‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

12.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Trump’ın başdanışmanı Stephen Miller, CNN’de, Goebbels taklidi yaparken “Amerika Birleşik Devletleri -bu, aslında temelden gelen bir şey- çıkarlarımızı korumak için askeri gücünü bizim bölgemizde açıkça ve özür dilemeden kullanıyor. Biz bir süper gücüz, Başkan Trump döneminde bir süper güç olarak davranacağız”... “Dünya güç ile yönetilir, o da iktidar ile yönetilir” diyordu.

HUBRİS VE NEMESİS

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

‘İMPARATORLUK VE FAŞİZM’

Atina’yı düşünürken 1990’ların sonunda neo-conlardan duyduğumuz, “ABD bir imparatorluktur, artık imparatorluk olarak davranacaktır”; “Realiteyi biz yaparız, size de yorumlamak düşer” zırvalarını anımsadım. Bir farkla ki Atina Melos’a saldırdığında, gücünün zirvesindeydi. Oysa, Project for New American Century (1998), başlıklı yaklaşık 70 sayfalık rapor, ABD’nin rakipsiz ekonomik üstünlüğünü kaybettiğini ama askeri olarak hâlâ rakipsiz olduğunu saptıyor, bundan sonra “üstünlüğünü korumak için askeri gücüne öncelik vermesi gerektiğini” savunuyordu. Diğer bir deyişle ABD dış politikasını tasarlayan uzmanlar arasında bir kesim (neo-conlar), ABD’nin artık rıza alarak (yumuşak güç ile) yönetemediğini, dolayısıyla hegemonya kapasitesini kaybettiğini kabul ediyor; üstünlüğünü koruyabilmek için çıplak güce, şiddet araçlarına dayanmaktan başka seçeneği kalmadığını savunuyordu. ABD, artık bir imparatorluk olarak davranmalıydı.

O raporun yazarları, G.W. Bush seçimleri kazanınca hükümete geldiler, “bir süre” için dış politikayı belirlediler; projelerini küreselleşme, “serbest piyasa, demokrasi (neoliberalizm) götürme” kılıfına sardılar. Bu “süre” içinde Afganistan, Irak, Abu Ghraib gibi rezaletler yaşandı, IŞİD gibi İslamcı terörist hareketler doğdu. ABD’nin, müttefikleriyle arasını bozdu, yalnızlaştı. O zaman devletin idari (atanmışlar) kesimi hâlâ ayaktaydı, güçler ayrılığı geçerliydi. ABD, BM’ye gelip üye ülkeleri, haklılığına inandırmaya çalışıyordu.

Bu imparatorluk projesi amacına ulaşamayınca, hegemonya gerilemesi hızlanınca neo-con ekip “idari hükümetin” (güvenlik bürokrasisinin) baskısıyla tasfiye edildi. Geleneksel bir ekip Bush’un II. döneminde dış politikayı devraldı. Libya, 2008 krizi, Çin’in yükselişi, Rusya’nın büyük güçler rekabetine geri dönmesi, bu geleneksel ekibin hegemonya restorasyonu umutlarını tamamen söndürdü.

İmparatorluk projesi yine gündemde. Ancak bu kez durum farklı. Birincisi: “Kurucu rapor” (Project 2025-900 sayfa) devleti yeniden yapılandırmayı planlıyor, 5000+ seçilmiş, düpedüz faşist bir kadro söz konusu. Yeni kadro, imparatorluk atılımından önce “idari hükümeti” başkana sadakat ilkesi üzerinden yeniden yapılandırdı, Cumhuriyetçi Parti içindeki çatlak sesleri susturdu. Böylece, Venezuela’nın egemenliğine tecavüz ederken Kongre’yi (ve anayasayı) baypas edebildi.

İkincisi, Miller CNN’de, “Sana bu konuşmayı yapıyorum, çünkü meseleyi yanlış bir çerçeveden ele alıyorsun. Sen hâlâ neoliberal çerçeveyle yaklaşıyorsun” diyordu. Gerçekten de gümrük tarifeleri, Venezuela operasyonundan önce petrol şirketlerine haber verilmesi, şimdi de Venezuela’ya dönmeye zorlanmaları, ev stokunu rahatlatmak için dev yatırım şirketlerine müstakil ev alma yasağı getirme planı, merkez bankasının bağımsızlığına göz dikilmesi, Gestapo tipi ICE zorbaları, “yaklaşımın” değiştiğini gösteriyor. Kısacası, bu kez Grönland’ı, Kanada’yı hedefe koymuş bir imparatorluk projesi “süreç olarak faşizm” içinde yürütülüyor. Nemesis ABD ile buluşmak için çoktan yola çıktı.

İlgili Konular: #Trump

Yazarın Son Yazıları

Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026