Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır. Her ülke, kendi sermaye gelişim süreçlerine göre düzenlemeler yapmıştır. Örneğin, İngiltere’de Sanayi Devrimi’nden sonra fabrikalarda çalışan işçilerin üçte ikisini çocuklar ve kadınlar oluşturmaktaydı. Bununla birlikte çocuk işçiliğine yönelik birçok yasal düzenlemeler de beraberinde gelmiştir. Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasına yönelik kısıtlamalar getirilmesi de toplumsal tepkilerin sonucu olmuştur. İlk çocuk işçiliği yasası İngiltere’de “çıraklık yasası” olarak bilinen bir düzenleme ile olmuştur. Ekonomideki bu gelişmeler eğitimin içeriğini de belirler hale gelmiştir.
Avrupa’daki ekonomik gelişmelerin dışında kalmamak için Osmanlı’da da kimi adımlar atılmıştır. Bunlardan birisi İstanbul Sanayi Mektebi’dir. 1868 yılında kurulan bu okulun amacı ekonomide Avrupa ile yarışır hale gelmek için kalifiye eleman yetiştirmek olarak kurgulanmıştı. Cumhuriyet döneminin meslek okulları serüveni ise şöyle gelişti: 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde her bölgenin gereksinim ve olanaklarına göre sanayi okullarının kurulması, sanayi çıraklık okullarının ve ustalık kurslarının açılması karar altına alınmıştı.
ÖĞRETİM BİRLİĞİ’NDEN GÜNÜMÜZE…
3 Mart 1924 tarihinde Öğretim Birliği Yasası çıkarılarak eğitim, “herkes için kamusal bir hak” olarak tanımlanmış ve öğretimde birlik sağlanmıştır. 1941’de kurulan Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı, 1960 yılında Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü ve Ticaret Öğretimi Genel Müdürlüğü olarak yeniden örgütlenmiştir. 2011 yılında çıkarılan 652 sayılı kanun hükmünde kararnameyle, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı meslekî ve teknik eğitimin yürütülmesinden sorumlu altı birim Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü (MTEGM) adı altında birleştirilmiştir. Ayrıca yaygın mesleki eğitim ile açık öğretim kurumları da Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü (HBÖGM) bünyesinde toplanmıştır.
Çıraklık eğitimi ise 1977 yılında çıkarılan 2089 Sayılı Çırak, Kalfa ve Usta Kanunu ile çırak, kalfa ve usta yetiştirme görevi Mili Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak mesleki eğitimin parçası haline gelmiştir. 1986 yılında çıkarılan Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu ile mesleki eğitimde köklü biçimde değişiklik yapılarak okul dışında işyerinde çalışmanın yasal dayanağı oluşturulmuştur. Bu kanun 2001 yılında yapılan değişiklikle birlikte Mesleki Eğitim Kanunu adını almıştır.

İKİLİ SİSTEM
Mesleki eğitimde, okul sanayi işbirliğini hedefleyerek yapılan en önemli köklü değişiklik 1986 yılında çıkarılan 3308 Sayılı Meslek Eğitimi Kanunu’dur. Daha sonra çok sayıda değişikliğe uğrayarak piyasanın etkisi artırılmış ve genişletilmiştir. Bu kanunla ikili sisteme geçilerek “örgün”, “çıraklık” ve “yaygın” eğitimleri kapsayacak biçimde mesleki eğitim yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte meslek liseleri öğrencilerinin teorik eğitimlerini okulda, beceri eğitimlerini içeren teknik uygulamalarını ise hem okulda hem de “işletmelerde beceri eğitimi” dersi adı altında işyerlerinde almaları hedeflenmiştir. Bu model ile mesleki eğitim veren okullar aracılığıyla piyasanın gereksinimi olan nitelikli işgücünün yetiştirilmesi amaçlanmıştır.
MESEM’İN ORTAYA ÇIKIŞI
2016 yılında çıkarılan 6467 sayılı kanunla çıraklık eğitimi zorunlu örgün eğitim kapsamına alınmıştır. Çıraklık okulları, mesleki eğitim merkezleri adını alarak statüleri ortaöğretim kurumlarıyla eşitlenmiştir. MEB Mesleki Eğitim Genel Müdürlüğü’nün 14.08.2020 tarihli Mesleki Eğitim Merkezi Diploma Telafi Eğitimi Programı konulu genelgesiyle MESEM programı öğrencilerinin fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazanacakları belirtilmiştir. Ayrıca mesleki eğitim merkezlerinin mesleki eğitim veren liselerde program olarak okutulmasına karar verilmiştir. Böylelikle meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazanmıştır. 2019-2020 eğitim öğretim yılından itibaren kademeli olarak MESEM uygulanmaya başlamıştır.
DERİN KRİZ, UCUZ İŞ GÜCÜ
Bu proje çocukları okullardaki akranlarından koparıp işyerlerine yönlendirirken bu çocukların büyük bir kısmının yoksul ailelerin çocukları olması da bir tesadüf değil. Eğitimin ilkokuldan itibaren paralı hale getirilmesi kırtasiye, kıyafet, yiyecek gibi birçok gider kaleminin aileler tarafından karşılanmasının istenmesi, yine sınav temelli bir başarı ölçümü yapılıp sonuçları üzerinden çocukların başarılı yada başarısız olarak değerlendirilip hangi liseye gideceğine karar verilmesinin bu sonuçlardan ibaret olması bilinçli bir eğitim politikasıdır.
Yine MESEM projesinin ısrarla savunulmasının ekonomik krizin derinleşmesi, sermaye sınıfının ise daha fazla ucuz işgücü talebiyle bağı çok kuvvetli. 9-10- 11. sınıflarda olan çocuklara asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıfa giden çocuklara ise asgari ücretin yüzde 50’sinin devlet tarafından ödenmesi durumunun patronlar için “ücretsiz işgücü” anlamına gelmesi de yine projenin amacını gözler önüne seriyor.
2025’TE 87 ÇOCUK İŞÇİ CİNAYETİ
2017 ile 2023 yılları arasında Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hayata geçirilirken çocuk işçiliği ile mücadele edileceği iddiası taşıyordu. MESEM’in bu dönemde çıkarılıp yaygınlaştırılması akla, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” sözünü getiriyor. İSİG Meclisi’nin raporuna göre, 2025 yılında en az 87 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Hem çocuk işçiliğindeki artış hem de çalışırken ölen çocuklar varken hâlâ mesleki ortaokullarının oluşturulması yaygınlaşması ve zorunlu eğitimin kısaltılmasının konuşulması bu konudaki tepkinin yeterli ve örgütlü olmadığını gösteriyor.
Çocuk işçiliğinin vicdani bir boyutla ele alınıp çözülebilecek bir mesele değil, yapısal bir sorun olduğunu kabul edip sorunun temel nedeninin, yoksulluğun ortadan kaldırılması için kamucu ekonomik modelin ve eğitimin eşit bir şekilde, kamusal hak temelinde yeniden belirlenmesi çocuk işçiliği ile mücadelenin olmazsa olmazını oluşturuyor.
Araştırmacı, yazar Özgür Hüseyin Akış