Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi’nin bir karanlık cinayete kurban gidişinin üzerinden on yıl geçti. Bu on yıl içinde cinayet aydınlatılamadı.
Bu cinayet öyküsünün karanlık noktalarını yeniden kısaca anımsayalım.
Cinayet 1 Şubat 1979 günü işlenir. M. Ali Ağca, 25 Haziran günü kimliği bilinmeyen bir kişinin ihbarı sonunda İstanbul’da ülkücü öğrencilerin egemenliğindeki kahvede yakalanır. Kimliği bilinmeyen bu ihbarcının Ramazan Gündüz adlı bir ülkücü genç olduğu sonradan anlaşılır.
Ramazan Gündüz öldürülür.
Ağca, 30 Haziran günü verdiği ifadede suç ortaklarından ikisinin adını açıklar. Mehmet Şener ve Yavuz Çaylan.
Ağca, 25 Haziran gününden 30 Haziran’a kadar geçen beş gün içinde Mehmet Şener’e kanıtları yok edecek zamanı vermiş olur. İlk günlerde kaldığı evin adresini de açıklamaz. Bu yüzden Ağca’nın kaldığı yerde zamanında arama yapılamaz. Mehmet Şener’in Cağaloğlu’nda İnan İşhanındaki çay ocağı ancak 2 Temmuz, Ağca’nın annesinin Malatya’daki evi 10 Temmuz günü aranabilir. Bu süre içinde atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir.
M. Ali Ağca, çok sonra, Roma’da Oral Çelik ile birlikte Taksim’de Alman Hastanesi çevresinde bir evde kaldıklarını açıklayacaktır.
Ağca, mahkemede, önceleri cinayeti “tek başına işlediğini” söyler; sonra “gerçek katilleri yakında açıklayacağını” bildirir. Bu sözler, cinayetin ardındaki örgüte verilen işarettir. Bu işaret üzerine Ağca, İpekçi cinayetinin kilit adamı ülkücü eylemci Oral Çelik’in başında bulunduğu bir grup tarafından Kartal- Maltepe Askeri Cezaevi’nden, cezaevi görevlilerinin de yardımı ile kaçırılır.
Ağca, bir süre İstanbul’da ülkücü arkadaşlarınca saklanır. Sonra, Mehmet Şener’in kardeşi Hasan Hüseyin Şener’in Renault marka arabası ile Ankara’ya getirilir. Bu araç, polisçe bilinmekte ve tanınmaktadır. İstanbul polisi, Ağca’nın kaçışını haber aldıktan sonra bu aracı niçin aramamıştır? Aransa, Ağca da Oral Çelik de kaçıştan hemen sonra ele geçecekti. Bu bağışlanmaz bir aymazlıktır. Buraya bir soru işareti koyuyoruz.
Ağca’yı Ankara’ya getiren araç, daha önce, Yalçın Özbey adındaki bir ülkücü tarafından Mehmet Şener’in kardeşine satılmıştır. Yalçın Özbey, Ağca’nın Aksaray Ticaret Bankası’ndaki hesabına cinayet öncesi para yatıran ülkücüdür. O günlerde ne Yalçın Özbey’in kim olduğu araştırılır ne banka hesapları!
Cinayetten 15 gün önce Ağca’ya Malatya’da Ziraat Bankası’nda hesap açtırılır. Ağca’ya Yapı Kredi Bankası Gebze Şubesinde cinayetten bir ay önce de bir başka hesap daha açtırılır. Bu paraları Ağca’nın hesabına kimler yatırmıştır? Bu konu da araştırılmaz.
M. Ali Ağca, Roma’da kendisinin Kartal- Maltepe Cezaevi’nden kaçırılmasında katkısı olduğunu ileri sürdüğü bir MİT görevlisinin adını açıklar: Şahin Tolunoğlu...
MİT’çi Tolunoğlu ile ülkücü eylemlerin ilişkileri de araştırılmaz. Ne o gün araştırılır bu ilişkiler ne bugün.
İpekçi cinayetini soruşturan MİT görevlisi “Metin G...” olaydan kısa bir süre sonra İspanya’nın Mallorca adasında bir turizm bürosu açar. Bir garip rastlantı, Türkiye’den kaçan Ağca da Papa suikastı öncesinde Mallorca’ya gider.
Ağca ile MİT görevlisi Metin G... Mallorca adasında hiç karşılaştılar mı? Ağca niçin Mallorca adasına gitti? Adada kaldığı otelde esmer, orta boylu, atletik yapılı biriyle sık sık görüştü mü? Bu konu da araştırılmadı. Ne o gün, ne bugün!..
Mehmet Şener ve Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı 22 Şubat 1982 günü Zürich’te sahte pasaportlarla yakalanırlar. Çatlı, Ankara’da 7 TİP’li gencin öldürülmeleri olayından aranmaktadır. Çatlı, İsviçre polisince hemen serbest bırakılır.
Şener tutuklanır. Şener’in Türkiye’ye gönderilmesi İsviçre Federal Mahkemesi’nce reddedilir. Gerekçe ilginç, hem de çok ilginçtir:
"Şener Kürt kökenlidir..."
Abdullah Çatlı... Mehmet Şener ve Oral Çelik. Üçü de çeşitli cinayet suçlarından aranan üç eylemci ülkücüdür. Bu üç ülkücü İsviçre’nin Basel kentinde açılan uyuşturucu madde kaçakçılığı davasında da sanık olarak yargılanırlar. Şener önce mahkûm olur, sonra aklanır.
Çatlı, Paris’te yakalanır. Oral Çelik ise hiç ele geçmez. Yalçın Özbey Türkiye’den kaçar, Federal Almanya’da ortaya çıkar. Birkaç kez Hollanda ve Almanya’da tutuklanır, sonra serbest bırakılır.
Papa suikastında kullanılan silahın seri numarasını taşıyan Browning marka tabanca, 1984 yılı 25 Mayıs günü Hollanda-Federal Almanya sınırında, Samet Arslan adlı bir ülkücünün üzerinde yakalanır. Bir süre Hollanda’da tutuklu kalan Arslan, Türkiye’ye gönderilir. Yargılama sürerken Arslan intihar eder. İpekçi cinayeti ile Papa suikastının önemli bir tanığı böylece susturulur.
Ağca’ya yurtdışında para yardımı yapanların arasında çeşitli kaçakçılık suçlarından yargılanan Abuzer Uğurlu da vardır. Uğurlu, cezaevinden tanıdığı Doğan Yıldırım adlı bir ülkücü gümrük memurunun aracılığı ile Ağca’ya Sofya’da Ömer Mersan eliyle 1000 mark gönderir.
Kuşku verici bütün bu olaylar ve bu ilişkiler yeterince araştırılmaz. Ne o gün araştırılır, ne bugün!..
Oral Çelik ve Abdullah Çatlı o günden bugüne, hangi etkili ve yetkili çevrelerce korundular? Abuzer Uğurlu’nun bu çevrelerle ilgisi var mıydı? Kod adı “Yıldırım” olan kimdi? Bu iki ülkücü katile kimler, ne gibi görevler verdiler? Şahin Tolunoğlu’nun MİT’teki görevi neydi? İpekçi soruşturmasını MİT adına yürüten Metin G... Mallorca’da niçin bir turizm şirketi açmıştı? Neydi bu turizm şirketinin adı? Hangi devlet kuruluşu ile ilişkiliydi bu şirket? Ve Ağca, suikast öncesinde niçin Mallorca’ya gitmişti?
Bu sorular hep yanıtsız kaldı.
Abdi İpekçi’nin ardından, ölümünden bunca zaman geçtikten sonra bugün ağıt yakmanın ne yararı var?
O günlerde, Türk basınında gereken cesaret yeterince gösterilmiş olsaydı, belki de bu kanlı örgüt ve bu örgütün devlet içindeki kutup başları yakalanır; Türkiye’yi bir kanlı kargaşa içine sokan çeteler ve bunların etkili ve yetkili koruyucuları suç kanıtları ile birlikte ortaya çıkartılırdı. Şu on yıl içinde yapılmayan ya da yapılamayan işte budur.
İpekçi’yi acıyla ve saygıyla anıyoruz.