Köşe Yazısı

A+ A-
Özdemir İnce

Bozuk saat, çalışan saat

8 Ocak 2019 Salı

Beştepe’de düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde konuşan Erdoğan, bakın ne demiş: 16 yılda demokraside ve ekonomide çok büyük devrimlere imza atan Türkiye, maalesef eğitim ve kültür-sanat politikalarında arzu ettiğimiz mesafeyi katedememiştir. Bu alanlardaki gelişmelerin diğer yatırımlar gibi sadece devlet projeleriyle, kamu imkânlarıyla sağlanabilmesi işin tabiatına uygun değildir.”

***

16 yılda Türkiye’nin demokraside ve ekonomide çok büyük devrimlere imza attığı iddiası kuşkusuz bir vehimden ibaret. Erdoğan’ın önderliğinde AKP demokrasi ve ekonomide bir karşı devrim vebası yarattı. Ancak Başyüce, özünde Marksist bir görüş de dile getiriyor. Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’da sanat ve ekonomik gelişme arasındaki ilişkiyi şöyle dile getirir (Kafadan aktaracağım için, sayfasını veremeyeceğim): “Sanatın en yüksek gelişmesinin düzeyi ile toplumsal gelişmenin maddi temelleri arasında doğrudan bir ilişki yoktur.”

***

Başyüce’ye göre AKP ülkesinin demokrasi ve ekonomi alanlarındaki başarısı(!) sanat ve edebiyat alanındaki başarısının çok üzerinde. Bence durum tam tersi: Sanayi ve tarım iflas durumunda; kamu ve özel girişim uçan kuşa borçlu; hazine ve sermaye iflas etmiş; kalkınma sıfır. Fazla konuşma gereksiz.
Karl Marx bir toplumda sanatların (resim, heykel, müzik, mimari, tiyatro...) ve edebiyatın (şiir, roman, öykü, deneme, tiyatro...) gelişme düzeyi ile ekonomik düzey arasında tam anlamıyla bir örtüşme ve denklik olmadığını söyler. Doğrudur, çünkü sanat ve edebiyat alanında üretim ve yaratı bireyseldir. Sermayesi ve yatırımı yetenektir. Demokrasi ile ilişkisi vardır ama sanatçı ve yazarlar demokrasi kıtlığında da başyapıtlar yaratabilirler. Yurtiçi ve yurtdışı (sürgün yeri) değişmez.
Şu anda sanatın ve edebiyatın bulunduğu yerden hoşnut değilim ama uluslararası planda, AKP iktidarının ekonomi ve demokrasisinin bulunduğu yerin çok üzerinde. Gerçek bu!

***

Başyüce Erdoğan sanat ve edebiyat alanında “Mesafe katedemedik” diyor ki kendi aşireti için çok doğru. Sanat ve edebiyat ancak laik, eşitlikçi ve eğitimin bedava olduğu ülkelerde gerçekten gelişir. Ama bunların eksikliği bile bireysel yaratıyı engelleyemez. Kısacası imam ve hatip öğretiminin temel okul yapıldığı memleketlerde sanat ve edebiyat ölür. Çünkü biat ve itaat sanatsal yaratıya karşı kezzap gibidir.
Başyüce Erdoğan mimari alanında “mirasa sırtımızı döndük” de diyor. Mimari alanında, para sahibi işverenin beğenisi (zevki) önemlidir. Yapıyı yaptıran, evrensel burjuvazinin kültür ve zevkine sahip değilse mimar ne yapsın?
Elbette yöneticilerin ufuk ve beğenisi de önemli. 1923-1950 arasında yaptırılan ve anıtsal değeri yüksek yapılardan bazılarını sayalım: Mimar Kemalettin’in eserleri (Gazi Eğitim Enstitüsü, Ankara Palas, Tayyare Apartmanları, Bebek Camii ve ötekiler), eski ve yeni TBMM binaları, Anıtkabir, Ankara Garı, İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakülteleri, Mersin Halkevi (günümüz opera binası), Türk Tarih Kurumu (Ankara), Saracoğlu Mahallesi ve daha niceleri. 1923-1950 Cumhuriyeti mirasımıza sırtını dönüp ihanet etmedi, geliştirdi.
Başyüce’nin şikâyet ettiği lüks gecekonduların yüzde 99’u kendi zamanında yapıldı. Taksim’de yapılan cami ile Bebek Camisi mukayese edilsin yeter.

***

Türk televizyon dizilerinin Güney Amerika’da, Afrika’da, Arap ülkelerinde gösterilmesi hiç de övünülecek bir şey değil. Popüler kültürün süprüntüleridir.
Başyücelik rejimi laik ve çağdaş sanatı rahat bıraksın yeter. Bütün yatırımı kendi cenahına yapsın, bakalım ne edecekler?

Tümü Özdemir İnce - Son yazıları

Bir yıl olmuş 17 Eylül 2019 Sal
Kendini Müslüman sanan birinin itirazı 15 Eylül 2019 Paz
Bu Müslümanlar çağdaşlaşamaz 13 Eylül 2019 Cum