
Zırtullahi kirmani, Türk argosunda ve halk dilinde “ne idüğü belirsiz”, “ciddiye alınmayacak kadar bön (ahmak)” ya da “hiçbir vasfı olmadığı halde önemli bir kişiymiş gibi davranan/görünen kimse” anlamına gelen mizahi bir tabirdir.
Kullanım amacı: Genellikle halk arasında gösteriş yapan, boş konuşan veya ortada bir vasfı bulunmayan kişileri tiye almak için kullanılır.
Türk edebiyatında şair Metin Eloğlu’nun şiirlerinde ve bazı mizahi metinlerde bu deyime rastlamak mümkündür.
“Allah’ın hödüğü” gibi benzeri anlamlara gelen kalıplaşmış bir argo söz öbeği olarak bilinir.
***
Zırtullahu kirmanilik özelliği ya da vasfı pek gizlenemez, örtülemez ama polisiye deyişle üzerinde durulması gereken bir “olay”dır, bir “case”dir.
Zırtullahu kirmaniliğin iyi anlaşılması için örnek vermek iyi olur.
Ahmet Hakan yazıyor (Hürriyet, 25.5.2026): Polissiz çözemediler: Güya İstanbul il başkanlığında yaşananlar yaşanmayacaktı. Güya Kemal Bey çok dikkatliydi, asla olay çıksın istemiyordu. Güya Özgür Özel de polisle karşı karşıya gelmekten kaçınıyordu. Demek ki hepsi hikâyeymiş. Her iki taraf da... İhtilafı polissiz çözmedi, çözemedi, belki de çözmek istemedi. Dün CHP Genel Merkezi’nde yaşanan olayların iki sorumlusu var:
- Bir: Kemal Kılıçdaroğlu.
- İki: Özgür Özel.
***
Ahmet Hakan gibi bir dinbaz şahsın bölünmeleri kınayacak kadar ahmaklaşmaması gerek ama “ahmaklık”tan kurtulmak çok zordur. Kendisi Hürriyet gazetesine getirildiği zaman (ki gazetenin milyon basıldığı dönem) gazetenin en çok okunan iki yazarından biri ve ülkenin en çok “referans” olan yazarıydım. İlk yazı “yazar” olamamış bir yazıcının çiğlikten kurtulmamış döktürmesiydi. Ertesi gün, Ahmet Hakan’ın adını vermeden dut silkeler gibi silkelemiştim. Gazetede bir toplantıdan çıkmış yerime (odama değil) gidiyordum. Koridorda Ahmet Hakan’a rastladım, yanında gazetenin genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök vardı. Sırıtarak yazıda neden adını vermediğimi sitem ederek sordu. Soruyu Ertuğrul Özkök de onayladı ama ben “Yazılarım Dingo’nun ahırı değildir” dememek için sustum.
Bir sayfalık yazı yazamayan Ahmet Hakan 25 Mayıs 2026 tarihli türlü sepetinde NE OLACAK diye soruyor ve kendisi yanıtlıyor:
“Galiba şu olacak:
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel, CHP’den ayrılıp başka bir parti kuracak.
Çünkü bu şartlar altında... Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiyi kolay kolay kurultaya götürmeyeceğini görüyorlar. Kılıçdaroğlu ile uğraşmaktansa kendi partilerini kurmayı tercih edecekler. Dün yaşanan olaylardan sonra... İmamoğlu’nun açıklamasını okuduktan sonra... Özgür Özel’in konuşmasını dinledikten sonra...
Geldiğim yer burasıdır.”
“CHP OLMADAN BAŞARABİLİRLER Mİ?
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisi... CHP’yi bırakıp ayrı parti kurarlarsa başarılı olabilirler mi? Eğer gerçekten de Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında hiç kimse yoksa... Eğer gerçekten de parti tabanı bir bütün olarak Özgür Özel’in arkasındaysa... Tabii başarabilirler. Ben CHP markasının sanıldığı kadar büyülü bir marka olmadığını düşünüyorum” demiş Ahmet Hakan.
İşte tam aklıma bizim Fransızların Monsieur de la Palice’i geldi. Jacques de Chabannes de La Palice (1470-1525), Fransa Kralı I. François döneminde savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş soylu bir Fransız mareşalidir.
Ancak tarihe geçmesinin asıl nedeni, anısına yazılan alaycı bir halk şarkısındaki (La Palice) harf hatasından türeyen “lapalissade” (doğruluğu tartışılmaz, çok aşikâr, şüphe götürmez derecede bariz olan sözler) kavramıdır. Ölümünün ardından askerleri tarafından bestelenen övgü dolu şiirdeki; “Ölmeden bir çeyrek saat önce, hâlâ hayattaydı.” dizesi, zamanla anlamı apaçık ve gereksiz tespitleri ifade eden hicivli bir deyim haline gelmiştir.
“Ben CHP markasının sanıldığı kadar büyülü bir marka olmadığını düşünüyorum” cümlesine takıldım Ahmet Hakan’ın. Bizim “kakomira” Monsieur de la Palice CHP’nin sanıldığı kadar büyülü (büyük) marka olduğunu düşünmemekteymiş bir hacı fışfış olarak. Söyleyip yazdığı bu cümle Ahmet Hakan adlı şahsın mezun olduğu imam hatip mekteplerinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yalapşap öğretildiği iddiasını doğrulamaktadir.
Ahmet Hakan’a göre Kurtuluş Savaşı’nı Yedi-Sekiz Hasan Paşa kazandı, Lozan Antlaşması’nı Tuzsuz Deli Bekir imzaladı; İkinci Dünya Savaşı sırasında Kayıkçı Kul Mustafa sadrazamlık yapıyordu. Tam anlamıyla falakalık bir durum.
Duracağı yeri bilemeyen Ahmet Hakan iki cevize yumurtluyor: “Kemal Kılıçdaroğlu, polis zoruyla genel merkez binasının boşaltılmasını talep ederek bu işin sorumlusudur.” “Özgür Özel de genel merkez binasını ancak polis zoruyla boşaltma kararı alarak bu görüntüyü vermek isteyerek bu işin sorumlusudur.”
Bu eylemler AKP’ye ve AKP kafalı Ahmet Hakan’a göre suç sayılabilir ama yasalara göre suç mudur? Yasalara göre suç olsa bile demokrasiyle yönetilen bir ülkede, demokrasinin sözlü ve yazılı sınavlarında 100 üzerinden yaldızlı 100 alır. Gerisi fasa fiso...
Şu anda Türkiye’de olanları anlamaya Ahmet Hakan’ın AKP icadı ortak aklı yetmez. Yazmaya kalkarsa her satırda çuvallar. Mal meydanda.