Şahin Aybek

Toplumsal liderden teknisyen öğretmene dönüşüm!

17 Ocak 2022 Pazartesi

Türkiye’de Öğretmen Eğitimi: TOPLUMSAL LİDERDEN TEKNİSYEN ÖĞRETMENE DÖNÜŞÜM!

“Kanunun en önemli eksiği devlet okulları dışında kalan öğretmenlerin kariyer gelişimine ilişkin yeni bir hüküm getirmemesidir. Öğretmen yetiştirme anlayışı neoliberal ideolojinin etkisiyle "ticarileştirilmiştir".1997 yılında yapılan reforma kadar öğretmen "toplumsal yenileşme lideri" ve "güvenilir alan uzmanı" olarak algılanmıştır.”

“Eleştirel düşünen öğretmenin yerini “teknik beceriler" kazanmış öğretmen anlayışı almış ve öğretmenliğin gerçek nitelikleri göz ardı edilmiştir. Türkiye’de üniversitelerin öğretmen yetiştiren programlarının sayısı kısa zamanda hızla artırılarak deyim yerindeyse “bakkal açar gibi” fakülte açılmaya başlandı. Öğretmen eğitimi veren kurumların hem akademik hem de araştırma boyutu göz ardı edilmiş deyim yerindeyse “içleri boşaltılmıştır”.”

Sürekli “Eğitim Demek Öğretmen Demektir! ”diyorum. Öğrenci, aile, okul, eğitim programı önemlidir. Ama bunların hiçbiri olmasa bile bir öğretmen eğitimi verebilir, ailesi çocuğu sahipsiz bırakıyorsa da öğretmen o çocuğa sahip çıkabilir, ona eğitimini verebilir. İşte öğretmen eğitimin temeli olacak kadar önemlidir. Bugün alanın otorite isimlerinden Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Güven ile öğretmen konusunu ve özelde de bu meslekteki dönüşümü konuşacağız…  

Değerli Hocam Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı Ne Getiriyor?

Kanun ya da kanun teklifi öğretmen eğitimi ve niteliği açısından yeni hiçbirşey getirmemektedir. Çünkü öğretmenler mesleğe başlayarak zaten bir biçimde kariylerine de başlamış oluyorlar. Kanunun en önemli eksiği devlet okulları dışında kalan öğretmenlerin kariyer gelişimine ilişkin yeni bir hüküm getirmemesidir. Oysa ki öğretmenlik ister devlet olsun ister özel olsun her açıdan eşit ele alınmalıdır. Kanun öğretmen ataması ve hizmet süresince öğretmenlerin kendi kendilerini motive etmesine dayalı bir kariyer planlaması yapmalarına odaklanmaktadır. Burada birkaç yanlışı düzeltmekte yarar vardır. Öğretmenlik,  4 yıllık fakültelerden mezun olanlar için zaten bir uzmanlık anlamı taşır. Alanında uzman olmayanın öğretmenin olması mümkün değildir. Kaldı ki çok zor olan KPSS vb. sınavlardan geçmiş öğretmenler için bu durum daha da karmaşıktır. Kanun teklifinde batıdaki gibi, aday öğretmen, uzman öğretmen ya da başöğretmen kavramlarının da altı iyi doldurulmamıştır. Zaten alanında uzman olan öğretmene sınav ya yüksek lisans gibi uygulamalarla ikinci kez uzman olma zorunluğu getirilmektedir. Özellikle Anglosakson kültüre özgü baş öğretmenlik kavramına bakıldığında, okul ile ilgili eğitim politikasının geliştirilmesinden, öğretmenlerin geliştirilmesi, materyallerin oluşturulmasına kadar bir dizi süreçden sorumlu olduğu görülüdür. 

Herşeyin merkezden belirlendiği, eğitim politikalarına merkez örgütün karar verdiği ülkemizde, başöğretmenlik kavramı ancak psikolojik ya da kariyer açısından bir anlam ifade etmektedir. Bu unvana sahip olma sınav ve lisanüstü eğitim almaya bağlanmıştır. Yüksek lisans ve doktora öğrenimi almış olma bir avantaj gibi gözükmekle birlikte özellikle yüksek lisans mezunu olma olgusunun uygulamada tezli ya da tezsiz yüksek lisans mezunu olma kavramıyla karmaşa yaratacağı kabul edilmelidir. Bunun yanısıra, ülkemizde lisanüstü eğitimin gerçekleştirilmesinde üniversiteler arasında nitelik açısından çok büyük farklar vardır. Bu durum çeşitli araştırmalara da yansımıştır. Bu durum da uzman ya da başöğretmenliğe yapılacak olan atamalarda eşitsizliği derinleştirecekdir. Öğretmenlik mesleğine olan hazırlıkta da belirtilen genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon/öğretmenlik meslek bilgisiyle donanmış olma yeni hiçbir şey getirmediği gibi bunlardan farklı yeterlik alanlarının da konması gerektirdi. Kanun teklifinde öğretmenlerin öğretmen yetiştiren kurumlardan sağlanacağını belirtmekte bir alt maddesinde ise diğer kurumlardan da ilgili yönetmeliklere göre alınabileceğini belirtmektedir ki teklif günümüzde artık kronik hal almış “pedagojik formasyon” uygulamasına da bir çözüm getirmekten uzaktır. Öğretmenlik ve öğretmenlerin nitelikleri ve seçimiyle ilgili hususlar bu teklifle düzenlendiği için Millî Eğitim Temel Kanunu'nun ilgili maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. Bunu da ayrıca tartışmak yerinde olacaktır. Kanunun mali hakları düzenleyen bölümleri ise ayrıca ele alınmalıdır. 

Birazda Öğretmenlik Mesleğindeki Dönüşümü Konuşmak İstiyorum.1980 Sonrasında Öğretmen Eğitiminde Dönüşüme Yol Açan Etkenler Nelerdir?

Eğitim her toplumda politika ve ideolojinin uygulama alanı bulduğu kurum olarak görülür. Bazı politika ve ideolojiler eğitim kurumları aracılığıyla toplumu dönüştürmeyi hedeflerken, toplumsal, siyasi ve sosyo-kültürel değişimi de bu yolla yapmayı işlevsel bulurlar. Toplumu yönetenler kendi ideoloji ve anlayışları doğrultusunda eğitim kurumuna yeni işlevler ve değerler yükleyerek eğitim sistemini yeniden kurgularlar. Bu kurgulayışta en önemli ölçütlerden birisi de nitelik ve öğretmen yetiştirmedir. Eğitimsel değişimler bütün dünyada öğretmenlik mesleği ve öğretmen yetiştirmeyi de derinden etkilemiş eğitime yüklenen anlamlar değişmiş ve bu gelişmeler önce Avrupa’ya oradan da diğer kıtalara hızla yayılmıştır.

Öğretmen Yetiştirme Anlayışı Neoliberal İdeolojinin Etkisiyle "Ticarileştirilmiştir".

1980 sonrasında daha belirginleşen neoliberalizm küreselleşmeyi de hızlandırmıştır. Neoliberalizm eğitim politikalarını ve dolayısıyla öğretmen eğitimini de etkilemiştir. Öğretmen yetiştirme konusu gündeme gelmiştir. Dünya bankası vb. kuruluşların da yönlendirmeleriyle önce ABD'de başlayan bu dönüşümler "kamusal eğitimi" hedef almıştır. Öğretmen yetiştirme anlayışı neoliberal ideolojinin etkisiyle "ticarileştirilmiştir". Bu politikanın en belirgin yönü öğretmen yetiştirme programlarının niteliğinin değiştirilmesi ve öğretmenlerin yalnızca teknik becerilere sahip meslek insanları olarak biçimlendirilmesidir.

Asıl değişim aslında 1997 yılında öğretmen eğitimi reformu adı verilen gerçekte reformdan çok öğretmen yetiştirme anlayışının "lise" düzeyine düşürüldüğü dönemde gerçekleşmiştir.  Cumhuriyet'in ilk yıllarında Atatürk'ün çabalarıyla öğretmenlik önemli bir meslek haline getirilmiştir. Çağdaş ve modern değerlerin öğrencilere kazandırılması konusunda öğretmenlere önemli sorumluluklar verilmiştir. Nitekim Atatürk'ün öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" sözü bunu kanıtlamaktadır. 1997 yılında yapılan reforma kadar öğretmen "toplumsal yenileşme lideri" ve "güvenilir alan uzmanı" olarak algılanmıştır.  Öğretmenler genç kuşakların biçimlendirilmesine örnek olmuşlardır. Öğretmenler de bu idealizmi yıllar yılı sürdürmüşler ve çağdaş nesiller yetiştirmeyi başarmışladır. Ancak, 1980 sonrasında özellikle YÖK’ün etkisiyle başlayan merkezileşme öğretmen yetiştirme neoliberalizmin etkisiyle bu özelliğini yitirmeye başlamıştır.

1982 sonrasında öğretmen yetiştiren kurumlar yükseköğretim çatısı altına alınmıştır. Üniversiteler düzeyinde öğretmen yetiştirme geleneği başlamış ancak öğretmen idealizmi ya da mesleki idealizm zayıflamaya başlamıştır. Neoliberal politikalara bağlı olarak öğretmenlerin ekonomik olarak kazanımları da gerilemeye dolayısıyla öğretmenlik imajı da zedelenmeye başlamıştır. Neoliberal politikanın temelinde yatan,  hizmetlerin "metalaştırılması" ve "piyasalaştırılması" ilkeleri genelde eğitim sistemi özelde de öğretmen yetiştirmeyi de biçimlendirmiştir. Çalışan öğretmenlerin ekonomik refah seviyelerindeki düşüş bu kavramlarla hızlanmış, öğretmen yetiştiren kurumların da "programları"ın değişimini beraberinde getirmiştir. Öğretmen yetiştirme programları belli belirsiz teknik becerilere daha fazla ağırlık vermeye başlamış ve öğretmen adaylarının performansları eğitim politikalarına yansımaya başlamıştır. Öğrenci başarısızlığı, okulların verimsizliği ve uluslararası rekabet söylemi kullanılarak öğretmen yetiştirme anlayışının değiştirilmesine zemin hazırlanmıştır.

Hocam Peki Neoliberalizm Öğretmen Yetiştirme Programlarını Nasıl Biçimlendirmiştir?

Her şeyden önce öğretmen yetiştirmenin ticarileştirilmesine yol açmıştır. Öğretmen yetiştirme programları yeniden biçimlendirilerek,  öğretmenlerin toplumsal değerleri kazandıran, toplum lideri olmaktan çok belli teknik becerileri kazanmış profesyonel olması hedeflenmiştir. Üstüne üstlük standart sınav ya da üst düzey testler gibi sayısallaştırma araçları uygulanarak performansalar görünür hale getirilmiştir.  Öğretim programlarının sosyal, tarihsel, felsefi boyutları soyutlanmış eleştirel düşünen öğretmenin yerini “teknik beceriler" kazanmış öğretmen anlayışı almış ve öğretmenliğin gerçek nitelikleri göz ardı edilmiştir. Bu gelişmeler dünyada birçok ülkede domino etkisi gibi yayılmıştır. Dünya bankası, IMF gibi küresel aktörlerin mali ve düşünsel olarak dayattığı  bu değişimlere “eğitimde niteliği yükseltmek” “fırsat eşitliğini sağlamak” söylemi temel alınmıştır.  Öğretmen yetiştirme programları da bu söyleme dayalı olarak meşrulaştırılmıştır. 

Hocam 1997 Yılında Yapılan Öğretmen Eğitimi Reformundan Bahsettiniz. Eğitim Bilimleri Geleneğini Yok Eden Öğretmen Eğitimi Reformu Ne Amaçlıyordu?

1997 yılında yapılan öğretmen eğitimi reformunun politik temelleri YÖK tarafından oluşturulmuştur. Öğretmen yetiştirme reformunun uygulayıcısı olanların da öğretmen eğitimi ile ilgili deneyimlerinin olmadığı bilinmektedir. Eğitim bilimlerini sosyal bilimlerin ve öğretmen yetiştirmenin önünde engel olarak gören bu neoliberal anlayış öğretmen yetiştirmede üniversiter anlayış yerine öğretmenliği pratik bir alan ya da meslek elemanı yetiştirmeye dönüştürmeyi hedeflemiştir. Öğretmenlik bölümleri yeniden yapılandırılmış ve bütün öğretmen yetiştiren kurumlara standart bir program hazırlanarak üniversitelerin buna uyması beklenmiştir. Öğretmen açığı bulunan alanlara öncelik verilerek yeni açılan alanlar piyasa ilişkileri yani istihdam alanları çerçevesinde yeniden biçimlendirilmiştir. Dünya bankası desteğinde hazırlanan ve uygulamaya geçirilen Milli Eğitimi Geliştirme Projesi temel alınmış ve öğretmen yetiştiren kurumlar yeniden yapılandırılmıştır. Eğitim fakültelerinin birikimleri dikkate alınmamış bütün fakültelerde temel eğitim ve ortaöğretim kademelerindeki farklı alanlarda çalışacak öğretmenleri standart bir program uygulayan bölümlere bağlı lisans bölümleri oluşturulmuştur. Orta öğretim öğretmenlikleri ise tezsiz yüksek lisans programları biçiminde organize edilmiş bu olguyu gerçekleştirmek için eğitim bilimleri enstitüleri açılmıştır. Ancak bu sorun Fen-Edebiyat Fakülteleri ile eğitim fakültelerini de karşı karşıya getirmiştir. Yıllarca mezunlarının görev tanımını yaptırma konusunda adım atmayan Fen-edebiyat fakülteleri de bu uygulamaya karşı çıkmışlardır.

Tezsiz yüksek lisans programları da uzmanlık eğitimi sunmaktan çok, öğretmenlik sertifikası daha bilinen adıyla “pedagoji sertifikası” programı biçiminde düzenlenmiştir. Bu programlarda yer verilen derslerde de “alanı nasıl öğreteceğini bilen” teknik elaman yetiştirmeye odaklanmıştır. Öğretmenlerin  eğitimin toplumsal, felsefi ve tarihsel temelleri konusunda bilgi sahibi olmaları istenmediğinden eğitim bilimlerinin alt disiplinlerine yer verilmemiştir. Bu olgu reformu yapanların “öğretmenlik teknik beceri gerektirir” söylemleriyle de tutarlık göstermekteydi. Böylece eğitim bilimleri sanki öğretmenliğin temelini oluşturmamaktadır gibi bir algı yaratılmıştır. Oysaki öğretmenliğe ilişkin bütün araştırmalar ve yenilikler eğitim bilimlerinin temellendirdiği araştırmalara dayanmaktadır.

Öğretmenlik Bir Kez Daha İstismar Edilmiştir.

Fen-Edebiyat fakülteleri gibi alan uzmanı yetiştirmeyi hedefleyen fakültelere, öğretmen yetiştirme hakkının verildiği görülmüştür. Öğretmen yetiştirme konusunda geriye dönüşü gösteren başka bir uygulamadır. Ülkemizin bu tür elemanları asıl alanlarında istihdam etmek yerine, öğretmenliği küçümseyici bu uygulamanın yapılmış olması öğretmenlik mesleğinin kurumsallaşamadığının ya da karar vericiler tarafından kurumsal olarak algılanamamış olduğunu göstermektedir. Yükseköğretim Kurulu’nca geçtiğimiz yıllarda izin verilen üniversitelerimizde yürütülen pedagojik formasyon sertifika programlarına 2013-2014 öğretim yılından itibaren öğrencilerin alanlara göre ayrılacak kontenjanlar dahilinde, merkezi olarak ÖSYM tarafından yerleştirilmesine karar verilmiştir. 2014 yılında alınan başka bir kararla da isteyen herkese öğretmenlik yapabilme olanağı veren bir karar alınmıştır. Birçok alanda Fen, Edebiyat vb. fakültelerde branş öğrenimi gören herkesin öğretmenlik sertifikası alması yolunda uygulamaya gidilmiş. Açık öğretimle öğretmen yetiştirmenin önü açılmıştır. Artık kağıt üzerinde sertifikası olan herkes öğretmen olacaktır. Aslında, Türk toplumunda öğretmenlik hep istismar edilen bir meslek olmuştur. Siyasi kararlarla farklı kaynaklardan öğretmen ataması yapılmıştır. Diploma yeterli sayılmıştır. Örneğin bir Tıp, Hukuk vb. alanlarda başka alanlarda diploma alıp da çalışan kişi var mıdır? diye sormak gerekir. Bu anlamda alınan son kararla öğretmenlik bir kez daha istismar edilmiştir. 

Hocam,Reform Adı Verilen Bu Çabalar Öğretmen Eğitimini Standart Hale Getirebildi mi?

Hızlı biçimde öğretmen yetiştiren tek örnek ya da tek programa dayalı öğretmen yetiştirme anlayışı hem dünyada hem de Türkiye’de uygulamaya konmuştur. Ayrıca öğretmenlik mesleği bir taraftan sertifikalara bağlanırken diğer yandan da rekabet için farklı kaynaklardan gelenlere yönelik programlar uygulanmaya başlandı. Bu temelde neoliberalizmin temel taktiklerinden birisiydi. Türkiye’de üniversitelerin öğretmen yetiştiren programlarının sayısı kısa zamanda hızla artırılarak deyim yerindeyse “bakkal açar gibi” fakülte açılmaya başlandı. Ayrıca ikinci öğretim ya da uzaktan öğretim gibi uygulamalar üniversiteler için gelir kapısına dönüştü. Bu durum sağlıksız niceliksel sonuçlara yol açarak mezun sayılarının hızla artmasına ve mezunların düşük ücret ve kötü koşullarda özel kurum ve kuruluşlarda istihdam edilmesine yol açtı. 

Öğretmenlik Sanki Üretim Hattında Malzeme Üreten Bir Montaj Hattında Üretilen Ekonomik Değer Olan Metaya Dönüştürüldü.

Ayrıca ihtiyaç analizi yapılmadan ve alt yapı sorunları düşünülmeden,  öğretmen yetiştirme geleneği olmayan birçok üniversitede birbirinden uzak ve çok farklı yeni programlar açıldı ve öğretmenlik sanki üretim hattında malzeme üreten bir montaj hattında üretilen ekonomik değer olan metaya dönüştürüldü. Ayrıca tezsiz yüksek lisans gibi dereceler oluşturularak mesleğin bilimsel temelleri ve araştırma boyutunun da düşmesine yol açıldı çünkü yalnızca öğretmenlik sertifika programı olarak adlandırılabilecek bir programla lisansüstü eğitim derecesi verildi ve bu kişilere bir de doktora öğrenimine devam hakkı tanındı. Eğitim bilimleri ve öğretmen yetiştirme alanını için uzmanlık veren programlar açılarak akademik açıdan değersizleştirme de öğretmen yetiştirme adına neoliberalizmin bir uzantısı olarak pazar oluşturdu.  Daha sonraki yıllarda bu uygulamaların maddi açıdan üniversitelere zarar verdiği görülünce “öğretmenlik sertifikası” pazarı oluşturularak özellikle alan öğretmenliği için öngörülen sertifika alma zorunluluğu parayla alınıp satılan bir uygulamaya dönüştü. Bu durum birçok üniversite tarafından gelir kapısı olarak görüldü ve öğretmenliğin mesleksel boyutuna yönelik kalite bir kez daha düşmüş oldu.

Öğretmen Eğitimi Veren Kurumların Hem Akademik Hem de Araştırma Boyutu Göz Ardı Edilmiş Deyim Yerindeyse “İçleri Boşaltılmıştır”.

Türk eğitim sisteminin neoliberal düşüncenin ülke eğitimini kolonileştirmesi bakımından anlamlıdır çünkü Dünya Bankası’nın belirlediği uzman kişiler (özellikle yabancı ülkelerden gelen) bu programların uygulanması konusunda denetim işini gerçekleştirmişlerdir.  Bütün bunlardan daha önemli bir nokta da YÖK bünyesinde oluşturulan kitap yazma komisyonları aracılığıyla üniversitelerin birikiminin yok sayılması ve yazılan kitapların okutulmak üzere fakültelere gönderilmesi ve bazı fakültelerin de bunları okutmasıdır. Üniversiter anlayışa tamamen ters olan bu uygulama neoliberal eğitimin düşünce ve bilimsel birikim üzerinde de oynadığı rolün göstergesidir. Neoliberalizmin etkisiyle öğretmen eğitimi üzerinde üniversite ve fakültelerin denetimi ve söz sahipliği azaltılmıştır. Öğretmen eğitimi veren kurumların hem akademik hem de araştırma boyutu göz ardı edilmiş deyim yerindeyse “içleri boşaltılmıştır”. Bu olumsuzluklar bugün bile sürmektedir. Öğretmen yetiştiren kurumlarda açılan lisansüstü programlar da bu uygulamalardan nasibini almıştır. Bazı alanlara öncelik verilirken (fen, matematik eğitimi) bazı alanların lisansüstü programlarının aşındırıldığı görülmüştür (eğitim yönetimi ve planlaması, eğitim programları ve öğretim gibi). Neoliberal anlayışın eğitimsel düşünce ve eğitimsel pratikleri belirlediği Türkiye’de öğretmen eğitimin eleştirel olarak öğretmen eğitimcileri (ama alan eğitimi konusunda eğitimli) ve eğitim bilimciler tarafından belirlenmesi yerine dışarıdan yönlendirilmesi ile düzenlenmesi oldukça düşündürücüdür.

Hocam gelelim 21. Yüzyıl Becerilerine. 21. Yüzyıl Becerileri Öğretmenliği Ne Yönde Etkileyecektir?

Öğretimin niteliği öğretmenlerin hizmet-öncesinde aldıkları eğitim ve aynı zamanda kendilerini yetiştirmeleri ve motivasyonları ile yakından ilişkilidir. Hizmet öncesinde aldıkları eğitimde öğretmen adaylarının akademik açıdan yetişmelerine ve öğretmenliğe ilişkin yaşantı ve deneyimlerinin alt yapısını oluşturmaya yardımcı olur. Öğretmenlik aslında hizmet-öncesinde başlar. Öğretmenliğe başlarken mesleki kimliğe ilişkin önemli değişimler olur. Bununla birlikte, mesleki kimliği oluşturmak aynı zamanda yeni gelişmelerle de yakından ilişkilidir. Son yıllarda ortaya çıkan gelişmelerden birisi de öğretmenlerin bilişsel, duyuşsal, teknolojik ve pedagojik yeterlik açıdan kazanımlarının yeniden oluşturulmasına neden olmuştur. Öğretmen yetiştiren kurumlar ve eğitimden sorumlu olan kuruluşlar bu yeterlikleri öğretmenlere kazandırarak öğrencileri de üst düzey becerilerle donatarak eğitimsel alanda ileri gitmek istemektedirler. Bu nedenle 21. Yüzyıl becerilerine bakıldığında öğretmenlerin eğitim ve mesleki gelişimlerine yeni boyutlar getirmiştir. Öğretmenlik meslek bilgisi, alan bilgisi gibi yeterliklere ek olarak, yaratıcılık, yenilikçi fikirler geliştirme ve bunları ürünlere dönüştürme, teknolojik okur-yazarlık ve sosyal-bireysel sorumluluk alma gibi becerilerin de öğretmenlik mesleğinin yeni bileşenleri olduğu kabul edilmeli ve öğretim programlarını dönüştürmek ve geliştirmek zorundadırlar. 

İyi bir öğretmen yetiştirme öğretmen yetiştirme programlarına bir kaç ders ekleyip çıkarmak ile değil, öğretmenlik ve öğretmen yetiştirme kültürünü yeniden oluşturma ve yeni bir gelenek oluşturmakla sağlanabilir. 

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları