Türban ve cilbab...

Türban ve cilbab...

06.12.1988 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bugünkü konumuz yılan hikayesine dönen “türban”.

Bu konudaki kavram kargaşasını önlemek için öncelikle bu alandaki kavram ve ilkeleri yerli yerine oturtmak gerekir.

“Türban”, aslında bir erkek başlığıdır. Prenslerin ve Hint rahiplerinin başlarına sardıkları türban, Osmanlı sultanları ve vezirlerince de kullanılırdı.

Bir erkek başlığı olan türban, zamanla kadınlarca da kullanılmıştır.

YÖK Başkanı Prof. İhsan Doğramacı, türban kavramına bir yenisini eklemiştir:

Modern türban!

Türbanın da; “modern türban”ın da Kuranı Kerim’de yeri yoktur. Nur Suresi’nin 31. ayeti ile Ahzab Suresi’nin 55. ve 53’üncü ayetlerinde kadınların nasıl örtünecekleri anlatılır.

Ahzab Suresi’nde “türban” değil “cilbab” sözcüğü geçer.

“Cilbab” kadınları başlarından topuklarına kadar örten örtü demektir.

“Cilbab”, Türkçede “çarşaf” anlamına gelir.

İslami kurallar uygulanacaksa, genç kızların başlarına “türban” sarmaları yetmez, fakülte ve yüksekokullara “cilbab” ile gelmeleri gerekir.

Sayın Doğramacı, “cilbab”a da elbette “zaman ve zemine uygun” bir ad bulur!

“Modern cilbab” gibi örneğin.

Yükseköğrenim kurumlarında öğrencilerin kılık ve kıyafetleriyle ilgili düzenlemeler yapmak üzere 30 Aralık 1982 günü bir genelge çıkarılmış, bu genelgelerde öğrencilerin, “Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun, uygar, aşırılığa kaçmayan şekilde sade kıyafetli olmaları” istenmiştir.

Danıştay 8. Dairesi, 20.12.1983 tarihinde verdiği 33/2788 sayılı kararında “Aydın, uygar ve cumhuriyetçi gençler yetiştirmekle görevli eğitim kurumlarının bazı kurallarının öğrencilere uygulanması doğaldır” diyerek, öğrencilerin türban ve çarşaf ile fakülte ve yüksekokullara gelmelerinin yolunu kapatmıştır.

Yükseköğrenim kurumları, Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde 8 Ocak 1987 günü yapılan değişiklikle üniversite ve yüksekokullarda “Çağdaş kıyafet ve görünüm dışındaki bir kıyafet görünümünde bulunmak...” yasaklanmıştı.

Türban kavgası, bu noktada da durmadı.

2547 sayılı yasa 18 Kasım 1988 tarihinde yapılan bir ek ile “İnkılap kanunlarına aykırı olmamak üzere kılık ve kıyafet” serbest bırakılmış, bu yasa değişikliği Cumhurbaşkanı Evren tarafından anayasaya aykırı görülerek bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderilmiştir.

Bu gelişmeler üzerine Başbakan Özal, konunun “genelge” ile çözümleneceğine ilişkin bir açıklama yapmış; bu açıklama, YÖK Başkanı Doğramacı tarafından “emir telakki edilerek” disiplin yönetmeliğinde bu doğrultuda değişiklik yapılmış ve 4 Aralık 1988 günlü bu yönetmelik değişikliği ile kız öğrencilerin, “Dini inançları nedeniyle saçlarını ve boyunlarını kapatmaları” serbest bırakılmıştır.

Dini inançlar nedeniyle saç ve boyun “türban” ile nasıl örtülecektir?

İslami dini inançlar nedeniyle saçlar ve boyun, ancak ve ancak “cilbab” ile örtülür. “Cilbab”ın da ne “moderni” olur ne “çağdaşı”!

Türkiye’de yıllardır gerici ve tutucu çevrelerce Atatürk ilkelerine karşı bir savaş veriliyor.

12 Eylül askeri rejimi ile ekilen tohumlar yeni yeni yeşeriyor. Zorunlu din dersleri ile din eğitimi tarikatların ellerine verilirken, tarikat şeyhleri ve müritlerinin cenazeleri, cumhurbaşkanının da imzaladığı Bakanlar Kurulu kararnameleri ile kaldırılıyor.

Arabesk-liberal anlayış içinde devlet, Türk-İslam sentezi kadrosuna teslim ediliyor. Bununla da yetinilmiyor; bir ucu “Rabıta” adlı şeriat örgütüne, öteki ucu başbakanın kardeşi ve ANAP il başkanlarına kadar uzanan para imparatorluğu, toplumun her kesimini adım adım kuşatıyor.

Öğretim Birliği Yasası yok ediliyor.

Kara Harp Okulu’nda okutulan “Atatürkçülük ve inkılap tarihi dersleri”nde “Hızır Nebi İnancı”, “Nevruz”, “Kırklama” ve “Cemre düşmesi” gibi sorular sorulabiliyor.

Cumhurbaşkanı Sayın Evren’e orduevlerindeki “dini sakal ayrıcalığının” Atatürk ilkelerinde ve inkılap kanunlarındaki yerini de sıra gelmişken sormak isterdik.

Evet, “devrim” elbette tepeden inme bir zor olaydır. Atatürk devrimleri de hiç şüphe yok, “tepeden inme” yöntemlerle gerçekleşmiştir. Bugün ise “tek parti yöntemleri” ile devrimleri savunmak ve yaşatmak olanağı yoktur. Bu yüzden bugün üniversite düzeninin yasaklarla kurulacağına hiç inanmıyoruz.

İnanmıyoruz, ama “türban” denilince özgürlük ve demokrasi şampiyonu kesilenlerin sıra 1402 sayılı yasa ile üniversiteden devlet zoru ile uzaklaştırılan öğretim üyelerine gelince, nasıl bin bir dereden su getirdiklerini de acıyla izliyoruz!

“Türban olayı” bir din sömürüsü olayıdır. Türbanlı genç kızları öne süren din sömürücüleri, Bakan Hasan Celal Güzel’in katkıları ve Prof. Doğramacı’nın sihirbaz hüneri ile bir yeni zafer kazanmışlardır.

Bugün türban, yarın cilbab, öbür gün fes...

Çağdaş uygarlık yolunda çarşaf ve türbanla “güzel güzel” ilerliyoruz!

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

İmam-Subay!

TBMM Milli Eğitim Komisyonu, harp okullarına giriş koşullarını düzenleyen yasa tasarısını görüşürken verilen bir değişiklik önergesi ile imam hatip okullarını bitirenlerin harp okullarına girişlerine engel olan madde değiştirilmiş.

Devamını Oku
22.01.1993
Petrol ve siyaset...

Son yıllarda yaşanan olaylarda petrol kaynaklarının payı yok mu?

Devamını Oku
15.12.1992
Dipsiz kuyu...

Ortadoğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz kuyudur.

Devamını Oku
27.09.1992
Hizbulkontra!

Son günlerde Güneydoğu’da işlenen cinayetlerin arkasında kimler var? Bir sava göre “Hizbullah”...

Devamını Oku
26.09.1992
Yeni dünya düzeni...

“Yeni dünya düzeni”, tek süper güç ABD’nin egemenliğindeki dünyada, Amerika’nın silah zoruyla bütün dünyaya “cebren ve hile ile” benimsettiği “Pax-Americano”dur.

Devamını Oku
05.08.1992
Paxam!..

Körfez Savaşı’nın kaçınılmaz sonuçları, yavaş yavaş Türkiye’ye siyasal faturalar çıkarmaya başladı.

Devamını Oku
21.07.1992
Örs ve çekiç...

Körfez savaşından sonra Kuzey Irak’ta doğan “iktidar boşluğu”nun bir Kürt devletinin doğumuna yol açacağı bilinmekteydi. İncirlik Üssü’nde Türkiye’nin de katkı ve desteği ile konuşlandırılan “Çekiç Güç”, bu Kürt devletinin kurulmasını kolaylaştırdı.

Devamını Oku
17.06.1992
Kürt İslamcılığı...

Diyarbakır’da 2000’e Doğru dergisinin temsilcisi Halit Güngen’in dergi bürosunda kimliği bilinmeyen kişilerce öldürülmesi, ardından da kitapçı M. Sabri Kızılkan’ın Tatvan’da kurşunlanmış cesedinin bulunması, Cizre’de Sait Türk ve Mesut Doruk adlı yurttaşların öldürülmeleri, Güneydoğu’da terörün daha da artacağını gösteriyor.

Devamını Oku
21.02.1992
Türk Memet nöbete!..

Gazetecilikte haber başlığı atmak ayrı bir hüner ve beceri işidir. Dünkü Cumhuriyet’in başlığı bu açıdan gerçekten dört dörtlüktü: Çevik Güç’e Kürt Nöbeti...

Devamını Oku
22.06.1991
Şovenizm ve militarizm...

Bugünlerde toplum olarak bir büyük tehlike sürecine giriyoruz.

Devamını Oku
01.04.1991
Bilardo...

Önceki gece Fransız “TV5 Europe” kanalında Kürtler ile ilgili bir program yayımlandı. Evlerinde “kablolu yayın” yoluyla Fransız yayınını izleyenler, ekranda, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu yörelerini de içine alan bir “Kürdistan” haritası önünde Kürt saz sanatçılarını, Kürt liderlerini ve Fransız yorumcuları gördüler. Programda, Bayan Mitterrand’ın Güneydoğu illerimizde yaptığı gezi ile ilgili görüntülere de yer verildi.

Devamını Oku
16.03.1991
Özel harp...

Genelkurmay Başkanlığı’nca yapılan açıklamada “Özel Harp Dairesi”nin, “savaş zamanında” işgal edilmiş topraklarda “işgal kuvvetlerine karşı mücadele” etme amacıyla Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yapan bir “askeri kuruluş” olduğu belirtildi.

Devamını Oku
17.11.1990
On yıl sonra...

12 Eylül 1980’i bugün Ortadoğu olaylarından sonra yeniden değerlendirmekte yarar yok mu?

Devamını Oku
14.09.1990
Taş oynarsa...

Ortadoğu dünyanın en duyarlı bölgesidir. Bu bölgedeki en küçük bir değişiklik bile dünyayı altüst etmeye yetiyor.

Devamını Oku
30.08.1990
'Pentagonizm'

Türkiye, büyük bir hızla, Amerika’nın Ortadoğu’daki petrol bekçiliğine itiliyor. Ortadoğu, artık eski Ortadoğu olmayacak. Bu yeni Ortadoğu dengelerinde Türkiye’ye yeni roller verilecek. Türkiye’nin siyasal rejimi ve geleceği de verilecek bu rollerle biçimlenecek.

Devamını Oku
24.08.1990
Yine savaş...

Irak’ın Kuveyt topraklarına girmesiyle birlikte Ortadoğu’nun bitmez tükenmez sorunlarına bir yenisi daha eklendi.

Devamını Oku
03.08.1990
Türk ve Kürt...

Atatürk, Kürt sorununa nasıl bakıyordu?

Devamını Oku
05.12.1989
Sevr mi, Lozan mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimi için ikinci tur da yapıldı. Türkiye yeni cumhurbaşkanı seçimi ile uğraşırken, ABD iki duyarlı konu üzerinde yoğunlaşıyor. Bu duyarlı konulardan biri “Ermeni” öteki de “Kürt sorunu”.

Devamını Oku
25.10.1989
Basın...

“Terzi kendi söküğünü dikemez” derler. Gazeteler de kendi içlerinde olup bitenleri pek yazmazlar. Daha doğrusu yazamazlar.

Devamını Oku
04.03.1989
İpekçi Cinayeti...

Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi’nin bir karanlık cinayete kurban gidişinin üzerinden on yıl geçti. Bu on yıl içinde cinayet aydınlatılamadı.

Devamını Oku
01.02.1989
Türban ve cilbab...

Bugünkü konumuz yılan hikayesine dönen “türban”. Bu konudaki kavram kargaşasını önlemek için öncelikle bu alandaki kavram ve ilkeleri yerli yerine oturtmak gerekir.

Devamını Oku
06.12.1988
Silah pazarı...

Silah ticareti 20. yüzyılın en ilginç konularından biridir. Silah üretimi hangi ülkelerin tekelindedir? Silah ticaretinden hangi şirketler kazanç sağlıyor? Ve kimler, bu şirketlerin Türkiye’deki temsilcileri?

Devamını Oku
04.11.1988
Kontr...

“Kontrgerilla” kavramı, 12 Mart döneminde siyasal sözlüklere girmişti. O günlerde, Ankara’da Muhabere Okul Komutanlığı Radyoevi binası ile Orman Çiftliği’ndeki Marmara Köşkü, İstanbul’da Ziverbey Köşkü, sorgu merkezleri olarak kullanılmaktaydı.

Devamını Oku
03.11.1988
Tören Atatürkçülüğü...

“Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” görkemli törenlerle kutlandı. Ankara’da tribünlerde renkli panolarla çeşitli görüntüler veren öğrencilerin gösterileri gerçekten nefes kesiciydi. Konuşmalar, marşlar, oyunlar, yürüyüşler, hepsi hepsi çok başarılıydı.

Devamını Oku
20.05.1988
Kürtler ve ABD...

Washington muhabirimiz Ufuk Güldemir’in bugünkü haberi ilginç:

Devamını Oku
24.11.1987
PKK ile savaş...

Güneydoğu yöremizde yaşanan, bir savaştır. Bunda hiç kuşku yok. Kuşku olmaması gereken bir nokta da devletin bu konuda pek başarılı olmadığıdır.

Devamını Oku
18.03.1987
İmambayıldı

Her şeyin sahtesi var... Paranın sahtesi var... Tablonun sahtesi var... Altının, gümüşün, elmasın sahteleri var... Var oğlu var!..

Devamını Oku
01.03.1987
Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984
Neoliberalizm...

“Neo” sözcüğü Yunanca “neos”tan türetilmiştir. Yeni ve genç anlamına gelir. Örneğin, kapitalizmin başına “neo” koyup araya da bir çizgi çekerseniz, bu, “yeni-kapitalizm” demektir. New York kentinin ilk hecesi new da İngilizce “yeni” demektir. Osmanlıca “nev” sözcüğü de yeni anlamına gelmektedir. Herhalde “Nevşehir” yenişehir anlamında kent adı olarak seçilmiştir.

Devamını Oku
24.06.1984
Galile

Ünlü bilgin Galile’nin yaşamı, bilim özgürlüğünün yiğitlik ve yılgınlıkla dolu yazgısını oluşturur. Özgür düşüncenin çeşitli ülkelerde çağlar boyu karşılaştığı baskılar, hep Galile’yi anımsatır. Oysa Galile, bilim özgürlüğünün ödün vermez bir yiğit savaşçısı değildir. Engizisyon Mahkemesi önünde, daha önce kanıtladığı bilimsel gerçeği yadsımış; egemen güçler karşısında diz çökmüş ve susmuştur.

Devamını Oku
07.02.1984
Tam bağımsızlık...

Ulusal Kurtuluş Savaşımız “tam bağımsızlık” inancından kaynaklanır. Atatürk, bu “tam bağımsızlık” kavram ve inancını, “siyasette, maliyede, iktisatta, adalette, askerlikte ve kültürde” bağımsızlık olarak tanımlamaktadır.

Devamını Oku
29.10.1983
Orhan Veli gibi

Kim ne derse desin, en iyisini Orhan Veli söylemiş: “Sarhoş oldum da/ Seni hatırladım yine;/ Sol elim / Acemi elim / Zavallı elim...”

Devamını Oku
30.04.1983
Cumhuriyetin anlamı

Atatürk, Cumhuriyet’in ilan edildiği gün TBMM’de yaptığı konuşmada, “Baylar” der; “yüzyıllardan beri Doğu’da kıyıma ve haksızlığa uğrayan ulusumuz, Türk ulusu, gerçekten yaradılışında bulunan erdemlerden yoksun sayılıyordu. Son yıllarda, ulusumuzun edimli olarak gösterdiği yetenek, anıklık (istidat) ve anlayış; kendisi için kötü sanıda bulunanların ne denli aymaz ve ne denli gerçeği görmekten uzak, dış görünüşe önem veren kimseler olduğunu pek güzel tanıtladı. Ulusumuz, kendinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla, uygarlık dünyasında çok daha kolay gösterebilecektir...”

Devamını Oku
29.10.1982
Alaturka kapitalizm

Bazı gerçekler vardır ki, bunları tersyüz etmeye hiç olanak yoktur. Bu gerçeklerden biri, “24 Ocak kararları” adı altında sunulan programın kesinlikle bir IMF programı olduğudur. Bu nedenle, “istikrar tedbirleri” olarak adlandırılan uygulamaları Turgut Özal’ın kafasından çıkmış özgün bir program olarak görmek yanlış olur. Özal, yalnızca bu programın Türkiye’de nasıl ve ne koşullarda uygulanacağını yürütmekle görevlidir.

Devamını Oku
22.06.1982
Bağımsızlık ve özgürlük

Cumhuriyet gazetesinin bugüne dek onurla ve inançla savunduğu görüşleri iki sözcük ile özetleyebiliriz; birinci sözcük “bağımsızlık”, ikinci sözcük “özgürlük”tür.

Devamını Oku
08.05.1982