Atatürk’ün Aydınlanma Ufku ve Opera

Atatürk’ün Aydınlanma Ufku ve Opera

12.07.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Şu sözler Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’e aittir: “Fikirler ve inkılaplar sanatla yayılır.”, “Güzel sanatlarda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum olacaklardır.”, “Bir milleti yaşatmak için birtakım temeller gerekmektedir ve bilirsiniz ki bu temellerin en önemlilerinden biri sanattır. Bir millet sanattan, sanatçıdan yoksunsa tam bir hayat süremez. (…) Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

Atatürk, resimden heykele, müzikten tiyatroya sanatın bütün dallarına büyük önem verdi. Dünyaca ünlü sanatçıları Türkiye’ye davet etti, sanat okulları açtırdı, sanatı teşvik eden yasalar çıkardı, sanatçılar yetişmesini ve halkın sanatla buluşmasını sağladı.  

Atatürk, diğer sanatların yanında, müzik, tiyatro ve dansı bir araya getiren operanın Türkiye’de gelişmesini ve yaygınlaşmasını çok istiyordu.

ATATÜRK OPERADA

Yıl 1914, yer Sofya, mevsim kış... Mustafa Kemal ateşemiliter olarak Sofya’da görevlidir. -Altan Deliorman’ın anlattığına göre- Sofya’da ilk operanın açılacağını öğrenen Mustafa Kemal, bunu duyduğunda çok şaşırır. “Demek Bulgarların bir de operaları var. Operada rol alabilecek artistleri var” diye düşünür. İlk temsil için hemen bilet aramaya başlar. Bulgar Parlamentosu’ndaki Türk milletvekillerinden Şakir (Zümre) sayesinde operada bir yer bulur. Sofya’da büyükelçi olan arkadaşı Ali Fethi (Okyar) ile birlikte galaya giderler. O gece meşhur “Carmen” oynanır. 

Mustafa Kemal, o gece geç saatlerde arkadaşı Şakir Zümre’ye şunları söyler: “Şimdi Balkan Harbi’nde yenilgimizin nedenini daha iyi anladım. Ben bu adamları çoban diye bilirdim. Halbuki baksana operaları bile var. Operada oynayacak sahne sanatkârları, müzisyenleri, dekoratörleri, hepsi yetişmiş. Opera binası dahi yapmışlar…” Biraz durup düşündükten sonra bir hayal kurar: “Bizim memleketimiz de acaba operaya kavuşacağı günleri görecek mi? O seviyeye bir gün çıkabilecek miyiz?” (Altan Deliorman, Mustafa Kemal Balkanlarda, İstanbul, 1959, s. 9-12)     

Altan Deliorman, “Mustafa Kemal Balkanlarda” adlı kitabında, Mustafa Kemal’in daha önce Paris’te de iki kez operaya gittiğini yazıyor. (Mustafa Kemal, 1910 yılında Picardie Manevralarına katılmak için Fransa’ya gitmişti.)

Osmanlı’da III. Selim, II. Mahmut, Abdülaziz ve II. Abdülhamit’in kişisel ilgi gösterdiği operayı Atatürk, geliştirmek ve yaygınlaştırmak istiyordu.


Atatürk, Türkiye’de operanın gelişmesi ve yaygınlaşması için çok çaba harcadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk operası ÖZSOY onun isteği ve yönlendirmesiyle hazırlandı.

İLK TÜRK OPERASI: ÖZSOY

Atatürk, 1934’te bir Türk operası hazırlattı.  

Münir Hayri Egeli anlatıyor: “Atatürk beni çağırdı. ‘Türklerle İranlılar soy ve kültür itibarıyla kardeştir’ dedi. Sırf bir mezhep mücadelesi yüzünden birbirlerinden ayrılmış bu iki kardeşin aslında bir olduğunu gösteren bir piyes yaz ve bunu opera halinde oynatalım... Ancak Şah’ın gelmesinden iki akşam sonra opera oynanmalıdır…

Operanın librettosunu Münir Hayri Egeli kaleme alırken, bestesini Ahmet Adnan Saygun yaptı. Böylece çok kısa sürede “Özsoy Operası” ortaya çıktı.   

Çeşitli destanlardan ve özellikle Firdevsi’nin “Şehname”sinden uyarlanan “Özsoy Operası”nda Türk-İran uygarlıklarının köklerine vurgu yapılır. Hakan Feridun karakterinin “Tur” (Kurt) ve “İraç” (Aslan) adlı ikiz oğlu vardır. Yolları ayrılan kardeşleri Feridun, aynı bayrak altında birleşmeye çağırır. Bu birleşme, Türk-İran dostluğunu sembolize eder. 

Atatürk, Türk-İran dostluğunu anlatan bir opera hazırlanması talimatı vermişti ama 1930’ların Türkiye’sinde henüz Devlet Opera ve Balesi yokken bu operayı oynamak çok da kolay değildi. O dönemde Ankara’da sadece Musiki Muallim Mektebi vardı. Solistler ve koro oradaki öğrencilerden seçilebilirdi. Ayrıca baletlere ve balerinlere ihtiyaç vardı. Bunun için Halkevlerinde dans eğitimi alan öğrencilerden yararlanılabilirdi.

Koro için Musiki Muallim Mektebi’nden birkaç öğrenci alındı. İstanbul’dan soprano Nimet Vahit ve Darülbedayi opereti Semiha Berksoy Ankara’ya getirildi. Ulu Anne rolü Nimet Vahit’e, Hakan Feridun rolü Nurullah Şevket Taşkıran’a, köylü delikanlı rolü ve koroyu yönetme görevi Halil Bedii Yönetken’e verildi. 

Atatürk’ün isteği ile İstanbul Konservatuvarı Yaylı Sazlar Orkestrası Ankara’ya getirildi. Nefesli sazlar, Cumhurbaşkanlığı Armoni Mızıkası’ndan alındı.  (N. Levent Gökçedağ, Atatürk Dönemi Müzik İdeolojisi ve Günümüze Yansımaları, Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Müziği Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2007, s. 59-64)

Özsoy Operası ilk kez 19 Haziran 1934’te Ankara Halkevi’nde Cumhurbaşkanı Atatürk ve konuğu İran Şahı Rıza Pehlevi huzurunda sergilendi.  

Atatürk, Türk-İran dostluğunun tarihsel ve kültürel temellerini İran Şahı’na, çağdaş bir sanatla, operayla anlatarak “uluslaşan” ve “çağdaşlaşan” Türkiye’yi göstermek istemişti. 


Bayönder Operası’nda Atatürk’ün düzelttiği rol bölümündeki isimler. (Ulus, 10 Kasım 1939, s. 14.)

ATATÜRK’ÜN KATKIDA BULUNDUĞU OPERALAR

Atatürk’ün Ankara’ya ayak basışının 15. yıldönümü anısına 27 Aralık 1934’te sergilenmek üzere üç önemli sanatçıdan opera hazırlaması istendi. Münir Hayri ve Adnan Saygun “Taşbebek Operası”nı, Münir Hayri ve Necil Kazım AksesBayönder Operası”nı hazırladılar. Her iki opera bitirildikten sonra Atatürk’e sunuldu. 

Atatürk, adeta bir dramaturg gibi bu operaları bizzat okuyarak bazı düzeltmeler yapmış, öneriler getirmişti. Örneğin, Atatürk, “Taşbebek Operası”nda yazarın, kişilerden birinin ağzından, “kadına inanmadığını” ve “onun uzaktan bir süs gibi sevilmesini” belirttiği dizeleri karalayıp karşısına şöyle yazmıştı: “Biz kadınlar için böyle düşünmeyiz. Kadın varlığı, ulusun bin bir noktasından temelidir. Artık kadını süs tanımak fikri de doğru değildir… Değişmeli…” Yine aynı operada yazarın, “Sevgi bir eğlencedir” cümlesinin üzerini çizip “Sevgiyi bir eğlence saymak onu ciddiye almamak olur” diye yazmıştı. Atatürk metinde geçen isimlerle de ilgilenmiş, başka bazı isimler önermişti. (Metin And, Türk Tiyatrosunun Evreleri, Ankara, 1983, s. 368-369; Seda Bayındır Uluskan, Atatürk’ün Sosyal ve Kültürel Politikaları, Ankara, 2010, s. 406-407)

Çok daha önemlisi, “Bayönder Operası”nın bazı bölümlerini Münir Hayri’ye bizzat Atatürk yazdırmıştı. (Münir Hayri Egeli, Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar, İstanbul, 1954, s. 42-43)

CUMHURİYETİN OPERA ÇABASI

1924’te Ankara’da Musiki Muallim Mektebi kuruldu. 

1925’te açılan yarışma sınavlarıyla sanatçı ve müzik öğretmeni yetiştirmek üzere Paris, Berlin, Budapeşte ve Prag’a 10 kadar öğrenci gönderildi. 

1917’de kurulan Darülelhan 1926’da İstanbul Belediye Konservatuvarı’na dönüştürüldü. 

1928-1930 arasında çoksesli musikinin temel kuram kitapları yayımlandı.

1932’den itibaren kurulan Halkevleriyle çok sesli müzik ülkeye yayılmak istendi. 

Atatürk, Türkiye’de operanın ve tiyatronun kurulması için 1930’larda Max Reinhardt’ı, Paul Hindemith’i ve Carl Ebert’i Türkiye’ye davet etti. 

Reinhardt, hazırlayıp Atatürk’e sunduğu raporda çok sesli müziğe vurgu yapıyordu. Atatürk bu raporu okuduktan sonra raporun bir kenarına “Bu raporu esas tutalım” notunu düştü. (Uluskan, s. 394)

Atatürk, Cumhuriyetin 10. yılında, Sovyet Rus sanatçıların Türkiye’ye gelerek konserler vermesini istedi. Şostakoviç başta olmak üzere ünlü sanatçılar Ankara’ya gelerek konserler verdi. 

Paul Hindemith, 1936’da Ankara Devlet Konservatuvarı’nı kurdu. Burada bir de opera bölümü açıldı. Bölüm,1936-37 öğretim yılında 5 kız, 11 erkek öğrenciyle öğretime başladı. 

Eğitim Bakanlığı Tiyatro ve Opera İşleri Uzmanlığı’na atanan Ebert, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda opera bölümünün yerleşmesi için çok çaba harcadı. Atatürk, Ebert’e, Türkiye’de “kaç yıl sonra Türkçe opera oynanabileceğini” sorduğunda “beş yıl sonra” cevabını almıştı. (Uluskan, s.398)   

1940’ta Ankara Devlet Konservatuvarı “müzik” ve “temsil” diye ikiye ayrıldı. Temsil bölümü de kendi içinde “opera”, “tiyatro” ve “bale” diye üçe ayrıldı. (Ünsal Yücel, Atatürk Döneminde Sanat Yaşamı”, Çağdaş Düşüncenin Işığında Atatürk, s. 475

Ankara Devlet Konservatuvarı ilk mezunlarını 1941’de verdi. 1941’de operalar Türk öğrenciler tarafından Türkçe oynanmaya başladı. Opera öğrencilerinin ilk gösterisi 24 Haziran 1941’de Ankara Halkevi Sahnesi’nde oynadıkları W. A. Mozart’ın tek perdelik “Bastien und Bastienne” adlı operası ile Puccini’nin “Madam Butterfly”ının ikinci perdesi idi. Bu oyunları, Tatbikat Sahnesi’nde dünyaca ünlü bestecilerin diğer oyunları izledi.  

1949’da Devlet Tiyatrosu ve Operası kuruldu. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de Türkiye’de çoksesli müziğin ve operanın gelişmesi için çok çaba harcadı. Bütün bu çabalar boşa gitmedi. Türk sanatçılar yetişti. Örneğin, Ahmet Adnan Saygun’un eserleri yurtdışında da sergilendi. Saygun’un “Yunus Emre Oratoryosu”nun Türkiye prömiyeri 1946’da, Fransa Prömiyeri 1947’de, ABD prömiyeri 1958’de yapıldı. Ayrıca Leyla Gencer ve Ferhat Onat gibi Türk opera sanatçıları da Avrupa sahnelerinde boy gösterdiler.

Gerçek şu ki 100 yıl önce sanata, sanatçıya değer veren, çoksesli müziğin ve operanın gelişmesine çalışan Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyet, bugün sanata ve sanatçıya değer vermeyen bağnaz bir zihniyet tarafından dönüştürülmek isteniyor. Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyete sahip çıkmak; sanata, sanatçıya, çağdaş uygarlığa sahip çıkmaktır.  

Yazarın Son Yazıları

İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025