12 Eylül 1980’i bugün Ortadoğu olaylarından sonra yeniden değerlendirmekte yarar yok mu?
Var. Hem de çok!
Siyasal oluşumlar ve olaylar tek nedene bağlanarak açıklanamaz. Her olayın kendine özgü karmaşık nedenleri vardır. Siyasal olayların bu her biri kendine özgü karmaşık nedenleri, bu olayların üzerlerinden belli süreler geçtikten sonra çok daha iyi anlaşılır.
12 Eylül öncesi Türkiye, tam bir anarşi ve terör ortamına itilmişti. Bu anarşi ve terör fırtınası ne zaman başlamıştı? 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan hemen sonra!
1974 yılında başlayan terör, o yıl 7 can aldı; 1975 yılında 23’ü sol, 7’si sağ olmak üzere 31 yurttaş öldürüldü, 1976’da ölü sayısı 87’ye sıçradı; öldürülen bu 97 kişinin 60’ı sol görüşlü, 27’si sağ görüşlüydü. Aynı olaylarda 11 bin 160 yurttaşımız da yaralandı.
Bu kanlı grafik 1980 yılında en üst noktasına tırmandı.
Yalnızca 12 Eylül 1979 ile 12 Eylül 1980 günü arasında geçen bir yıllık süre içinde 2812 kişi öldürüldü.
Toplam ölü sayısı ne kadardı? 1974 yılından 1980 yılına kadar terör olaylarında 5388 yurttaş öldürülmüştü, öldürülen bu 5388 kişinin 2109’u “sol”, 1286’sı da “sağ görüşlü" olarak bilinen kesimdendi.
Aynı yıllar Ermeni terörünün de başlayıp tırmanma gösterdiği yıllardır. Bu 1973- 84 yılları arasında yurtdışı temsilciliklerimize 71 saldırı düzenlenmiş; bu saldırılarda 23’ü diplomat olmak üzere 51 kişi öldürülmüştür.
Ermeni terörü de iç terör ile aynı yıllarda yoğunluk kazanıyor; ASALA eylemleri özellikle 1980-81 ve 82 yıllarında tırmanma gösteriyor.
Olayları yerli yerine oturtabilmek için terör olaylarında kullanılmak üzere Türkiye’ye sokulan silah ve mermilerden yalnızca ele geçirilebilmiş olanların sayılarını da bilmekte yarar var.
1978-82 yılları arasında 804 bin 197 çeşitli cins ve marka silah ve 5 milyon 306 bin 34 mermi ele geçti. Yakalanan bu silah ve mermilerin onda dokuzu da NATO ülkelerinde üretilmiştir!
12 Eylül öncesi Türkiye, bilinerek ve istenerek bu anarşi ve terör ortamına sokuldu.
Hükümetler, terör ile başa çıkamadılar. Kaldı ki “MC hükümetleri”nin bir kanadı tarafından korunan ve kollanan silahlı sağ eylemciler, MİT’te, polis örgütünde ve silahlı kuvvetlerde küçük rütbeli bazı subaylar arasında da yandaş bulup terör eylemlerinde yer almışlardı.
Parlamento; gücünü, saygınlığını ve etkinliğini yitirmişti. Siyasal partiler ve liderler tam bir aymazlık içindeydiler.
Böyle bir ortamda olanlara hiç şaşırmamak gerekirdi. Bundan sonrası “yağmurun yağması” gibi doğaldır. Belli koşullar belli sonuçları doğurur. Darbe koşulları bir kez oluşturulunca sonuçlardan da kaçınılmaz. Önemli olan bu koşulların oluşmasına engel olabilmektir.
Bilinen kuraldır; yönetemeyeni yönetirler. Yine bilinen bir başka kuraldır: Doğan “iktidar boşluğunu” gelir bir silahlı güç doldurur. 12 Eylül’de olan da budur.
12 Eylül’de yönetime el koyan askerler, soruşturmaları terör eylemleri ile sınırlı tutup bu eylemleri yönlendirenleri yakalamaları gerekirken yapay siyasal davalarla ülkede faşizm rüzgârları estirdiler. Bununla da yetinmediler; kâr, faiz ve rant gelirlerini artırıp emek gelirlerini azaltan ekonomik modeli de silah zoruyla uygulayarak bugünkü adaletsiz toplum düzeninin oluşumunda büyük roller oynadılar. İslamcı akımların gelişmesine de bilerek ya da bilmeyerek destek oldular.
Bugünkü düzenin temelinde “ekonomilerin ve siyasetin militarizasyonu” olgusu yatıyor. Bu gerçeği görmeden ne 12 Eylül anlaşılır ne de bugünler!
Bütün bu olayları ve oluşumları, Ortadoğu olayları ile bağlantılı görmek, doğru, gerçekçi bir yaklaşım olur. ABD, 1970’lerden bu yana Ortadoğu’nun karışacağını biliyor, Türkiye’ye de bu kargaşa içinde rol vermeyi planlıyordur.
Yurtiçinde ve dışındaki terörün 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra başlaması rastlantı mı? ABD’nin barış harekâtından sonra Türkiye’ye silah ambargosu koyması rastlantı mı? Türkiye’ye sokulan silahların onda dokuzunun NATO ülkelerinde üretilmiş olması rastlantı mı?
“ASALA” saldırılarının NATO ülkeleri başkentlerinde düzenlenmesi mi rastlantı? Ermeni soykırım savlarının ABD tarafından desteklenmesi mi rastlantı? Amerikalıların Türkiye’yi 1980 Ortadoğu olayları için kullanılacak “Çevik Kuvvet”e katmak istemeleri de rastlantı mı?
Siyasal olaylar tek nedene bağlanarak açıklanamaz. Bazı neden ve koşullar, ister istemez ötekilerini belirler ve yönlendirir. 1974 yılından bu yana olayları somut olgular ve veriler ile yeniden değerlendirdiğimizde 12 Eylül, “1974 Kıbrıs Barış Harekâtı” ile “1990 Ortadoğu Bunalımı” ile bağlantılı bir planlı ve programlı olay gibi görünüyor.