Kılık kıyafet devrimi

Kılık kıyafet devrimi

22.11.2023 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

“Medeniyim diyen Türkiye’nin hakikaten medeni olan halkı, başından aşağıya dış görünüşüyle dahi medeni ve olgun insanlar olduğunu fiilen göstermeye mecburdurlar.” (Atatürk, 27 Ağustos 1925)

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni “Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak” için Türk toplumunu “tepeden tırnağa kadar” çağdaşlaştırmak istiyordu. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş bireylerinin giyiniş ve görünüşleriyle de çağdaş olması gerekiyordu. Bu amaçla 1925’te ve 1934’te kılık kıyafet düzenlemeleri yapıldı.

Türklerin ulusal kılık kıyafeti ne “sarık” ne de “fes”ti. Eski Türklerde erkekler başlarına deri başlıklar, kalpaklar giyerler, ayrıca “börk” denen keçe külahlar kullanırlardı. Türk kadınları da çeşitli süslü başlıklar takarlardı. Müslüman olduktan sonra Türklerin giyim kuşamları da değişmeye başladı. Bu dönemde Müslüman-Türk erkekleri Araplardan alarak “sarık” kullanmaya başlarken özellikle kentlerdeki Müslüman-Türk kadınları da zamanla başlarını örtmeye başladılar. 

OSMANLI’DA FES VE ŞAPKA 

Osmanlı’da II. Mahmut döneminde 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra kurulan birliğe 1829’da “fes” giydirilmesine karar verildi. Friglerden başlayarak Yunan kolonilerinde ve Roma İmparatorluğu döneminde kullanılan fes, daha çok Kuzey Afrika’da öne çıkıp Yunan adalarına yayılmıştı. II. Mahmut, “fesin şeriata aykırı olduğunu” öne süren Şeyhülislam Mehmet Tahir Efendi’yi azlederek ilk aşamada Tunus’tan 50 bin fes getirtti. Yeni kurulan birliğin fes yanında pantolon, ceket ve potin giymesi zorunlu kılındı. Bir süre sonra ilmiye sınıfı dışındaki devlet memurlarının da fes, pantolon ve ceket giymeleri istendi. Böylece Osmanlı’da 19. yüzyıldan itibaren halkın ve din görevlilerinin dışında memurlar fes giymeye başladılar.   

Osmanlı, şapkayı gayrimüslimler için “resmi başlık” yapmıştı. Osmanlı’da şapkayı daha çok gayrimüslimler kullanıyordu. 19. yüzyılda Avrupa’ya giden Jön Türklerin şapka giymeleri ve hatta bazılarının şapkalı olarak yurda dönmeleri sonrasında şapka Türkler arasında da ilgi görmeye başladı. Osmanlı İmparatorluğu dışındaki bazı Türk-İslam toplulukları da şapka giyiyordu. Mustafa Kemal’in (Atatürk) ifadesiyle, “Buhara’da, İran’da, Afgan’da Müslümanlar şapka giyerler ve şapka ile namaz kılarlar… Bizde her yerden fazla mutaassıp (tutucu) var gibi görünüyor…”  Türkiye’de 1925’teki Şapka Kanunu öncesinde özellikle büyük kentlerin merkezlerinde okur yazar, aydın, eşraf, tüccar Türkler arasında şapka kullananların sayısı artmaya başladı. Böylece Türkiye’de halk, aslında kanuni bir zorlama olmadan kendiliğinden şapka kullanmaya başlamış oldu. 1925 Şapka Kanunu’nun gerekçesinde bu duruma vurgu yapılacaktı.

Atatürk, şapkayı tanıttığı Kastamonu, İnebolu ve Çankırı gezisinden Ankara’ya dönüyor. (1 Eylül 1925)

ATATÜRK HALKA TANITTI

Cumhurbaşkanı Atatürk, Şapka Kanunu öncesinde, 24 Ağustos 1925’te elinde bir “panama şapka” ile Kastamonu’ya gitti. Orada yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun sebebi dünyanın vaziyetini anlamadığımız içindir. Fikrimiz, zihniyetimiz medenî olacaktır. Şunun, bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz. Medeni olacağız. Bununla iftihar edeceğiz… Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona bigâne olanları yakar ve mahveder.

Atatürk, 25 Ağustos 1925’te de İnebolu’ya geçerek 27 Ağustos’ta şu ünlü şapka konuşmasını yaptı:  

Efendiler, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkı medenidir. Tarihte medenidir, hakikatte medenidir. Fakat medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı; fikriyle, zihniyetiyle medeni olduğunu ispat etmek ve göstermek mecburiyetindedir... Kısacası medeniyim diyen, Türkiye’nin hakikaten medeni olan halkı, başından aşağıya dış görünüşüyle dahi medeni ve olgun insanlar olduğunu fiilen göstermeye mecburdurlar…

Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için çok cevherli, milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve bittabi bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta siperi şemsli serpuş, bunu açık söylemek isterim. Bu serpuşun ismine şapka denir. Redingot gibi, bonjur, smokin gibi, işte şapkanız! Buna caiz değil, diyenler vardır. Onlara diyeyim ki çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz ve onlara sormak isterim: Yunan serpuşu olan fesi giymek caiz olur da şapkayı giymek neden olmaz ve yine onlara ve bütün millete hatırlatmak isterim ki Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel kisvesi olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler?

Atatürk, 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada “Her millet gibi bizim de milli kılığımız varmış, fakat inkâr edilmez ki taşıdığımız kılık o değildir… Fen bakımından, sağlık bakımından pratik, her bakımdan denenmiş bir medeni kılık giyilecektir…” dedi. Atatürk daha sonra kadınlar ve kılık kıyafetleri hakkında bazı eleştiriler yaptı: “Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki başına bir bez ya da bir peştamal veya bunlar gibi şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere ya arkasını çevirir ya da yere oturarak yumulur. Bu davranışın anlamı nedir? Medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle girer mi?

MEMURLAR VE VEKİLLER İÇİNDİ

Atatürk, Şapka Kanunu öncesindeki Kastamonu ve  İnebolu konuşmalarında, çağdaş kılık kıyafetin ve bunun bir parçası olmak üzere şapkanın gerekliliğini anlatırken 31 Ağustos 1925 Çankırı konuşmasında Kılık Kıyafet Devrimi’nin yöntemini açıklayacaktı: “Kılığın medeni bir hale sokulması için yasa gerekli değildir. Millet karar verir yapar… Memurlar ve milletvekilleri bunu gereği gibi uygulayıp halka kılavuzluk etmelidirler.”  

Atatürk, 1 Eylül 1925’te Ankara’ya döndükten sonra, 2 Eylül 1925’te yayımlanan 2431 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile “Halkın kendiliğinden giymeye başladığı şapkayı devlet memurlarının da giymeleri zorunluluğu” getirildi.  

Atatürk, bu karardan sonra halkın tepkisini görmek için bir yurt gezisine daha çıktı. 22 Eylül 1925’te başlayan gezide İzmit, Bursa, Balıkesir, Manisa, İzmir, Konya ve Afyon’u ziyaret etti. Bir ay devam eden gezide yine çağdaş kılık kıyafete vurgu yaptı. Bursa’da yaptığı konuşmada, bir zamanlar bu milletin başına fes giydirebilmek için şeyhülislam değiştirildiğini, fetvalar çıkarıldığını hatırlatarak “Bugün milletimiz böyle duygusuz, anlamsız, mantıksız araçların hiçbirini gerekli görmüyor” dedi. 

Devlet memurlarının şapka giymesi kararına genelde uyulmakla birlikte yer yer şapka bahanesiyle gerici seslerin yükselmesi üzerine Bakanlar Kurulu bu kararı yasa ile güçlendirip memurlarla birlikte milletvekillerini de bu yasa kapsamına almak istedi. Böylece 16 Ekim 1925’te Konya Milletvekili Refik (Koraltan) ve arkadaşlarınca “Şapka İktisası (Giyilmesi) Hakkında Kanun” hazırlandı. 25 Ekim 1925’te Meclis’te görüşülmeye başlanan kanunun gerekçesi şöyleydi: 

Aslında hiçbir öneme sahip olmayan başlık sorunu, çağdaş uygar uluslar ailesi içine girmeye kararlı Türkiye için özel bir değere sahiptir. Şimdiye kadar Türklerle öteki çağdaş uluslar arasında bir marka niteliğinde sayılan şimdiki başlığın değiştirilmesi ve yerine çağdaş uygar ulusların tümünün ortak başlığı olan şapkanın giyilmesi gereği belirmiştir. Ulusumuz bu çağdaş ve uygar başlığı giymek suretiyle herkese örnek olduğundan ekli yasa önerisinin kabulünü teklif ederiz.

Bursa Milletvekili Sakallı Nurettin Paşa’nın, bu yasanın anayasaya aykırı olduğunu ileri süren önergesi kabul edilmedi. Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt), Nurettin Paşa’ya verdiği yanıtta “Özgürlüğün nasibi gericiliğin elinde oyuncak olmak değildir” dedi. “Böyle kanunlar başka milletlerde de vardır. Mesela Japon Mebuslar Meclisi’ne silindir şapka ile girmek kanunla zorunludur” diye de ekledi. 

TBMM, 25 Kasım 1925’te 671 Sayılı “Şapka İktisası (Giyilmesi) Hakkındaki Kanun”u kabul etti. Kanunun 1. maddesi şöyleydi: “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri (milletvekilleri) ile genel, özel ve yerel yönetimlere ve bütün kuruluşlara bağlı memurlar ve hizmetliler, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın sürdürülmesini hükümet yasaklar.”  

Görüldüğü gibi “Şapka Kanunu” halk için değil, milletvekilleri ve memurlar içindi. Ayrıca kanunda kadın giyimine yönelik bir hüküm yoktu. Peçe ve çarşafı yasaklayan bir yasa da çıkarılmadı. Belediyelerin tavsiye kararlarıyla yetinildi. Kadınların modern giyinmesi teşvik edildi.  

3 Aralık 1934’te 2596 sayılı kanunla da “Herhangi bir din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımları” yasaklanacaktı.

‘ŞAPKA TAKMAYAN ASILDI’ YALANI

30 Kasım 1925’te de –tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması sırasında- Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde yapılan bir değişiklikle “yetkili olmadığı halde sarık ya da dinsel kıyafet taşıyanların” 3 aydan 1 yıla kadar hapsedilecekleri bildirildi. Sarık ve fes yasaktı. Ancak sıradan vatandaşların şapkasız dolaşması suç değildi. 

1926 tarih ve 765 sayılı kanunla kabul edilen Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesine göre “kanuna itaatsizliğin cezası” 1 aya kadar hafif hapis ve 50 liraya kadar hafif para cezasıydı. 1939 yılında Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesinde yapılan değişiklikle şapka giymemenin cezası 3 aya kadar hapis oldu. Bu cezaların çoğu da affedildi. Yani İslamcıların iddia ettiği gibi, şapka takmamanın cezası “idam” değildi, şapka takmadığı için idam edilen kimse yoktur. İslamcıların “şapka mağduru” ilan ettikleri İskilipli Atıf da şapka karşıtı kitap yazmaktan veya şapka takmamaktan değil, şapka bahanesiyle çıkarılan gerici isyanların “en büyük etkeni” olduğu ve Kurtuluş Savaşı sırasındaki ihanet bildirileri nedeniyle TCK’nin 55. maddesi gereği “anayasayı tağyir” suçundan idam edildi. (Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, 2009, s. 327) Prof. Dr. Ergün Aybars’ın deyişiyle, İstiklal Mahkemeleri’nde “Şapka Kanunu”na muhalefet nedeniyle “ağır cezalara mahkûm edilenler, şapka giymedikleri için değil, şapkayı bahane ederek gerici ayaklanma çıkarmak, kışkırtmak suretiyle dini politikaya alet edip vatana ihanet ettikleri için mahkûm edildiler… Suçu sadece şapkaya karşı koymak olan ferdi suçlar ise hafif şekilde cezalandırıldılar.” (Aybars, s. 328) 

Şapka Kanunu’nun amacı herkese kanun zoruyla şapka giydirmek değil, ulusal ve uluslararası hiçbir değeri olmayan sarık ve fesi çıkarttırarak çağdaş kılık kıyafetin yaygınlaşmasını sağlamaktı. Şapka, çağdaş giyim kuşamın simgesi olarak öne çıkarıldı. Atatürk, bu konuda da ulusuna örnek oldu. Zannedilenin aksine “Şapka Kanunu” amacına ulaştı. Bugün bu kanunun üstünden 100 yıl geçmeden -küçük bir azınlık dışında- Türk halkının büyük çoğunluğunun çağdaş giyim kuşamı benimsemiş olması, Atatürk’ün Kılık Kıyafet Devrimi’nin çok başarılı olduğunun en açık kanıtıdır.

Yazarın Son Yazıları

ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025
Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Devamını Oku
19.03.2025