Türk Memet nöbete!..

Türk Memet nöbete!..

22.06.1991 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Gazetecilikte haber başlığı atmak ayrı bir hüner ve beceri işidir. Dünkü Cumhuriyet’in başlığı bu açıdan gerçekten dört dörtlüktü:

Çevik Güç’e Kürt Nöbeti...

Bir de bu çıktı demek: Kürtler için ABD komutanlığında ve Türkiye topraklarında Çevik Kuvvet!

Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz: ABD, Türkiye topraklarını öteden beri Ortadoğu müdahalesi için bir üs olarak kullanmak istiyor. Dün böyleydi, bugün de böyledir. Herhalde yarın da böyle olacak...

1980 yılında ABD ile Savunma İşbirliği Anlaşması imzalanırken Amerikalılar “Çevik Kuvvet” olarak adlandırılan “Rapid Deployment Force = İvedi Konuşlandırma Birliği”ne Türkiye’yi katmak için çok çaba harcamışlar, ancak Türk Genelkurmayı’na bu öneriyi kabul ettirememişlerdi.

“Rapid Deployment Force” niçin kurulmuştu? Amaç “krizli bölgelere ivedi müdahale”yi sağlamaktı. Bu bölgelerde NATO’nun sorumluluk alanı dışındaydı. O gün için de bu “krizli bölge” İran’dı. Türkiye, Ortadoğu’daki bir oldu bittiye karışmak istemiyordu. Bu yüzden Savunma İşbirliği Anlaşmasında “İvedi Konuşlandırma Birliği”ne katılmayı kabul etmedi.

Körfez bunalımı nedeniyle Suudi Arabistan’a indirilen 82. Hava İndirme Tugayı işte bu “İvedi Konuşlandırma Birliği”dir.

Türkiye NATO’ya niçin alınmıştı?

İşte bu yüzden alınmıştı. Türkiye’ye öteden beri verilen görev “Körfez’deki petrol bekçiliği”dir. Türkiye NATO’ya bu nedenle alınmıştı.

50’lerin başında Türkiye’nin, “Ortadoğu kuvvetleri komutanlığı” adıyla kurulacak bir askeri güce katılması öngörülmekteydi. Bu projenin sahibi de İngiltere’ydi. İngiltere bu nedenle Türkiye’nin NATO’ya alınmasına karşı çıkıyordu. ABD de Türkiye’nin NATO’ya girmesinden yana değildi.

Ne zaman ki Menderes hükümeti “gerekirse Ortadoğu’da Batı’nın bize vereceği etkin görevi üstleniriz” güvencesi vermiş, Türkiye ancak o tarihten sonra NATO’ya girebilmiş, İngiltere de bu konudaki çekincelerinden vazgeçmişti.

Ortadoğu’da yaşanan son olaylar bu rolün önemini daha da artırmıştır.

NATO’nun gerektiğinde sorumluluk alanı dışındaki alanlara müdahalesini öngören “Out of Area” kuramı da Ortadoğu olayları için oluşturulmuştur. Afganistan işgalinden sonra ortaya atılan bu kuramın, Körfez bunalımı nedeniyle uygulandığını hepimiz gözlerimizle gördük.

“Out of Area” kuramı bugün de işliyor. NATO’nun yeni işlevi bu kurama bağlanmıştır. Bu kuramın 1957 yılında “Eisenhower Doktrini” olarak bilinen kuramdan da bir farkı yoktur.

Eisenhower doktrini Ortadoğu ülkelerinin Sovyet etkisine girmesini, ABD ve Batı ülkelerine karşı “dolaylı saldırı” kabul ederdi. Eisenhower doktrini, Ortadoğu devletlerinin kendi petrollerine sahip çıkmalarını da “dolaylı saldırı” kavramı içinde görmekteydi.

Sovyetler Birliği’ndeki son gelişmeler NATO’nun klasik işlevini değiştirmiştir. Bir “Sovyet tehdidi” artık söz konusu değildir. Bugün ABD’nin ilgi alanı Sovyetler değil Ortadoğu’dur.

Körfez savaşından sonra ABD, tek egemen güç olarak bölgenin siyasal haritasını yeniden çiziyor. Bu yeni siyasal haritada Kıbrıs ve Kürt sorunları var. Her iki sorun da ABD’nin istediği biçime sokuluyor. Türkiye’ye de bu Amerikan çözümleri için roller veriliyor.

Körfez savaşı bölgede bir süreç başlattı. Türkiye bu savaştan kazançlı mı çıktı, yoksa zararlı mı? Petrol faturaları...

Sığınmacılar... Ekonomik yıkım...

Bunlar bir yana, şimdi Kürt Çevik Kuvveti ve Kıbrıs gibi sorunlar da gündemdedir.

Bir söz vardır, bilirsiniz:

Alavere dalavere Kürt Memet nöbete...

ABD de “Türk Memet”i bin bir türlü alavere ve dalavere ile Körfez nöbetine dikiyor!..

İlgili Konular: #Uğur Mumcu