Özel harp...

Özel harp...

17.11.1990 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Genelkurmay Başkanlığı’nca yapılan açıklamada “Özel Harp Dairesi”nin, “savaş zamanında” işgal edilmiş topraklarda “işgal kuvvetlerine karşı mücadele” etme amacıyla Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yapan bir “askeri kuruluş” olduğu belirtildi.

Açıklamada dünyadaki gelişmeler karşısında “askeri stratejilerde değişiklik meydana geldikçe” Özel Harp Dairesi’nin görevlerinin gözden geçirileceği kaydedildi.

Genelkurmay Başkanlığı’nın bu açıklaması Özel Harp’in görev sınırlarının bir bölümünü belirtiyor. Savaş koşullarında yurt topraklarını savunmak, başta silahlı kuvvetler olmak üzere bütün kuruluşların ve yurttaşların ortak görevidir. Özel Harp Dairesi’nin bu anlamdaki görevlerine karşı kimsenin bir diyeceği olamaz. Sorun başkadır.

ST3115 sayılı Kara Kuvvetleri Sahra Talimnamesi, özel harbi yalnızca “savaş zamanında işgal edilmiş vatan topraklarında” verilen kurtuluş savaşı olarak görmez. Talimname, “gayri nizami kuvvetlere karşı harekâtı” açıkça “soğuk savaş durumlarında” da geçerli bir savaş yöntemi olarak kabul eder.

Konunun can alıcı noktası da budur. Özel Harp, hem savaşta, hem barışta geçerli bir savaş yöntemidir.

“Gayri nizami kuvvet” nedir? Sıkıyönetim dönemlerinde gözaltına alınan sanıklar eğer “gayri nizami hareket” üyeleri ve yandaşları olarak görülüyorsa, sorun işte bu noktadan kaynaklanır... Sorun, kendilerini “kontrgerilla örgütü” olarak tanıtan asker ve sivil sorgucuların sıkıyönetim dönemlerindeki etki ve yetkileridir.

Özel Harp Dairesi görevlileri bu sorgularda görev aldılar mı, almadılar mı? Sorun budur. Sorun, Özel Harp Dairesi’nde görev alanların savaş ve işgal dışında görev yapıp yapmadıklarıdır.

Örnek verelim: 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde özellikle Ankara ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlıklarına bağlı yerlerde işkenceli sorgular yapıldı. Bu sorgularda sanıkların gözleri kapatılıyor. Kimler yaptı bu sorguları? Ve neden kapatıldı sanıkların gözleri?

Biliyoruz ki bu sorgular subay, MİT görevlileri ve polislerden oluşan “karma timler” aracılığı ile yapılıyor. Bu “karma timleri” kim seçiyor? Kimler görevlendiriyor? Özel Harp Dairesi’nin böyle bir yasal görevi yok... MİT Yasasında da MİT görevlilerinin ceza yargılamasında yer alacakları yolunda bir açıklık da yok...

Bir “anormal durum” olduğu bellidir. Bu “kontrgerilla” tartışması, bu “anormal durum”dan çıktı.

Kontrgerilla tartışmaları, eski başbakanlardan Ecevit’in yaptığı açıklamalarla ilginç ve duyarlı noktalara da sıçradı.

Ecevit, başbakanlığı günlerinde Genelkurmay Başkanı Evren’den “Özel Harp Dairesi” ile ilgili bilgi istediğini, verilen “brifing” sırasında bu dairenin para kaynağının ABD olduğunun bildirildiğini, örgütün gizli silah depoları olduğunun anlaşıldığını, bunun üzerine “kontrgerilla silahlarının” Genelkurmay’a devredildiğini açıklayınca kuşkular daha da arttı.

Özel Harp Dairesi, “gerilla tecrübesi ve eğitimi görmüş erkek ve kadın” sivillerden yararlanmış mıdır? “Dost gerilla birlikleri” ile işbirliği söz konusu mudur? “Devletin emniyet kuvvetlerine yardımcı oldukları” ileri sürülen “antikomünist” ve “paramiliter” yapıdaki siyasal örgüt ve kuruluşlarla işbirliği yapılmış mıdır?

Bu gibi sorulara tek tek yanıt bulmak gerekir. Yoksa genel nitelikli ve kapsamlı açıklamalar ile konu aydınlatılmış sayılmaz.

Özel Harp, bir Sovyet saldırısı karşısında kullanılmak üzere sivil halkı işgale karşı örgütlemeyi amaçlayan NATO destekli bir askeri kuruluştur.

12 Eylül öncesi ve sonrasında ele geçen, sayısı 804 bin 197’yi bulan silahın onda dokuzu NATO ülkelerinde üretilen silahlardı. Bu olgu bile yaşadığımız ve daha da yaşayacağımız olaylarda ipucu olmalıydı.

“Destabilizasyon” adı verilen uğursuz strateji çok yönlü olasılıklar içinde düşünülmelidir. Hem soğuk savaşta hem özel harpte!

İlgili Konular: #Uğur Mumcu