Şahin Aybek

Din eğitimi hiçbir erken çocukluk öğretim programında yer almamaktadır!

07 Aralık 2021 Salı

İNANÇ TEMELLİ EĞİTİMİN KARŞISINDA AKILCI VE BİLİMSEL EĞİTİM

“Erken yaşlarda verilen eğitimin özellikleri ve niteliği, çocukların düşünceleri, davranışları ve yaşantılarını oluşturması ve düzenlemesi yönünde belirleyici bir unsurdur. Eğitim politiktir ama dogmatik değildir. Çocuğun ten rengi olmaz, milliyeti olmaz, ebeveyninin ne iş yaptığı bizi ilgilendirmez, sınıfı olmaz, inancı olmaz. İnanç temelli eğitimin karşısında akılcı ve bilimsel eğitimi konumlandırıyorum. Toplum refahı ve insan esenliği, akılcı ve bilimsel düşünebilen insanların elindedir.”

20. Milli Eğitim Şurasında alınan tartışmalı kararları, ilgili alanın eğitim bilimcileri ile mercek altına aldığımız önemli röportajların ikincisini bugün yayınlıyoruz.

Bu röportajı da, 1-3 Aralık 2021 tarihleri arasında Ankara’da yapılan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda komisyonlarca tartışılması yapılmadan ve görüş oluşturmadan, gündem dışı madde olarak oylamaya sunulan ve oy çokluğu ile kabul edilen “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır.” maddesine istinaden yapıyoruz.

Konuyu Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Erken Çocukluk Eğitimi Programı öğretim üyesi Doç. Dr. Mine Göl-Güven ile konuştuk. Mine hocamın parantez içindeki kısa özgeçmişine bakınca bu konuyu hocamızla konuşmamızın önemi daha iyi anlaşılacaktır. (Sosyal ve duygusal öğrenme ve çocuk oyunu derslerini vermekte ve bu konularda araştırmalar yürütmektedir. Boğaziçi Üniversitesi, Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürüdür. Journal of Childhood, Education & Society dergisinin editörlerindendir. CocukBogazici oluşumununun kurucusudur ( www.cocukbogazici.com ; @cocukbogazici). Yeniinsan yayınevinden basılan “Çocuklukta Sosyal ve Duygusal Öğrenme” başlıklı kitabın editörüdür. Esin ve Deniz’in annesidir.)

Sevgili hocam erken yaşlarda verilen eğitim neden önemlidir?

ERKEN YAŞLARDA AKILCI DÜŞÜNMEYİ VE BİRLİKTE YAŞAMAYI ÖĞRENMEK

Demokrasi anlayışına sahip, demokratik bir toplum oluşturmak ve böyle bir toplumda yaşamak için çoğunluk değil çoğulculuk, tek tipçilik değil çeşitlilik ilkelerine uygun bir eğitim anlayışı ve bu anlayışla örtüşen eğitim uygulamaları geliştirmek gerekir. Demokratik bir vizyonla geliştirilen eğitimin çıktıları, ülkelerin refahı ve esenliği olmakla birlikte ülke vatandaşlarının da yetkin, hayattan beklentileri yüksek ve üretken bireyler olmalarıdır. 

Erken yaşlarda verilen eğitimin özellikleri ve niteliği, çocukların düşünceleri, davranışları ve yaşantılarını oluşturması ve düzenlemesi yönünde belirleyici bir unsurdur. Ben kimim sorusuna verdiğimiz cevabın yapı taşları erken çocuklukta atılır. Her birimizin mizacı ve olay ve durumları ele alma şekli ebeveynlerimiz başta olmak üzere yakın çevremizle olan etkileşimlerimiz sonucunda oluşur. Erken yaşlarda kendimiz olabilmek için ne kadar çok ve sık anlayışlı ortamlarla ve kişilerle karşılaştıysak o kadar kendi yolumuzu tayin etme fırsatı yakalamış oluruz. Diğer türlüsü ise katı, şekillendirici ve kopyacı bir anlayışla “benim gibi”, “benim istediğim gibi” bireyler yetiştirmektir. Bu bireyler ise kimlik arayışı içinde olan, başkalarının onlar için yaptığı seçimleri hayatları boyunca sorgulayan veyahut sorgulamayıp başkalarının tahakkümü altında verimsiz, özensiz ve umutsuz bir yaşam sürdüren kişiler olur.

Hocam eğitimin politik ama dogmatik olmadığını mı söylüyorsunuz?

Evet, eğitim politiktir ama dogmatik olamaz. Erken çocukluk eğitimci ve gelişimcileri, çocuk ve çocukluk araştırmalarına ve uygulamalarına çocuktan başlanılmasını önerir. Çocuk nesne değil öznedir. Pasif alıcı değil, merak eden, keşfeden, soru soran, araştıran, gözlemleyen aktif bir topluluk üyesidir. Çocuğun yaşantılarında ona bir şeyler öğreten yetişkinler değil, onun bu öğrenme yolculuğunda ona eşlik eden, onu gören, gözeten ve dinleyen yetişkinlere ihtiyacı vardır. Hiçbir eğitimci ve gelişimci çocuk yetiştirmekten bahsetmez, çocukların şimdi ve burada yaşadığı an ve mekandan başlar her şey der. Çocuğun ten rengi olmaz, milliyeti olmaz, ebeveyninin ne iş yaptığı bizi ilgilendirmez, sınıfı olmaz, inancı olmaz. Çocukların görüşleri ve bakış açıları oluşur, oluşma halindedir. Kendisinin ve çevresinin keşfinde bir çocuğa eşlik etmek kadar güzel bir duygu yoktur. Ama ne yazık ki, çocuğu kendi politikaları, kendi niyetleri ve ideolojilerini gerçekleştirme uğruna kullanan insanlar da var. Biz eğitimci ve gelişimciler, bu tür bir çocuk kullanımına izin veremeyiz. Çocuğun yüksek yararını gözetmeli ve onun özgür ortamlarda ve özgür düşünen yetişkinlerle etkileşimini önceliklendirmeliyiz. 

Hocam siz bu durumda inanç temelli bir eğitimin karşına neyi koyuyorsunuz? 

İnanç temelli eğitimin karşısında akılcı ve bilimsel eğitimi konumlandırıyorum. Bir insanın inanç sahibi olmasında veya olmamasında hiçbir sorun yoktur. Her bireyin hayata bakışı ve hayatını nasıl yaşaması gerektiği ile ilgili bir görüşü ve buna uygun davranışları olabilir. Ama toplumların, insanların bu iradeye sahip olacağı zamana kadar onlara sunacağı farklı fırsatlar olmalıdır. İnancı gerekçelendirmek gerekmez ama bir düşünceyi gerekçelendirmek gerekir. Düşünceyi gerekçelendirmek için bireyin, bir düşünme sistemi oluşturmasına, sorgulamaya, veri toplamaya, değerlendirmeye, eleştirel bakış açısına, farklı bakış açılarından durumu anlamaya ihtiyaç vardır. Bu yüzden dünyayı nesnel değerlendirme ölçütleri ile görebilme ve değerlendirebilme donanımına sahip bireyler her toplum için kaçınılmaz bir işlevselliktedir. Günümüz toplumlarında iletişim, teknoloji, veri kullanımı, Covid-19 ile bir kere daha gördük ki biyoloji ve kimya bilgisi zorunludur ve önceliklidir. Toplum refahı ve insan esenliği, akılcı ve bilimsel düşünebilen insanların elindedir. Bu insanın neye inandığı ise kimseyi ilgilendirmez, açıkçası bir insanın inançlı olmasının kendisinden başka kimseye de bir faydası yoktur.

Sayın hocam erken yaşta dini eğitim öğretim programlarında yer almakta mıdır?

İnanç veya din eğitimi hiçbir erken çocukluk öğretim programında veya uygulamalarında yer almamaktadır. Bazı dini öğelerin kültüre yerleşmesi sonucunda (örneğin ülkemizde kutlanan bazı dini bayramlar gibi) aynı ulusal bayramlar (örn., 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı), özel günler (örn., Dünya Çevre Günü) ve kişiye özel kutlamalarda (örn., çocukların doğum günleri) olduğu gibi okulların programına veya günlük akışa dahil edilmesi söz konusudur. Ancak, programa ve günlük yaşantıya dahil edilen hiçbir içerik ve uygulama herhangi bir grubun ayrıcalıklı görüldüğü üstenci ve çoğunlukçu bir yaklaşımla ele alınamaz. Çocuklara, milliyet, din, inanç, cinsiyet gibi doğuştan gelen özelliklerimizden bağımsız kim olursak olalım, eşit bireyler olduğumuz ve birlikte yaşam kültürünü yaşattığımız anlayışı ve bilinci ile yaklaşılmalıdır. 

Kültürlerarası, inançlar-arası ve çokkültürlülük gibi olgular kapsayıcılık ilkesi temelinde, çocukların sorgulamalarına ve tartışmalarına fırsat verilerek ele alınabilir fakat böyle bir yapı dahi çocukların hazır bulunuşluklarına göre, incelikle sunulmalıdır. Benzer şekilde, içerik ve yöntem açısından didaktik ve şekilci bir anlayışla kurgulanan eğitim ortamları, öğretmen pratikleri ve öğretim materyalleri de faydadan çok zarar verir. Çocukların, yaşantılarından yola çıkarak, kendiliğinden oluşan bir durum üzerine sorular sorması teşvik edilerek, soyut kavramların somut ve anlaşılabilir hale dönüştürme fırsatlarının sunulması gerekir. Örneğin, “Hayvanları sevelim, koruyalım.” gibi bir mesajın çocuklara iletilmesi yerine, “Hayvanların duyguları var mıdır?” “Duygularını nasıl ifade ederler?” gibi felsefi sorular sorulmasının, daha da iyisi çocukların “felsefi problemler” yaratmalarının teşvik edilmesi, çarpıcı fotoğrafların tartışılması, karşılaştırmalar yapılması ve karşıtlıkların irdelenmesi ama daha çok çocukların aktif olmalarını sağlayan, duyularıyla deneyimlemelerine fırsat veren yöntem ve uygulamaların programda yer alması önemlidir.

Hocam size son olarak tüm bu tartışmaların ötesinde “Nasıl bir eğitim?” diye sormak istiyorum.

Kültür, sanat, spor ve oyunun önceliklendirildiği, ekoloji, iklim, biyoçeşitlilik gibi yaşamın devamlılığı için elzem konularla ilgili farkındalık yaratıldığı, tartışıldığı, akılcı ve eleştirel  düşünme (neden, neden … değil), tahmin yürütme (peki … olsaydı ne olurdu?), sorgulama, argüman oluşturma ve nedensellik gibi bilişsel becerilerin ve sosyal duygusal öğrenme becerileri arasında yer alan, kendini tanıma, duyguları anlama ve ifade etme, duygudaşlık gösterme, kendinden farklı özelliklere sahip veya farklı gruplara üye olan kişilerin düşünce ve duygularını anlama, önyargılar, ayrımcılık, dışlama ve ötekileştirmeyle mücadele etme, hakça ve adil davranış sergileme, etik kararlar verme, iletişime, etkileşime ve ilişki geliştirmeye açık olma ve sürdürme gibi becerilerin bu yaşlarda desteklenmesi öncelikli konularımız olmalıdır. Çocuğu önceliklendiren, onun yaşantısında anlamlı olan, özgür ve akılcı seçimler yapabileceği alanlar ve fırsatlar sunan eğitim anlayışı ile toplumların refahı ve bireylerin esenliği sağlanabilir. Çocukların şimdisini ve geleceğini, onları politik amaçlara hizmet eden bir aygıt olarak nesneleştirerek heba etmeyelim.    

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Şura’da alınan kararların değerlendirilmesine yönelik röportajlarımız devam edecek. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları