Bugünlerde toplum olarak bir büyük tehlike sürecine giriyoruz.
Sözü dolaştırmadan açıkça yazmakta yarar var:
Bu tehlike, şovenizm ve şovenizmin doğuracağı militarizmdir. Böyle bir sürece giriyoruz.
12 Eylül öncesinde silahlı eylemler baş gösterince birçok kimse bu çatışmalar sonunda askeri yönetimin geleceğini sezinlemedi. Bu tehlikenin ayırdına varanlar da silahlı örgütler, bunları besleyen ideolojilerin sözcüleri ve bu örgütlere silah sağlayan yeraltı dünyasınca korkutulmak ve sindirilmek istendiler. Ve en kaba biçimde suçlandılar, karalandılar!
Din ve mezhep ayrımı, tarih boyunca, halkları birbirine düşman eden iki uğursuz konudur. Irkçılık, bir başka toplumsal hastalığın ve çılgınlığın adıdır.
Irk, din ve mezhep ayrımları, tarih boyunca emperyalizmin yoksul halklar üzerinde sömürge ağlarını kurmalarına yaramıştır. Bu olgunun örneklerini bugün de yaşıyoruz.
Din ve mezhep ayrımlarını silahlı çatışmalara dönüştürüp Türkiye’yi “Lübnanlaştırmak” isteyenler var.
Bu gerçeklerin yanında bir başka gerçek ve bir başka tehlike bugün olmasa bile yarın ya da öbür gün için gündemdedir:
Darbe ve militarizm!
Her şovenizm, hemen kendi karşıtını doğurur. Bu ilişki bir doğa yasası gibi kesindir. Bir şovenist akım, ister istemez bir başka şovenist akımın ebesi olur. Bu şovenist akımlar, silahlı örgütlerin doğumuna yol açarlar. Kargaşa bundan sonra başlar.
Militarizmin ideolojik gıdalarından biri de şovenizmdir. Karşıt şovenist ideolojiler, silahlı çatışmaları doğurur. Çatışmalar, tırmandırılır. Yaratılan şovenizm ve silahlı çatışmalar da silahlı kuvvetlere davetiye çıkarır!
Bugün, açıkça görülüyor ki ülkede bir “Kürt şovenizmi” yaratılmak isteniyor. Bu Kürt şovenizmi, din ve mezhep ayrımlarını da kullanıyor. PKK gibi Marksist- Leninist olduğunu ileri süren bir örgüt, ‘Kürt- İslam sentezi’ silahına sarılıyor.
Din duygularının ve dince kutsal kavramların Kürtçülük adına kullanılmalarına, ilerici Kürt aydınları da karşı çıkmıyorlar. Çıkmadıkları gibi, bu din sömürüsüne destek de veriyorlar. Ne diyorlar?
“Din de antiemperyalist amaçlar uğruna kullanılmalıdır...”
İyi, peki... Peki de ya “emperyalizm”? Emperyalizme de bir diyecekleri yok.. Ya da var, ama o da şöyle:
Sömürgeciliğe karşı savaşan halklar başka devletlerden yardım alabilirler...
“Amerikan emperyalizmi” yok mu? Varsa, eskiden vardı da son birkaç yılda mı birdenbire siyaset sahnelerinden çekildi? “Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri” ne oldular? “Islahı nefs” mi ettiler? Yoksa eski CIA Başkanı Bush’un başkanlığında bu “işbirlikçiler” buhar olup havaya mı karıştılar? Emperyalizm, kapitalizmin son aşamasıydı da Kürt sorunu söz konusu olunca mı bu aşamadan vazgeçti? Ne oldu teorilere? Ne oldu teori ve pratiğe?
Hani, Amerikan emperyalizmi Ortadoğu’da halkları birbirine düşman ediyordu? Ne oldu? ABD, Kürtleri bu çatışmanın dışında mı tutmaya karar verdi? CIA dün şeytandı da Kürt konusu gündeme gelince şeytanlığından vazgeçip birdenbire melek mi oldu?
MİT, Celal Talabani ve Mesut Barzani’nin Ankara’ya getiriliş operasyonlarında görev alınca mı birdenbire demokratlaştı ve her türlü eleştiriden soyutlanarak sivil toplum kurumu oluverdi?
Kürt sorunu, ülke topraklarından parçalar kopararak değil, din ve mezhep ayrımlarını silahlı çatışmalarla körüklemekle değil, ABD ve CIA destekli Kürtçülükle değil, Edirne’den Ardahan’a, Ağrı’dan İzmir’e, Diyarbakır’dan Antalya’ya kadar her yerde “insan haklarına saygıyla” çözülür.
“Türk”ü “Kürt”e, “Kürt”ü “Türk”e, Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye düşman eden bu emperyalist siyasetin Türkiye’ye neler getireceğini görmemek için kör ve sağır olmak gerekir.
Ya da “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde” bulunmak!