Alaturka kapitalizm

Alaturka kapitalizm

22.06.1982 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bazı gerçekler vardır ki, bunları tersyüz etmeye hiç olanak yoktur. Bu gerçeklerden biri, “24 Ocak kararları” adı altında sunulan programın kesinlikle bir IMF programı olduğudur. Bu nedenle, “istikrar tedbirleri” olarak adlandırılan uygulamaları Turgut Özal’ın kafasından çıkmış özgün bir program olarak görmek yanlış olur. Özal, yalnızca bu programın Türkiye’de nasıl ve ne koşullarda uygulanacağını yürütmekle görevlidir.

IMF programlarını uygulayan başka ülkeler de vardır.

IMF programının bu ülkelerde nasıl ve ne koşullarda uygulandığını izlemek,sonuçları değerlendirmek gerekir. IMF programı Türkiye’ye gökten zembil ile inmedi; bu programın benzerleri başka ülkelerde de uygulandı.

Bizim eksikliğimiz ve Özal’ın kusuru, IMF programına uygun uyarlamaların zamanında yapılmamış olmasıdır. Bu köşede daha önce de ısrarla üzerinde durduğumuz gibi, ekonomik kararların hukuksal çerçevesi zamanında çizilmemiş, ekonomik sorunların hangi hukuksal düzen içinde yürüyeceği akla bile gelmemiştir.

Karşılaşılan bir kısım sorunlar bu belirsizlikten ve hukuksal kargaşadan da kaynaklanmıştır. Bu çılgın faiz yarışına, 1933 tarihli “Ödünç Para Verme İşleri Hakkındaki Kanun” ile girilmiş, banker- banka ayırımının kesin çizgilerini belirleyecek yasal düzenlemeler yapılmamış, Bankalar Yasası işletilmemiş, Merkez Bankası Yasası uygulanmamış ve sonuçta banker iflasları ve bankaların Merkez BankasıWnda bulundurmak zorunda oldukları “munzam karşılıklar” gibi sorunlarla karşılaşılmıştır.

24 Ocak kararları, kurulu ekonomik düzeni büyük ölçüde değiştirmeyi amaçlamıştı. Böylesine köklü bir değişimin gerektirdiği hukuksal düzenlemeler, yasalar, kararnameler, Maliye Bakanlığı tebliğleri, zamanında düşünülüp yürürlüğe konmuş değildir. Banka- kredi düzenini kapsayan bütün yasaların, bütün kararnamelerin, bütün tebliğlerin, bir bir gözden geçirilmesi, uygulanacak yeni programa uygun hukuk düzeninin getirilmesi gerekirken, serbest piyasa ekonomisine “ya Allah” diye dalınmış; bu bocalama içinde bugünkü sıkıntılı noktaya gelinmiştir. Karşılaşılan sorunların bir nedeni de budur.

Şimdi şu işe bakın: Merkez Bankası başkanı, bu işteki sorumluluk payını düşünmeden, bankaların Merkez Bankasına yatırmak zorunda bulunduğu milyarlarca lira paranın yatırılmamış olduğunu açıklayabilmektedir. Bu milyarlarca lira para özel bankaların elinde kalmış; faiz oranlarının yüzde sekseni aştığı bir dönemde, bu paralar, özel bankalara milyarlarca lira gelir getirmiştir. Bu bir haksız kazanç değil midir? Bu yasaların öngörmediği bir kazanç kapısı sayılmaz mı?

Diyecekler ki “Ne yapalım, bu paraları istesek, bankalar batacaktı...” O zaman işin kolayı var: Merkez Bankası Yasası değiştirilir; belli dönemler için bankalara “bağışıklık” tanınır; o zaman yapılan iş kılıfına uydurulmuş olur. Hem yasalarda, “munzam karşılıklar” bulundurma yükümlülüğünü koru, hem de bu yasal yükümlülüğü yerine getirme! Bunun hukuk düzeni ile, akılla, mantıkla bağdaşır yanı var mıdır Allah aşkına? Var diyen beri gelsin!

Hem şunu da söyleyelim: Bazı bankaların, bakanlık paralarını, bir bankadan başka bankaya aktardıkları için yargılandıkları günler pek de uzak değildir.

Bu konuda iki olasılık var; üçüncüsü yok... Ya “munzam karşılıklar” için gerekli yasal değişiklikler yapılırdı ya da yasa olduğu gibi uygulanırdı. Üçüncü bir yol söz konusu değildir.

Bütün bunlar şunu gösteriyor. Kapitalizmi, biz pek alaturka olarak uyguluyoruz; “alaturka kapitalizm” dediğimiz de budur. Ne yasası düşünülmüş, ne kararnamesi, ne tebliği! Önüne ardına bakılmadan, el yordamı ile uygulanan liberalkapitalizm düzeni...

Nihavent makamında kapitalizm... Olacağı da bu işte...

İlgili Konular: #Uğur Mumcu