Okuma yazmasız anam, “Eskisi olmayanın yenisi olmaz” derdi. Her sözü altından değerli olan Shakespeare de 76. Sonesi’nde, “Eskileri söyler benim şiirim, güneş de her gün hem yeni hem eski değil midir?” diyor. Othello adlı yapıtında da “Yaşayıp durduğun şu dünyada öyle şatafatlı elbise giyip böbürlenme,/ Kibir ve gurur bütün saltanatları yıkar,/ Alçak gönüllü ol, köhne cüppeni üstüne çek!” diyor.
Annemin dile getirdiği atasözünün anlamını, Shakespeare’in etkisiyle on dört yaşında ilkokula üçüncü sınıftan başlatılıp on altı yaşında Dicle Köy Enstitüsü öğrencisi olunca kitapların içinde aramaya başladım.
SEVDA SÖZLERİ
Tatilde yazı Diyarbakır’da geçiriyordum. Bir akşam, eski bir yapının damından Romeo ve Juliet filmini izledim. Filmde geçen sevda sözleri, belleğimde etkisini bugün de sürdürüyor.
Onun ilginç bir öyküsü var. Öyküde nelerin olduğunu merak edenler, Masalını Yitiren Dev adlı romanımın (Can Yayınları, 24. baskı, 2000, 301-309. sayfasına bakabilirler.
Romeo ve Juliet, Diyarbakır’ın o yazlık sinemasında gecelerce yayımlandı, ben de gecelerce bir evin damından, hiçbir sahneyi kaçırmadan, Romeo’dan da Juliet’ten de ayrılamadım.
Her gece ayrıntılar artıyordu. Sözün gücü, gördüklerimi aşmıştı. Bu sözlerde yüreğimi titreten olaylar her sahnede etkisini sürdürüyordu. O güne değin öyle sözler duymamıştım. Sevginin kanatlarının ipilediğini filmi izledikten sonra içimde duydum.
ANLATIDA BENZETİ YANSIMALARI
Romeo’nun, Juliet’i uzaktan görüp söylediği şu sözler, Diyarbakır akşamlarının sıcak göğünde, 90’ına vardığım bu yaşlarımda da etkisinin sürdürüyor:
“Meşalelere parlak yansımaları gösteren o! Bir Habeş kulağında duran pırlanta gibi, gecenin ortasında haşmetle ürperen o! El sürmeye kıyılamayacak kadar güzeldir o! Kargalar arasında ak güvercin o! Onunkine değerek kutsallaşsın elim. Yüreğim hiç sevmemiş miydi? Gözlerim, inkâr edin! Güzeli görmemişim ben, bu geceye kadar!” Yaratıcı çağrışımları sözün anlamını derinleştirir. Juliet’i pencereden gören Romeo’nun içinden şu sözler geçti:
“Karşıdaki şu camdan süzülen ışık da ne? Anladım, orası doğu, Juliet’se güneşi doğunun. Yüksel ey güzel güneş, şu kıskanç ayı öldür. Gözlerin gökte olsaydı, yıldızlar gözlerinde, güneşin kandili dolduruşu gibi yanağının üstünde ürperen şu parıltı yıldızları soldururdu...”
YARATICI YETENEK
Sanatsal anlatı, Shakespeare’de olduğu gibi, insanın ölümsüz ürünler ortaya koyması, yaratıcı yeteneğin içinde belirir. Öyle bir gelişmeyi de ancak eğitimden geçenler duyumsar.
Sağlam temele oturtulan bir eğitim, en başta insanda, insan yaratılmanın bilincini uyandırır. Bizdeki eksiklik bu bilinç eksikliğidir.
Toplumda bilinç yaratılmış olsaydı, deli gibi seven bir genç, eşi olacak kadını bıçaklarla doğrayıp bavula tıktıktan sonra ormanda çürümeye bırakır mıydı?
Daha da acısı, imrenilecek bir aşkla evlendiği eşinin, üç çocuğunu öldürdükten sonra tabancasını ağzına çevirip canına kıyar mıydı?
Ne acıdır ki gazeteler, ülkemizde her ay, onlarca kadının canına kıyıldığını yazıyor. Bunun temelinde yatan da insandaki duygu çürümüşlüğüdür.
O katiller, iyi bir eğitimden geçmiş olsaydı o kadınlar şimdi, capcanlı kalıp çevrelerine güzellk saçardı.