Kendinden vazgeçmemek...

Kendinden vazgeçmemek...

27.04.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Deprem korkusuyla adaletsizlik arasında, yalanlarla ihanetler arasında parçalanmadan nasıl yaşayacağız derken dolu dolu geçen, insana ufuk açan, insanı çoğaltan, zenginleştiren iki gün yaşadık.

O iki günü düşleyen, düşünen, tasarlayan, gerçekleştiren Metis Yayınevi ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve onlarla emek veren, katkıda bulunan herkese teşekkürler.

Murathan Mungan Sempozyumu’ndan söz ediyorum.

EDEBİYATTA 50 YIL

Murathan Mungan şair, oyun yazarı, romancı, öykücü, senarist, editör, denemeci, eleştirmen, şarkı sözü yazarı, çevirmen, editör dramaturg... 90’ın üzerinde kitabı var. İşi gücü sadece ve sadece edebiyat. Bu yıl 70 yaşında. Edebiyatta 50. yıldönümü.

Sempozyumun bir bilim yuvasında yapılması önemliydi bence. Deprem nedeniyle İstanbul’da üniversiteler bile kapatılmış olsa da okurlar salonu doldurmuştu. (Hükümet tüm eğitimi sonlandırsa çok rahat edecek ama işte bir türlü olmuyor!)

Açılışta, Metis’in dinamosu Müge Sökmen, Murathan Mungan’ın “dürüst, cesur, ilkeli ve art niyetsiz tavrına; yazı namusuna sahip çıkmasına; memleketteki muhalefetin bütün unsurlarına hitap edebilen; insanları eşit, adil ve özgür bir gelecek arzusunda birleştiren, mücadele azmi veren yanına” dikkatleri çekiyordu.

“Yapıtlarıyla kuşaktan kuşağa bize hep başka dünyalar keşfettirdiği, hayal gücümüzü güçlendirdiği, azmimizi ve heveslerimizi canlı tuttuğu için” Murathan Mungan’a teşekkür ediyordu.

Her oturumu sorular cevaplar izliyordu. Genç bir izleyici heyecandan titreyen sesiyle, “15 yaşımdan beri sizi okuyorum. Siz ne çok çocuk yetiştirdiniz, hepimizi etkilediniz. Üzerimde annem babam kadar hakkınız var” diyordu yazara. Bir de baktım soluğumuzu tutmuşuz ama gözyaşlarımızı tutamaz olmuşuz! Sempozyumda ağlanır mı? Bir sürü insan ağladık! İşte böylesine sahici ve duyarlı bir havada geçti iki gün.

ŞİİRDEN TİYATROYA

Sempozyum, Mungan’ın şiiri üzerine sunumlarla başlayıp öykücülüğü, romancılığı, anlatıları, denemeleri, sayısız dile çevririleri ile sürdü, tiyatrosu üzerine bir oturumla sona erdi.

Son oturumun moderatörüydüm. Murathan Mungan tiyatrosunu şu satırbaşlarıyla özetledim:

- Sadece izlenecek değil, farklı katmanları keşfederek okunacak oyunlar yazmıştı.

- Topraklarına kök salmış insanları, inançları, töreleriyle ama ekonomik, politik toplumsal gerçeklerle ele alıyor, dünyadaki tiyatro birikimiyle harmanlıyordu.

- Her metinde dil ve yapı ustalığıyla, farklı disiplinleri bir araya getirip yerelle evrenseli bütünlüyordu.

- Oyunları en özgün, en otantik olan, aynı zamanda en moderndi.

- İmge zenginliği, çok katmanlı simgeler, metaforlar, sesler, renkler, işaretlerle müthiş bir lirizm ve şiirsellik kazanıyordu.

Ayşenil Şamlıoğlu’nun ona ilişkin sahne deneyimlerini anlattığı; Nazan Kesal ve genç oyuncu Atahan Keskin’in “Taziye” oyunundan bir bölüm yorumlamasıyla sempozyum sonlandı ve söz sırası Murathan Mungan’a geldi.

ALKIŞLAR VE TOKATLAR

Murathan Mungan’ın bir saate yayılan konuşmasını herhalde Metis yayımlayacaktır. Ben bunca sahici, samimi, içten ve de vicdani konuşmaya az rastladım!

Konuşmasına “Hakkı yenmiş, hakkı tanınmamış, hapse atılmış, açlığa mahkûm edilmiş, Nâzım Hikmet’ten Suat Derviş’e” tüm yazarları anarak başladı.

Sonra hayatıyla yazarlığı arasındaki bütünlükte ilerledi. “Adanmışlık” kavramı ve “hem sevgi hem saygı kazanmanın” üzerinde durdu.

Mardin’den yola çıkan ve yazar olmadan önce iyi bir okur olmayı öğrenen çocuk.

Önce İstanbul’a yetişme, sonra dünyaya yetişme çabası. Herkes 10 kilometre hızla koşarken onun yüz kilometre hızla koşma gerekliliği...

Tüm öykülerine sınıf bilincini yerleştirmesi...

“Şöhret olmanın zararlarını erken keşfettim. Alkışlarla tokatları aynı anda aldım. Bunlar bana gerçeklik duygusu verdi."

Beni hiç sevmeyenler bile, mecbur olduklarında ‘Ama çok çalışkan’ diyorlar. Evet çok çalışkanım. Tevazu göstermeyeceğim. Yetenekliyim de. Ne yazmam gerektiği kadar, nasıl yazmam gerektiğine de çok kafa yordum."

Nasıl bir insansam öyle yaşadım. Ne yaptımsa kendime sadakatle yaptım. Kendime ihanet etmedim. Bizde ana baba sözü vardır: ‘Kendine yakıştırıyorsan yap’ denir."

İnada çok inanıyorum. Kendimden vazgeçmeme, heyecanımı, yazma tutkumu yitirmeme, hep daha iyisini daha iyisini yapma inadım ve inancım...”

İyi ki varsın Murathan Mungan. 

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025