Kalıcı iz, kirli siyaset
Veysel Ulusoy
Son Köşe Yazıları

Kalıcı iz, kirli siyaset

31.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İşsizliği konuşmak gerek esasında.

Ama olmuyor, siyasetin kirli gündemi buna izin vermiyor.

Verse bile, halkı derinden ilgilendiren tüm ekonomik konular maalesef ülkeyi yönetmesi için seçtiğimiz gruplar tarafından halının altına süpürülmek isteniyor.

Bunda da oldukça başarılı oluyorlar.

Ama ülke gerçekleri siyasetin yalan gündeminin çok üstünde:

Geniş tanımlı işsizlik yüzde 30’u aşmış, ekonomik büyüme oranı sahte verilere rağmen sıfıra yakın.

Refahın, geleceğin ve ülkenin karşılaştırmalı üstünlüğünü, diğer bir ifadeyle ülkenin varlığını belirleyen üretim gücünün giderek zayıflamasını izliyoruz. İflaslar sıraya dizilmiş.

Siyaset yapma ile siyaset satma arasındaki sığ aralığa sıkışan akıldışı kurum ülkenin tüm enerjisini sömürmekte, dokuz yıldan bu yana süren ve yakın zamanda da sona ermeyeceği öngörülen ekonomik bunalımı unutturmak istemektedir.

Siyaset kurumunun tek amacı sorun çözmekten çok gündem yönetme üzerine kurulmuş. Ekonomik gerçekler ağırlaştıkça tartışılan konuların ekonomik içerikten uzaklaşması tesadüf değildir. Çünkü işsizlik, yoksunluk, yoksulluk, hayat pahalılığı ve üretim kapasitesindeki gerileme konuşuldukça “hesap verme baskısı” artmaktadır. Bu nedenle gündem değiştirilmekte, toplumun dikkatini ekonomik gerçeklerden uzaklaştıracak yeni tartışmalar üretilmektedir.

Gençler örneğin iş bulamıyorsa, eğitimini aldığı alanda çalışamıyorsa ve geleceğini başka ülkelerde arıyorsa sanırım ortada sadece bireysel bir sorun değil, yapısal ekonomik ve siyasal başarısızlık vardır.

Sorun sadece bununla da kalmıyor.

Ailelerin ve gençlerin yıllarca yaptığı yatırımı, üretken iş alanlarına dönüştürememesi geleceğin rengini de siyaha çevirmektedir. Bu süreçteki başarısızlık son dönemde beyin göçü ile şekil bulmaktadır ve asıl tehlike de budur. Doğum oranlarının düştüğü bir dönemde gençlerin önemli bir kısmının geleceğini başka ülkelerde araması hem çoğalmayı hem de onu bir üretim faktörü olarak içine alan ekonomik kalkınmayı ve büyümeyi tehdit etmektedir.

Esasında gençlerimizin önemli bir kısmı sanılanın aksine iyi bir ücret için değil, “öngörülebilir bir gelecek” için ülke dışında fırsatları değerlendirmektedir. Ülke değiştiren insan sermayesi yüksek işgücünün ülkeye verdiği zarar sermaye kaybından çok daha fazladır. Fiziksel sermaye yeniden ve kısa dönemde yaratılabilir ancak kaybedilen insan sermayesini oluşturmak ve onu üretken sürece dahil etmek kuşaklar alır.

Tam da bu noktada bir vurdumduymazlık, bir aymazlık var.

Genç işsizlik ve insan sermayesi konusunda uluslararası literatür oldukça nettir. OECD ve Dünya Bankası çalışmalarına göre gençlerin işgücü piyasasına geç giriş yapması ya da uzun süre işsiz kalması yalnızca geçici gelir kaybı yaratmamakta, uzun yıllar sürebilen kalıcı üretkenlik ve ücret kayıplarına yol açmaktadır.

Literatürde kalıcı iz (scarring effect) olarak da tanımlanan bu işgücü piyasası hastalığı, ülkemizin gündeminde olması gereken en büyük sorundur. OECD araştırmaları, ekonomik durgunluk dönemlerinde iş hayatına giren gençlerin gelirlerinin mezuniyet sonrası 10 yıla kadar düşük seyredebildiğini göstermektedir. Bunun temel nedeni yalnızca işsiz kalmaları değil, becerilerin aşınması, yanlış iş eşleşmeleri ve kariyer başlangıcındaki verimlilik kaybıdır.

Dünya Bankası ise genç işsizliğin yetişkin dönemde daha yüksek işsizlik riski, daha düşük ücret düzeyi ve daha zayıf kariyer performansı ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Başka bir ifadeyle, genç yaşta kaybedilen yıllar çoğu zaman ileri yaşlarda telafi edilemeyecek sonuçlar doğurmaktadır.

Tam da bu nedenle Türkiye’de genç işsizliğin bir istihdam sorunu olarak görülmesi eksik bir tartışma olacaktır. Esasında burada kaybedilen fiziksel sermayesi, teknolojik seviyesi ve gelişimi dizayn eden insan sermayesidir, ta kendisidir.

Bu nedenle gerçek gündem, gençlerin neden iş bulamadığı sorusu olmalıdır. Kaybedilen gündemler yeniden yaratılabilir.

Kaybedilen sermaye yeniden biriktirilebilir. Ancak kaybedilen bir kuşağın insan sermayesini geri getirmek mümkün olmayabilir.

Son not: Ülkem aydınının da bu süreçte rolü sorgulanmalıdır.