Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu ve ilk genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, CHP’de özeleştiri sürecini işleten ve kendisini eleştiren partilileri bile yetkili organlara getiren bir liderdi. Aynı durum İsmet İnönü’nün ve Bülent Ecevit’in CHP genel başkanı oldukları dönemde, Erdal İnönü’nün SHP genel başkanı olduğu yıllarda da geçerliydi.
Deniz Baykal’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Özgür Özel’in CHP genel başkanı oldukları dönemde ise parti yönetimini eleştirenler partinin yetkili organlarından dışlandılar, biat ölçütü ön plana çıktı.
Partideki bu yapı medyaya da yansıdı. Medyanın bağımsız olmadığı, medyanın siyasi parti yönetimlerinin sözcülüğünü yaptığı, medya ile siyasi partilerin arasında güçler ayrılığının olmadığı bir ülkede, demokrasiden söz edilemez.
Medyanın “iktidar medyası” ve “muhalefet medyası” olarak ikiye bölünmesi utanç verici bir durumdur. Çünkü medya, kamu hizmeti vermekle yükümlü bağımsız bir kitle iletişim aracıdır.
***
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, CHP üzerinde devam eden iktidar baskılarına karşı alacağı önlemlerle ilgili olarak belediye başkanlarıyla, milletvekilleriyle, parti meclisi üyeleriyle gerçekleştirdiği toplantıların ardından yaptığı açıklamalar da, hem CHP’nin içinde hem de medyada, genellikle, nesnellikten uzak bir yaklaşımla ele alındı.
Özgür Özel özetle, seçim kampanyasına hız verileceğini, mitinglerin sayısının artırılacağını, vatandaşlarla kapı kapı dolaşarak iletişim kurulması için seferberlik başlatılacağını, CHP iktidara geldikten sonra suç işleyenler için yargı süreçlerinin işletileceğini ve “çeyiz sandıklarının” açılacağını açıkladı.
Oysa şu anda temel sorun, CHP’nin seçimlerde kazanabilecek bir adayı çıkartamayacak olmasıdır! CHP yönetimi seçimlere nasıl bir kampanyayla hazırlanacağını ve seçimleri kazandıktan sonra neleri yapacağını anlatacağına, seçimleri nasıl kazanacağına odaklanmalıdır.
Kazanabilecek bir cumhurbaşkanı adayı çıkaramayan CHP, bir seçim kazanabilir mi? CHP seçime adaysız veya kazanamayacak bir adayla mı girecektir?!
CHP yönetiminin Macaristan ve Brezilya örnekleriyle içi boş umutlar dağıtması doğru değildir. Çünkü Macaristan’da da Brezilya’da da muhalefet adaylarının seçime girmelerine olanak tanınmıştır.
Tüm kamuoyu araştırmalarına göre, CHP’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabilecek iki kişi bulunmaktadır. Birisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’dur, diğeri de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tır. AKP iktidarı Ekrem İmamoğlu’nu hukuk dışı yollarla hapishaneye yollayarak ve onun üniversite diplomasını iptal ederek bertaraf etmiştir, Mansur Yavaş’ı da aday olması durumunda hapishaneye yollayacağını neredeyse ilan etmiştir!
***
CHP’nin öncelikle kazanabilecek adaylarını kurtarması ve adaylaştırması gerekmektedir. Seçmenin çoğunluğunun herhangi bir adaya veya vekaleten aday olacak birisine oy vereceğini varsaymak hatadır. Çünkü Türkiye’de seçmenin çoğunluğu, kişilere ve onlarla kurduğu sosyal ve psikolojik iletişime göre oy vermektedir. Türkiye’de seçmenin çoğunluğu ne yazık ki kurumsal, rasyonel ve ideolojik ölçütlere göre değil, kişi odaklı oy kullanmaktadır. Buna kişi bağımlılığı da denebilir.
Yeni sisteme göre seçim kazanmak için oyların yüzde 50’sinden fazlası gerektiği için, bu gerçeğin dikkate alınması gerekmektedir.
CHP’nin öncelikle kazanabilecek adaylarını kurtarmak için AKP’ye çok yoğun bir baskı uygulaması gerekmektedir. Bu baskı ancak, Cumhuriyetin temel ilkelerini savunan muhalefet cephesinin birleştirilerek genişletilmesiyle; anayasanın 34. maddesi uyarınca kitlesel bir halk hareketinin organize edilmesiyle; anayasanın 6. ve 8. maddeleri gereği, anayasayı ihlal ederek meşruiyetini kaybeden hükümete karşı, kamu kurumlarında bir itaatsizlik hareketinin örgütlenmesiyle, devletle milletin bütünleştirilmesiyle; ülke çapında bir toplu genel grev eyleminin başlatılmasıyla; bu örgütlenmelerin hepsinin birden paralel olarak gerçekleştirilmesiyle; yargı bağımsızlığı ve tutuksuz yargılanma sağlanana kadar, bu eylemlerin sürdürülmesiyle olanaklıdır.