Yeni dünya düzeni...

Yeni dünya düzeni...

05.08.1992 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Yeni dünya düzeni”, tek süper güç ABD’nin egemenliğindeki dünyada, Amerika’nın silah zoruyla bütün dünyaya “cebren ve hile ile” benimsettiği “Pax-Americano”dur.

Bosna-Hersek’te yaşanan dram dünya barışının da, “yeni dünya düzeni”nin de ne olduğunu, daha doğrusu, ne olmadığını gözler önüne seriyor. Bosna-Hersek’te petrol kaynakları olsaydı, Amerika olaya hemen müdahale eder, BM Güvenlik Konseyi ivedi kararlar alır, işbaşındaki yönetimin darbe ile devrilmesi için gizli istihbarat örgütleri arasında –tıpkı Saddam’a yapıldığı gibi– uluslararası ihaleler bile açılırdı!

Bu siyaset, petrol siyasetidir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ortadoğu’nun yazgısını petrol kaynakları belirlemiş; Ortadoğu’nun sınırları, batılı hükümetlerce kum üzerine cetvel ile çizilmişti. Kurulan Arap devletleri ve petrol şeyhlikleri, bu emperyalist diplomasi aracılığı ile Batı’ya bağlandılar.

Emperyalizmin Ortadoğu siyasetinin kilit taşlarından biri Sevr Anlaşması’ydı. Ulusal Kurtuluş Savaşı, Sevr Anlaşması’nı yırtıp atarak emperyalizmin Ortadoğu planını bozdu. Sevr Anlaşması, Kürtlere, Batı mandasında özerklik veriyordu. İngiltere bu yolla Musul ve Kerkük petrollerine el koymayı amaçlıyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yeni dengeler, bölgede, İngiltere yerine ABD ağırlığını artırmıştı.

Savaş sonrası Sovyetler’in Ortadoğu’da etkinliğinin artacağından kuşkulanan İngiltere’nin 1947 yılında başlattığı “bölgesel savunma paktı” çalışmaları, Türkiye ve Irak arasında 24 Şubat 1955 tarihinde imzalanan, İngiltere’nin sonradan katıldığı ve ABD tarafından da desteklenen Bağdat Paktı ile noktalanmış; Batı’nın Ortadoğu’daki “kuzey kuşağı” oluşmuştu.

İngiltere başlangıçta, Türkiye’nin de katılacağı “Ortadoğu komutanlığı” önermiş; bu öneri, Mısır tarafından hoş karşılanmamıştı. Türkiye ise “Avrupa savunmasının Ortadoğu’dan başlayacağını” açıklayıp Batı’ya güvenceler verince NATO’ya alınmıştı. Bu güvence, Batı’nın petrol bekçiliğiydi.

Ortadoğu’da komünizm sızmalarına karşı askeri müdahaleye olanak sağlayan “Eisenhower doktrini” 1957 yılı Ocak ayında ortaya atıldı.

Son yıllarda Ortadoğu dengeleri değişince ABD petrol kaynakları üzerindeki gücünü korumak için Saddam’ın Kuveyt’i işgalinden yararlanarak bölgede askeri egemenlik kurdu.

NATO’nun sorumluluk bölgesi dışındaki ülkelere askeri müdahalede bulunmasını öngören “out of area” adı verilen doktrin de tam bu sıralarda oluşturuldu. Dünyanın bütün haber ajansları, televizyon istasyonları ve gazeteleri, ABD’nin “yeni dünya düzeni” adına yapacağı askeri müdahaleleri savunmaya başladılar. Türkiye’de de bu yeni düzenin sözcüleri belirlendi. En üst düzeyden başlamak üzere “Pax-Americano sözcüleri” görevlendirildi.

“Türk-Kürt Federasyonu” tezleri de tam bu sıralarda konuşulmaya başlandı. Kuzey Irak’ta göz göre göre bir otorite boşluğu yaratıldı ve bu otorite boşluğu Batı yanlısı bir Kürt devleti için elverişli ortam sayıldı.

Serbest piyasa ekonomisi... ABD’nin tek süper güç olarak belirleyici rolü... Eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye’de kışkırtılan milliyetçilik ve şovenlik... Ve bu kışkırtma sonunda yaşanan silahlı çatışmalar... Kuzey Irak’ta Batı korumasındaki Kürtçülük ve kurulmasına çalışılan “embriyon Kürt devleti” ile Kemalizm ve Cumhuriyet düşmanlığı!

Bunlar rastlantı değil. Kuveyt’e müdahale edip Bosna-Hersek dramına seyirci kalmak da rastlantı değil.

Ne bunlar rastlantıdır; ne Kuveyt işgalinden önce Irak’ın batılı silah tekelleri aracılığı ile silahlandırılması, ne de Batı tarafından kışkırtılan etnik kargaşalar ve bu etnik kargaşaların yarattığı Bosna-Hersek dramı...

Ortadoğu’da petrol var, Bosna- Hersek’te petrol yok!

Uluslararası dengeler de, dünya barışı da “yeni dünya düzeni” de bu...

İlgili Konular: #Uğur Mumcu