Geçen haftaki yazımda ekonomideki "faiz sebep enflasyon sonuç" düşüncesinin, Yap-İşlet-Devret ve Kur Korumalı Mevduat enkazının ülkeyi nasıl yüzde 50'lik faiz duvarına ve rekor enflasyon sarmalına soktuğunu anlatmıştım. Bıraktığımız yerden, siyasetin yargı eliyle dizayn edildiği düşüncesinin ortaya çıkmasına neden olan 19 Mart sürecinden ve "mutlak butlan" kararıyla taçlanan büyük panik döneminden devam edelim.
Politika faizi yüzde 50 zirvesinden süreç içerisinde kademeli olarak yüzde 42,5’e kadar çekilmişti. Ancak enflasyonda beklenen düşüşün durması ya da en azından yavaşlaması kaçınılmazdı. 2024 ocak ve şubat aylarında enflasyon sırasıyla yüzde 6,70 ve 4,53; 2023 temmuz ve ağustos aylarında ise yüzde 9,49 ve 9,09’du. Ancak 2024’ün mart ayından 2025’e kadar olan bölümde en yüksek aylık enflasyon yüzde 3,37’ydi. Bu da baz etkisini sınırlandırıyordu.
Tam da bu sırada 18 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık İstanbul Üniversitesi diploması yatay geçiş koşullarında ‘’hata’’ gösterilerek iptal edildi.
DOLARDA 19 MART REKORU
İmamoğlu’nun CHP'nin olası cumhurbaşkanı adayı olarak tartışıldığı bir dönemde İBB’ye yönelik operasyonlar başladı. İstanbul Başsavcılığı, 19 Mart’ta İmamoğlu ve bazı belediye başkanları da dahil olmak üzere 99 kişi hakkında soruşturma başlattı. İmamoğlu gözaltına alındıktan 4 gün sonra 23 Mart 2025 tarihinde tutuklandı.
Bu kararlarla birlikte piyasalar adeta alev aldı. Kurdaki ve piyasadaki devasa yangını söndürmek için ekonomi yönetimi panikle tekrar faizi artırıp yüzde 46’ya çıkardı.
Asıl dehşet verici tablo ise Merkez Bankası'nın arka kapısında yaşanıyordu. Yapılan hesaplamalara göre nisan ayının sonuna kadar piyasaya 40 ila 52 milyar dolar arasında müdahale edildi. Bu süreçte hızla rekor kırarak 41 TL seviyesini aşan dolar kuru 38 TL seviyelerine kadar geriledi. 24 Temmuz’a kadar faizde düşüş gözlenmezken bu tarihte yüzde 43’e geri çekildi. Yıl sonu yüzde 38 olan politika faizi ocakta ise bugünkü değeri olan yüzde 37’ye geldi.
Enflasyon tarafında ise 2024 Mayıs’tan sonra ilk artış eylülde görüldü. İkinci artış ise Şubat 2026’da ortaya çıkarken hemen iki ay sonra Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yüzde 4,18’lik nisan ayı enflasyonu ile bir kez daha artış kaydedildi.
REZEVLERDE HIZLI DÜŞÜŞ
Ocak 2026'nın sonunda 97,37 milyar dolar olan net rezervler ise doların ateşini düşürmek uğruna mayıs ayına gelindiğinde 52,12 milyar dolara kadar geriledi ve bu hesaplama yapıldığında henüz ‘’mutlak butlan’’ kararı alınmamıştı.
Yalnızca kararın açıklandığı 21 Mayıs tarihinde 8-10 milyar dolar arasında bir satış yapıldığı ifade edildi.
2026’da döviz ile birlikte ABD tahvili ve altın satışları yapıldığı da görüldü.
ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’nin elindeki tahvil miktarı mart ayında 16 milyar dolardan 1,8 milyar dolara geriledi.
Ayrıca mart başından itibaren yaklaşık 40 gün içinde altın rezervlerinin 130 ton azaldığı raporlandı. Bu düşüş doğrudan satış ve swap işlemleri ile gerçekleşti.
FAİZ TAHRİBATI
Türk ekonomisinde yıllardır yaşananları bir kenara koyup bu tabloya yalnızca 3 ay önce başlayan savaşın sebep olduğunu düşünenler de pek tabii ki olacaktır. O halde savaş özelinde rakamları da es geçmeyelim…
Öncelikle 2026’daki tablo içerisinde 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaşın etkilerinin de olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Ancak 4 yılı aşkın süredir savaşta olan Rusya’da nisan ayında açıklanan yıllık enflasyon yüzde 5,6; Ukrayna’da ise yüzde 8,6 seviyesindeyken politika faizinin yüzde 37, enflasyonun yüzde 32.37 olduğu Türkiye’de faturayı tamamıyla savaşa çıkarmak doğru değil.
Kısaca şöyle anlatayım; Pentagon mayıs ayının ortalarında yaptığı açıklamada İran savaşının ABD’ye doğrudan maliyetinin 29 milyar dolara ulaştığını ifade etti. Türkiye’nin 2026 yılının ilk 4 ayında yalnızca faiz gideri ise yaklaşık 25,7 milyar doları buldu (1 trilyon 133,7 milyar TL).
Sonuca gelecek olursak Türkiye’de ekonomi özelinde gelecek adına umutlu olmak ne yazık ki uzunca bir süredir oldukça güç.
Her geçen gün daha fazla insanın daha fazla şikâyet ettiği geçim sıkıntısı da hiç şüphesiz iktidarın oylarını hızla düşürüyor.
‘’19 Mart’’a da ‘’mutlak butlan’’ kararına da bu düşüşün yol açtığını; kararların hukuki değil ‘’siyasi’’ olduğunu düşünenler de az değil. Akla yatkın bir çıkarım olmasına karşın bu düşünceyi kanıtlamaksa an itibarıyla imkânsız.
ERKEN SEÇİM Mİ OLACAK?
Bundan sonra ne olacağına gelirsek…
Denizin bittiği, kasanın boşaldığı, satılacak ne altının ne de dövizin kaldığı o güne mi uyanacağız?
Sırf devalüasyon olmasın diye, övünerek bitirilen KKM benzeri sistemlere geri mi döneceğiz?
Yoksa devasa bir devalüasyon şokuyla mı yüzleşeceğiz?
Öyle görünüyor ki yine seçim ekonomisi ile apar topar bir erken seçime gideceğiz.