Dipsiz kuyu...

Dipsiz kuyu...

27.09.1992 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ortadoğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz kuyudur.

Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Halk deyişi ile Ortadoğu’da “kimin eli kimin cebindedir” bilinmez. Kim, kimi, neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı da yoktur. Olaylar yıllar sonra aydınlanır. O da bir kısmı!

Örneğin 1972 yılında “Şivan” kod adıyla bilinen, Molla Mustafa Barzani’nin yanında savaşan ve Kürt gençlerine emrindeki kampta gerilla dersleri veren Dr. Sait Kızıltoprak ve “Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi” lideri Sait Elçi’yi kimler öldürmüştü? Bu sorunun yanıtını geçen pazar günü alçakça pusuya düşürülerek öldürülen Musa Anter, 1990 yılında yayımlanan Hatıralarım adlı kitabında vermişti.

... Sait Elçi, Nusaybin’in Tahut köyünden Muhamede Bege adında bir genci yanına alarak Irak’ın Zaxo kasabasına gidiyor. Zaxo kurtarılmış bölge idi. Barzani’nin mümessili Osman Qazi idaresindeydi. Osman aynı zamanda Şivan’ın çok yakın arkadaşıydı. Sait Elçi’nin Şivan hakkında yazdığı tüm yazılar da onun eline geçiyordu... Meğer Osman, bu yazıları Barzani’ye iletmiyor, Şivan’a veriyormuş. İşte bu Osman Qazi’nin yanında iki Sait bir araya geliyor. Sait Elçi, Barzani’nin yanına gitmek istediğini söylüyor. Şivan “Olur, seni götürürüm, ama birkaç gün, gel benim kampımı gör” diyor. Şivan, Sait Elçi’nin Barzani’ye gidip kendi aleyhinde bulunacağından kuşkulanıyor. Osman Qazi hadiseyi bildiği için Elçi’nin Şivan ile gitmesini istemiyor, ama Elçi gitmek istediğini söylüyor. Birlikte arabaya binip yola koyuluyorlar. Yolda aralarında sert bir tartışma çıkıyor. Nihayet Şivan bir yerde Elçi ve Muhemede Bege’yi arabadan indirerek kurşuna diziyor ve orada gömüyor. (Anter, Hatıralar, s.214-215)

Anter’in anılarından, Dr. Sait Kızıltoprak’ın da Barzani tarafından kurşuna dizdirildiğini öğreniyoruz.

1929 yılında Ağrı Ayaklanması’na katılmak üzere İran’dan Türkiye’ye geçmek için yola çıkan Hamidiye Alayı komutanlarından Haydaran aşireti reisi Kör Hüseyin Paşa’nın, yolda Hacı Musa Bey’in oğlu Medeni tarafından öldürüldüğü de ayaklanmanın lideri İhsan Nuri Paşa’nın anılarında yazılıdır. (Ağrı Dağı İsyanı, s.58-59) Medeni, Kör Hüseyin Paşa’yı Ağrı Dağı eteklerinde uykudayken öldürüyor. Bu olaydan sonra da Kürt lideri Şeyh Mahmut Berzenci, yeğeni ile işbirliği yapan amcası Nuh’u da idam ettiriyor. (Oman Aytar, Hamidiye Alaylarından Köy Koruculuğuna, s.262 ve s. 378) Haydaran aşiretinden “Behran” adlı bir genç de yıllar sonra Medeni’yi öldürüyor.

Ortadoğu adı verilen bu karanlık, bu kanlı, dipsiz kuyuda bugün de buna benzer cinayetler işlenebilir. Bu konudaki kuşkuların sahipleri de bazı Kürt aydınlarıdır. Örneğin “Komal” ve “Rızgari” grubundan İbrahim Güçlü, Dr. İsmail Beşikçi’ye 11 Ağustos 1980 tarihinde gönderdiği mektupta şunları yazıyor:

Apo’nun kendi yakın arkadaşlarını öldürmesi ve hayat arkadaşı hakkında ölüm kararı çıkarması nasıl izah edilebilir? Makyavelistler. Çünkü kişisel,şefsel ve partisel amaca (bu Kürt halkının ve ulusunun amacı değildir) varmak için hertürlü araç ve gereci kullanacağı gibi her türlü ilişkiye girmeye hazırdır. Suriye, İran ve Irak devletlerinin Kürt halkının haklarını gasp etmesi, katletmesi, onları ülkelerinden sürmesinin hiçbir önemi yoktur. (Serxwebun, 31 Mart 1991, s.24)

Aynı çevreden M. Fevzi’nin Beşikçi’ye gönderdiği 10 Mayıs 1990 tarihli mektubuna göre Öcalan “kendi merkez kadrolarını, üyelerini, diğer örgütlerden devrimcileri, yurtseverleri, kundaktaki bebeleri katleden” ve “yıllarca Avrupa temsilcisi yaptırdığı arkadaşını MİT ajanı ilan ederek kurşunlatan” bir insandır. PKK da “boyunu aşan uluslararası planlara göre Kürdistan’da sürgün ve katliam planlarının uygulanmasında” bir öğe olarak kullanılan bir örgüttür...

Mektubun bir bölümünü daha okuyalım:

— Ortadoğu’da bazı Kürt örgütleri uşakça ilişkiler içindedirler. “Dur dersen dururlar, vur dersen vururlar.” Böyle ilişkiler içinde en kötü noktada olan PKK’dır. Bunu ezbere demiyorum! PKK’lılar, Suriye’de artık muhaberat (istihbarat örgütü) kimliği ile Suriye’de zorbalık yapıyorlar... PKK’lılar bir polis gibi rejimin hoşlanmadığı Kürtleri sorguya çekip işkence yapabiliyorlar (İsmail Beşikçi, PKK Üzerine Düşünceler, s.175).

Bugün de işlenen bu cinayetler, tek nedene, tek örgüte, tek devlete bağlanarak ve “komplo teorileri” ile iyice içinden çıkılmaz hale sokularak açıklanmaz.

Gizli istihbarat örgütleri, terör örgütlerini “taşeron” olarak da kullanabilirler. Güneydoğu’daki “Kürt Hizbullahı” ve bu örgütçe işlendikleri ileri sürülen cinayetler belki de böyle açıklanabilir.

Bu kanlı karmaşa içinde ve bu karanlık ve dipsiz kuyuda kimin, kimi, niçin öldürdüğünü anlamak kolay değildir. Soyut ve genel suçlamalar da katillerin izlerini büsbütün kaybettirmelerine yol açar. Bu ortamda ve bu koşullarda yapılması gereken iş, devletin, eldeki somut ipuçlarını değerlendirerek cinayetleri bir an önce aydınlatmasıdır.

Bu aşamada yapılmaması gereken iş de “komplo teorileri” üretip etnik kinlerle Kürt’ü Türk’e, Türk’ü Kürt’e düşman etmek ve tırmandırılan terör ile yeni yeni siyasal kan davaları yaratmaktır.

İlgili Konular: #Uğur Mumcu