Necati Cumalı, “Tütün Zamanı” üçlemesinde Ege’deki mevsim değişiminin öncesini anlatmak için roman kahramanına “Hava topluyor” saptamasını yaptırır. Siyasette bir mevsim değişimi yaklaşıyor. Özellikle 2026’nın başından bu yana hava topluyor çünkü.
Evet, Trump-Netanyahu’nun İran’la savaşına ara verilmişken biraz da iç politikaya değinmekte yarar var. Çünkü konular yığıldı. İktidarın kurgusu, Ocak-Şubat 2026’da enflasyon yüksek gelecek, sonra her şey rayına girecek; yıl sonuna kadar AKP ve MHP’nin eli rahatlayacak, 2027 seçim yılı ilan edilecek ve her türlü gereği yapılacaktı. Araya Trump girdi, bütün hesap karıştı. Savaş çıktı, Türkiye’yi bırakın küresel ekonomi sarsıldı, etkilerinin eylülden önce normale dönmesinin zor olduğu değerlendiriliyor. Seçime kadar Türkiye’de enflasyonun yüzde 20’nin altına ineceğine kimse inanmıyor. Artık “Ekonomiyi düzelttik” propagandasına zaman yok. Akaryakıt zamlarını makul düzeyde tutmak için alınan kararların ekonomik dengeleri bozduğu biliniyor. Örneğin bütçe açığı artıyor. Örneğin, TL’nin değer kaybetmesine iktidarın tahammülü yok. Şimşek, “TL değer kaybederse döviz borcu nedeniyle ayakta firma kalamaz” demeye getirdi.
Geriye fazla seçenek bırakmayan bu durumda ne yapılacak? Yanıtını şöyle verelim: AKP tüm il ve ilçe teşkilatlarına, örgüt başkanlarına talimat vermiş: “Ne yapın edin, CHP’li belediye başkanlarının bir açığını yakalayın, bir şeyler bulun.” Bu amaç doğrultusunda gecesini gündüzüne kattığını bildiğimiz AKP’li yöneticiler var. Bazı memurlara, “CHP’yi suçlayacak belge verin bize, yoksa...” gibi telkinlerde bulunuluyor. Çünkü CHP’yi güçsüz düşürmekten başka yol kalmadı. Amaç belli. “Önce CHP’nin yüzde 35’lerden daha yukarılara yürümesini engellememiz lazım” deniyor. Şimdiye kadar CHP’nin yüzde 35’ini düşüremediklerini de böylece itiraf ediyorlar. En önemli sorun da AKP-MHP’den kopan seçmenin geriye dönmesi için bir türlü ikna edilememesi. Ancak bir konuda iddialılar: Bizden kopan seçmenin büyük bölümü CHP’ye de gitmiyor. Teselli noktaları burası.
Durum böyle ortada olunca CHP’ye daha katmerli saldırılar yapmak için senaryolar hazırlanıyor. Ankara’da haftalardır neler duyuyoruz, neler... “Sonbaharda erken yerel seçimler yapılabilir, CHP’ye artık kayyım atanması şart, bu durumda parti en az ikiye bölünür, birbirlerine saldırırlar, birbirlerini yıpratırlar. Bakarsınız üçe de bölünebilirler.”
Fark etmişsinizdir, temenni ağırlıklı sözler bunlar. Bu dönemde CHP kurultaylarını “butlan” gerekçesiyle sakatlamak, fiili olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisini kapatmak anlamına gelir. Bu uygulama PKK lideri Öcalan’a “kurucu önder” dendiği ortamda, bugünkü iktidar liderleri ve partilerinin siyasi tarihine geçmiş olur.
Peki CHP’yi parçalamak iktidarın işine gelir mi? Liderlerin önlerine sık sık konulan kamuoyu yoklamalarında yüzde 60’ların üstünde, iktidar partileriyle yolları kesişmeyen bir kitlenin kemikleştiği gözlemleniyor. Siyasal iletişim uzmanları, pek kimsenin aklına gelmeyen bir konuya da dikkat çekiyorlar. Geçen yerel seçimlerde son yıllarda bir türlü Cumhur iktidarından beklediğini bulamayan büyük kitlelerin sandığa gitmediğini anımsatıyorlar. Ya yapılacak genel seçimlerde CHP’ye gitmeleri bir şekilde engellenmiş kitleler yine sandığa gitmezse? Ya parçalamaya, her şeye karşın Özgür Özel yine siyasette sivrilir yürürse?
Bir tarafta temenniler, hayaller... Bir tarafta karabasan içerikli olasılıklar... Ama bir şey net: Siyasi hava bunca yapılana karşın hâlâ AKP-MHP’den yana dönmedi. Baskılar, operasyonlar daha da artarsa bilin ki iktidarın umudu giderek azalıyor.
Baksanıza; CHP’nin ara-erken seçim ısrarları anında sinirleri bozmaya yetiyor.