Yılın ilk çeyreğini kapatmaya sadece birkaç gün kalmışken, Otomotiv Sanayii Derneği'nin (OSD) açıkladığı ocak ve şubat aylarını kapsayan yılın ilk iki aylık üretim ile ihracat verileri, sektörün iç pazardaki görece hareketli tablosundan oldukça farklı ve uyarıcı bir hikâye anlatıyor.
2026 yılının ilk iki aylık diliminde toplam otomotiv üretiminin ve özellikle ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre belirgin bir ivme kaybetmesi, sanayi cephesinde dikkate alınması gereken ciddi alarm zilleridir. Her ne kadar mart ayı verileri nisan ayının ilk haftalarında netleşecek olsa da elimizdeki ilk iki ayın gidişatı, ilk çeyrek kapanış tablosunun sanayici açısından oldukça zorlu geçeceğinin sinyalini çoktan vermiş durumda. İç pazardaki satış canlılığı bayilerin yüzünü güldürüyor olabilir. Ancak Türkiye ekonomisinin ve otomotiv sektörünün asıl can damarı olan ihracattaki bu duraksama çok daha derinlemesine düşünmemizi gerektiriyor.
Avrupa pazarında son dönemde belirginleşen genel ekonomik yavaşlama, elektrikli araçlara geçiş sürecinde yaşanan pazar dalgalanmaları ve Çinli otomotiv üreticilerinin Avrupa'ya yönelik başlattığı yoğun ihracat baskısı, Türkiye'deki fabrikaların yurtdışı siparişlerini artık doğrudan ve negatif yönde etkiliyor. İhracatımızın tartışmasız lokomotifi olan otomotiv sanayimizin küresel arenadaki rekabet gücünü koruyabilmesi için artan üretim maliyetlerinin acilen optimize edilmesi ve yeni nesil teknolojik dönüşüm yatırımlarının çok daha güçlü bir şekilde teşvik edilmesi şart. Aksi takdirde, yılların büyük emeği ve birikimiyle kurulan bu devasa tedarik ve üretim ekosistemi geri dönülmez şekilde zarar görebilir.
Otomotiv ihracatçısının rekabetçi küresel pazarlarda nefesinin kesilmemesi için politika yapıcıların sanayicinin sesine her zamankinden daha fazla kulak vermesi gereken kritik bir eşikten geçiyoruz. Kesinleşmiş ilk çeyrek verilerini nisan ayında hep birlikte detaylıca göreceğiz, ancak ufukta görünen tabloya karşı şimdiden önlem almak hayati bir önem taşıyor.