermekle ne amaçlanıyor? Öfkelenmemiz mi? Şok olmamız mı? Yoksa yalnızca görüp alışmamız mı?

Kötülük teşhir ediliyor, ama cezalandırılmıyor. Suç görünür oluyor, ama dokunulmaz kalıyor. Zamanla zihin şu yanılsamaya sürükleniyor: “Demek ki böyle işliyor dünya.” Kanıksama, tam da burada başlıyor. 

***

Bugün kötülüğün sıradanlaştığı, yozlaşmanın normalleştiği, gücün erdemi ezdiği bir çağdayız. “Dünya bozulmuş” diyoruz. Ama bu düzenin değişmesi için ne yapıyoruz? Çoğu zaman hiçbir şey. 

Dünya bir anda kararmadı. Onu karartan, yalnızca kötülük değildi. Ona alışan insanlardı.

Yazarın Son Yazıları

Epstein ile dünya bir anda kararmadı

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı…

Devamını Oku
13.02.2026
Trump’tan tüm dünyaya

Bugün siyaset, çözüm üretmekten çok sürekli bir gerilim hâlini yönetme sanatı gibi çalışıyor.

Devamını Oku
06.02.2026
İnsanoğlu devam etmeyi sorguluyor

Dünya yaşlanıyor.

Devamını Oku
30.01.2026
Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Devamını Oku
17.04.2025
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Devamını Oku
20.03.2025
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Devamını Oku
13.03.2025
Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Devamını Oku
06.03.2025