Irak’ın Kuveyt topraklarına girmesiyle birlikte Ortadoğu’nun bitmez tükenmez sorunlarına bir yenisi daha eklendi.
Görünürde Irak- Kuveyt uyuşmazlığının iki ana nedeni var:
Nedenlerden biri petrol fiyatlarıyla ilgiliydi. Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in petrol fiyatlarını varil başına 18 dolardan 14 dolara indirmelerine karşıydı. Çünkü bu fiyat indiriminden bölgedeki önemli petrol üreticilerinden Irak büyük zarar görüyordu. İran savaşından büyük mali yıkımlarla çıkmış bulunan Irak, mali sorunlarını petrol fiyatlarının yükselmesiyle çözmeyi düşünüyordu. Kuveyt’in fiyat kırması Irak’ı çileden çıkardı.
Çatışmanın ikinci nedeni Kuveyt’in yeni petrol kuyuları açtığı Rumelia bölgesiydi. Zengin petrol kaynaklarına sahip olan bu yeni bölge üzerinde Irak hak ileri sürmekteydi.
Bu iki ana nedene bir üçüncü neden daha eklenebilir. Bu da Irak’ın Kuveyt’e olan borçlarıydı. Irak, bu borçların silinmesini istiyordu.
Cidde’deki görüşmelerde bir sonuç alınamayınca Irak, silahlı kuvvetlerini Kuveyt topraklarına sokuverdi. Bölgede böyle bir gelişmeden kuşkulanan ABD de Körfez’deki donanmalarına Kuveyt’e doğru hareket emri verdi. Ortadoğu’daki bir savaş, bir orman yangını gibi kolayca başka ülkelere de sıçrayabilir. Bölgede savaş genişlemese bile herhalde bu savaştan sonra petrol fiyatları ister istemez artacaktır. Bu olası petrol artışı Türk ekonomisini altüst etmeye yetecektir.
Bu çatışmadan bazı genel sonuçlar çıkıyor:
Çıkarılan ilk sonuç, “Arap birliği” ya da “İslam enternasyonalizmi”nin bir düşten öte anlam taşımayacağıdır. Arap ülkelerinin bir kısmı siyasal yazgılarını ABD’ye bağlamışlardır. Bu bakımdan bir kısım Arap ülkesinin bölgede kendi başlarına bağımsız bir siyaset oluşturmaları ve uygulamaları olanaksızdır.
İkinci sonuç, Arap ülkelerinin su sorunu nedeniyle Türkiye’ye karşı alacakları ortak tavrın en azından ertelendiğinin anlaşılmasıdır. Ancak bu da geçici bir durumdur. Suya karşı petrol önlemi her an gündeme gelebilir.
ABD donanması, Irak’a karşı savaşacak mı, savaşmayacak mı? Savaşacaksa olaylar çok daha geniş alanları içine alır... Alır ve Irak- ABD çatışması birdenbire bütün bölgeye yayılabilir.
Şimdilik ABD’nin Irak’a karşı silahlı bir müdahale olasılığı görünmüyor. ABD, sorunu Birleşmiş Milletler aracılığı ve Sovyet desteği ile çözmeye çalışıyor.
* * *
Güneydoğu’da çatışmalar sürüyor.
Önceki gün Mardin’deki çatışmada öldürülen PKK’lılarla birlikte 15 Ağustos 1984 gününden bu yana bölgede öldürülen PKK’lı terörist sayısı 760’a ulaştı.
Aynı süre içinde bölgede sivil halktan 645 yurttaş PKK tarafından düzenlenen baskınlar sonucunda öldürüldü. 15 Ağustos 1984 tarihinden 2 Ağustos 1990 tarihine kadar bölgedeki çatışmalarda 30 subay, 24 astsubay, 279 er ve erbaş, 31 polis, 14 muhtar, 17 öğretmen, 1 imam ve 82 köy korucusu da şehit oldular.
Ölü sayısı böylece 1883 kişiye ulaştı.
Bu sayıları 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki ölü sayısıyla karşılaştıralım:
26 Aralık 1978 ile 11 şubat 1982 arasında çeşitli terör olaylarında 9 subay, 19 astsubay, 50 er ve erbaş, 95 polis ve 57 bekçi öldürülmüş. Toplam 230 güvenlik görevlisi bu terör olaylarında şehit düşmüş.
Bu sayı bütün Türkiye genelindeki ölü sayısıdır. Güneydoğu’da yarıçapı yüz kilometrelik alanda şehit düşen subay, astsubay, er ve erbaş, polis ve köy korucusu sayısı 424!
Bu sayılar Güneydoğu olaylarının boyutlarını göstermeye yetmektedir.
* * *
Ortadoğu bir barut fıçısına benzer. Ortadoğu’nun herhangi bir yerindeki savaş hiç umulmayan bölgelere de sıçrayabilir. Şimdilik böyle bir olasılık görülmüyorsa da Türkiye’yi bu savaşa sürüklemek isteyenler olabilir. Böyle bir durumda Kürt sorunu yeniden yön ve strateji değiştirebilir. ABD, yıllardır Kürt sorununu niçin bu kadar yakından izliyor?