Merdan’ı (Yanardağ) neredeyse hiçbir suçlama yöneltmeden içeri atma, üstelik Tele1 televizyonuna el koyma cesaretinin hüküm sürdüğü bir ülkede yurttaş güvenliğinin çok yönlü olarak risk altında (uzun süredir!) olduğunu söylemek bile artık bir cesaret denemesi mi olur?!
Tutuklamak için de İstanbul Büyükşehir veya İmamoğlu iddianamesine son anda eklenen baştan sona uyduruk bir “casusluk” suçlamasına dahil edilerek...
AYAĞINI DENK AL
Belli ki amaç Tele1’i susturmak; yöntem belli, kayyım eliyle karartmak, bugüne kadar yaptığı gerçek haberciliğin ve özgür yorumculuğun bedelini de Merdan’a ödetmek.
Burası Türkiye abicim, demokrasinin üst üste çağ atladığı konusundaki iktidar ve taraftarlarının zırva açıklamalarına aykırı davranıyorsan bu “yalan”ın ceremesini çekmeye hazır olacaksın.
Bir yandan içeri atacaksın; diğer yandan isimleri yaygın olarak bilinen, iktidar yanlısı olmayan gazetecileri arada sırada üçer beşer ifade vermeye çağırarak “Ayağını denk al” uyarısı yapacaksın.
SOLCULUĞA SALDIRI SERBEST
Enver Aysever de içeri alınacaklar listesindeymiş demek ki ilk fırsat gerçekleştirildi. Enver de Ekrem Bey’in babası Hasan İmamoğlu’nun “Ömrüm boyunca bu ülkeye komünizm gelmesin diye mücadele ettim, pişmanım. Komünizme artık gerek yok. Çünkü istedikleri zaman komünizm ilan ediliyor. Malınıza, mülkünüze el konuluyor” sözlerini eleştirmiş ve “Hasan İmamoğlu, oğlunun başına gelenlerin sağcılıktan dolayı geldiğini anlayamamış. Cumhuriyetin ahlakını bozan, Menderes’ten bu tarafa gelen bütün sağcılardır. Sağcılık suçtur. Sağcı olduğunuz zaman ahlaksız olursunuz ya da ahlakınız ahlaksızlık olur” sözleriyle halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiği “tespit edilmiş” (ama solculuğa her türlü hakaret serbest, bu sağcılara doğuştan verilmiş).
Hasan Bey, aslında “Komünizme artık gerek yok. Çünkü istedikleri zaman komünizm ilan ediliyor. Malınıza, mülkünüze el konuluyor” sözlerine, “Demek ki sağcılığa karşı mücadele etmeliymişim” sözlerini ekleseydi, Enver’in eleştirisine gerek kalmazdı.
Aslında Hasan Bey’in sözlerinde bu cümle gizil olarak bulunuyor.
ÖYLE DİYORSAM ÖYLEDİR
Bugüne kadar ülkemizde bir solcu iktidar altında mala mülke el konduğu görülmedi, ama bu iktidar döneminde “suç örgütü” iddiasıyla her şeye el konabiliyor.
Bunun doğru olup olmadığını araştırmaya, kesinleştirmeye, nihai kararı beklemeye gerek yok.
Savcılık öyle görüyorsa doğrudur. Bütün varlığınız devlete geçiyor.
Bu anlayışın nereden kaynaklandığını düşünürken birden Osmanlı’daki uygulamalar akla üşüştü.
MÜLKİYET NEDİR Kİ
Osmanlı’da tüm mülk devlete, Allah’a aitti. Tabii sistemi ayakta tutmak için pek çok mülkiyet hakları vardı. Bunların pek çoğu da geri alınacak nitelikteydi. Mesela ölünce veya azledince çıplak ortada kalırlardı. Bu haklar yine geçici olarak başkalarına verilirdi.
Padişah, yaşadıkları sürece önde gelen yöneticilerine mal mülk edinme hakkı verirdi, çoğu da padişah hediyesiydi.
Peki ne zamana kadar? Sağ kaldıkları sürece veya görevleri bittiğinde veya değiştiğinde olay biterdi. Vezirsen uygun malın mülkün olurdu, başvezir olunca hepsini terk ederdin. Kafan vurulmadan önce de mallar giderdi.
ULEMA KARAR VERSİN
Gerçek anlamda mülkiyet olmamasının kültür, sanat, ekonomi vb. birikimlerinin de Osmanlı’da gerçekleşmemesinin ve Batı’daki gibi bir uygarlığın inşa edilememesinin (burjuva sınıfı) bir nedeni olarak da gösterilebilir.
Tabii, diyeceksiniz ki ne demek istiyorsun, bugünkü bazı uygulamalar Osmanlı’dan bir yansıma mı? Haddimi aşar, buna ulema karar versin!
Ama salt mülkiyet meselesiyle paralellik kurmak yeter mi sizce?
Osmanlı, padişahlık; suskunluğun, eleştiri yasağının kaynağı değil mi?
Ayıp ediyorum tabii, çağdaş otoriter ve otokratik eğilimli hangi ülkede eleştiri özgürlüğü var diyeceksiniz.
Bilmem?!