CHP’yi şu an kim yönetiyor? Kemal Kılıçdaroğlu mu, yoksa arkasına Saray’ın mahkemesini almış Lütfü Savaş mı? CHP’nin, kurultay süreçleriyle seçilmiş lideri Özgür Özel’in görevden uzaklaştırılması için yargı sürecini Savaş başlatmıştı. Şimdi Kılıçdaroğlu yönetimindeki genel merkeze ihtar çekiyor: Kurultay yapamazsınız... Yani CHP’ye uygulanan operasyon iki kere sağlama alınmış durumda. Olmaz ya, Kılıçdaroğlu bir şekilde kurultay yapmak isterse onu da engelleyecek mekanizma hazır durumda. Bu aşamadan sonra CHP iktidar tarafından rehin alınmıştır.
Bu aşamadan sonra CHP’nin iktidar hedefi yoktur, bu boyutuyla MHP’ye benzemiştir. Bu aşamadan sonra CHP, kazanmak için seçime girmeyecektir. Bu aşamadan sonra CHP, yine CHP kökenli iktidar yürüyüşlerini engellemek için kullanılacaktır. Bu uğurda fedakârca çalışanlara ise siyasette makam, mevki, milletvekilliği, belki kim bilir ileride iktidardan küçük ortaklıklar verilebilir.
Ama durun, henüz o aşamaya gelmedik. Halen uygulanmakta olan operasyonun boyutlarına biraz değinelim.
CHP’ye iktidarın uyguladığı operasyon, seçmenin ve partinin iradesini almış Özel’in yalnızlaştırılması, hak ettiği partisinden koparılmasını içeriyor. Amaç, Özel’in örgütlü bir güçten, parti gücünün desteğinden, savunmasından yoksun kalmasıdır. CHP iktidara yürüyecek kadar taban tutmuş ve güçlenmişse, zayıflayan AKP iktidarının buna tahammül etmesi şu aşamadan sonra zaten beklenmez. Özel için işletileceği iddia edilen yargı süreçlerini de operasyonun bu ayağından ayrı düşünmek olanaklı değildir. Kılıçdaroğlu’nun Özel ve ekibine yönelik bu aşamadan sonraki operasyonlara destek vereceği de açıktır. Bu tavır, ne düzeyde olacağı henüz netleşmemiş bölünmeyi partinin kılcal damarlarına kadar yayacaktır.
Kılıçdaroğlu ve ekibinin rolü burada bitmiyor. Kısa süreli bir rol değil onlarınki. Zamana yayılmış durumda. Asıl görevin literatürdeki adı “içeriden daraltma”dır. Kılıçdaroğlu ve ekibi büyük bir titizlikle bu işlemi yürütüyor. İhraçlar, seçimle göreve gelmiş kişilerin gerekçesiz görevden alınması partinin dağıtılmasından başka bir amaca hizmet etmiyor. Bu, iktidarın istediği bir uygulamadır, çünkü AKP iktidarı, büyüyen CHP ile sürdürülemez. “Arınma” iddiası ise dürüst seçmen tabanını etkilemek için uydurulmuş bir yalandır. Çünkü, siyasetin arınması konusu Kılıçdaroğlu’nun partisindeki iktidarını yitirmesinin ardından aklına gelmiştir. Genel başkanlığı dönemindeki iddiaları bu kapsamda anımsamak bile istememektedir. Bütün bu yaklaşımlar CHP’yi iktidar için içeriden küçültmekten başka bir sonuca da ulaşmaz. Azıcık siyasi tarih okuyanlar bilir ki siyasetçilerin geneli, siyasetin arınmasını da siyaset yapmak için kullanır.
CHP’ye yönelik operasyonun başında olan AKP-MHP ise hem siyasi hem ahlaki hem de tarihsel çelişkiler içindedir. Anlaşılıyor ki İran ve Rusya’daki gibi ön denetimli bir siyaset tarzının Türkiye’ye yerleşmesini ve iktidarlarını bu şekilde sürdürmek istemektedir. Ancak gelin görün ki CHP’ye dışarıdan da iki koldan operasyon yürüyor. Biri artık kimsenin yadırgamadığı yargıyla yıldırmak. İkincisi ise yerel yöneticilerin, milletvekillerinin AKP’ye katılımını sağlamak. Kapatma davasıyla muhatap olan AKP’nin CHP’yi kapatmaktan beter etmesi siyasi çelişkidir. Ahlaksızlığın odağı olduğunu iddia ettikleri bir partiden tehditle belediye başkanı kapmak ahlaki çelişkidir. Rakipsizleşmiş bir şekilde seçime gitme arayışı Türkiye’nin çok partili seçim tarihiyle çelişkidir.
Görüldüğü üzere siyaset yapma ve iktidar hırsı, Machiavelli’ye (Makyavel) rahmet okutacak seviyeyi geçmiş durumda.
Lütfü Savaş, siyasi hırsının sonuçlarını tahmin ediyor mu, bilmiyoruz. Ancak yargı kararlarıyla CHP Genel Merkezi’ndeki koltuklarına huzur içinde gömülenlere önerimiz İran’dan. Hatemi sonrası gelişmeleri okumalarını öneririz. Muhalefetteki bölünme, sandığa ilgisizliği devasa boyutlara ulaştırınca aradan Ahmedinejad’ın çıkışını incelemek gerekir.
Siyasette var olma hırsı, umutları bir kere daha yok etmekle sonuçlanabilir.