Ayaklar baş olursa kıyamet kopmaz
Murat Ağırel
Son Köşe Yazıları

Ayaklar baş olursa kıyamet kopmaz

02.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dün 1 Mayıs’tı. Ne yazık ki Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Taksim Meydanı yine emekçilere, işçilere ve sendikacılara açılmadı. Taksim’e çıkmak isteyen yaklaşık 400 kişi (yazıyı yazdığım esnadaki güncel rakam) gözaltına alındı.

Valilik, Kadıköy ve Kartal’da 1 Mayıs etkinliklerine izin verdi.

2025 yılında 94’ü çocuk 2 bin 105 işçinin öldüğü belirtiliyor. 2026 yılı Türkiye’sinde 96 çocuğun çalışırken ölmesine mi yanayım, 2 bin 105 işçinin hayallerinin sönmesine mi ağlayayım?

İşçiye, emekçiye maaş vermemek, hakkını yemek kolay. Ölümleri engelleyin. İş güvenliğini sağlamayan işyerlerini denetleyin. Yaptırım uygulayın.

Mesele yalnızca iş cinayetlerinden ibaret değil. Türkiye’de emekçinin karşı karşıya olduğu tablo çok daha derin ve yapısal bir kriz niteliği taşıyor.

HAYAL KURAMAMAK

Bugün asgari ücret tartışmaları yapılırken rakamlar üzerinden bir algı yaratılıyor. Asgari ücretin kaç lira olduğu, yıl içinde ne kadar arttığı sürekli gündemde. Asıl sorulması gereken soru şu: Bu ücretle bir işçi insanca yaşayabiliyor mu?

Nicel artışların bir anlamı yok, eğer alım gücü aynı hızla eriyorsa. Kâğıt üzerinde yükselen maaşlar, pazara, kiraya, faturaya yansımadığında hiçbir şey ifade etmiyor.

Bugün Türkiye’de asgari ücretli bir işçi, temel gıda harcamalarını karşılamakta zorlanıyorsa, barınma giderleri gelirinin büyük kısmını yutuyorsa bu ücretin yüksek ya da düşük olmasının teorik tartışmasının da bir anlamı kalmıyor.

Daha açık söylemek gerekirse sorun ücretin miktarı değil, yaşamın maliyeti karşısındaki çaresizliği.

Bu tablo, işçi sınıfını yalnızca bugünde değil, gelecekte de sıkışmış bir döngüye hapsediyor. Düşük ücret, yalnızca bugünkü yaşam standardını değil, yarının güvencesini de ortadan kaldırıyor.

Daha da acısı bir işçi emeklilik hayali kuramıyor. Yıllarca çalışan, prim ödeyen; tarlada, fabrikada, ofislerde üretimin yükünü sırtlayan insanlar emeklilik döneminde dinlenmek bir yana, yeniden çalışmak zorunda kalıyor. Emekli maaşları geçinmeye yetmediği için ya kayıt dışı işlerde ya da düşük ücretli yeni işlerde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Bu, sistematik bir yoksullaştırma döngüsüdür. Bu emeği, yeniden ve sürekli sömürme yöntemidir.

Çalışırken yoksulluk, emekli olunca daha derin bir yoksulluk.

İşçi sınıfı için “Ne kadar çalışırsan çalış, sonuç değişmez” hissi giderek yaygınlaşıyor. Bu sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir kırılma yaratıyor. Umudun yerini güvencesizlik, plan yapabilmenin yerini günü kurtarma telaşı alıyor.

KRİZLER DEĞİL DÜZEN SORUNU

Bugün bir işçi için ev sahibi olmak imkânsız hale gelmiş durumda. Çocuklarının eğitimi, sağlığı, geleceği büyük bir belirsizlik içinde. Genç işçiler açısından bakıldığında ise tablo daha karanlık. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve güvencesiz iş koşulları artık “normal” kabul ediliyor.

Bu şartlar altında önümüzdeki 50 yılın nasıl şekilleneceğine dair iyimser olmak zor. Eğer mevcut ekonomik ve sosyal politikalar değişmezse Türkiye’de işçi sınıfı için daha derin bir eşitsizlik, daha kırılgan bir yaşam ve daha uzun süreli bir yoksulluk dönemi kaçınılmaz görünüyor.

Çünkü mesele tek tek krizler değil, kalıcı hale gelmiş bir düzen sorunu.

İş güvenliğinin sağlanmadığı, emeğin ucuzlatıldığı, sendikal hakların zayıflatıldığı, ücretlerin alım gücü karşısında eridiği bir sistemde işçi sınıfının geleceği aydınlık olamaz. İş cinayetleri bu düzenin en görünür sonucu ama tek sonucu değil.

Bugün yaşananlar, yarının habercisi. “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar” denerek bugünlere geldik.

Eğer emek korunmazsa, eğer ücretler insanca yaşam seviyesine göre belirlenmezse, eğer emeklilik sistemi insan onuruna yakışır hale getirilmez se önümüzdeki yıllar bugünden daha ağır olacak.

Bu yüzden mesele sadece bir günün, bir meydanın ya da bir rakamın meselesi değil.

Bu, doğrudan doğruya hayatın kendisiyle ilgili bir mesele. Karl Marx, kapitalist üretim ilişkilerini analiz ederken emeğin sistematik biçimde değersizleştirilmesini ve işçinin kendi emeğine yabancılaşmasını temel bir çelişki olarak ortaya koymuştu. Ona göre sorun sadece düşük ücret değil, emeğin yarattığı değerin işçiye geri dönmemesiydi. Bu bağlamda şu tespiti bugün hâlâ güncelliğini koruyor.

Yani Marx’a göre: “İşçi ne kadar çok üretirse o kadar yoksullaşır.”

HER ZAMAN YOKSULLAŞIR 

Özellikle Sol Yayınları’nın “Ücretli Emek ve Sermaye-Ücret, Fiyat ve Kâr” başlığı altında topladığı yazılarında Marx, asgari ücret kavramıyla ilgili şunları yazıyor:

“Ücret bir kez düştü mü, ardından yeniden yükselse de hiçbir zaman daha önceki düzeyine çıkmaz. Burada ikili bir düşüş olur: Birincisi, genel zenginliğin gelişmesine oranla göreli olarak. İkincisi, işçinin değişim yoluyla aldığı metalar miktarının her gün azalmasından dolayı mutlak olarak.”

Çünkü genel zenginliği yaratan işçi sınıfı sermayenin tekelleşmesiyle her zaman yoksullaşır. Yoksullaştıkça ücretler yükselse bile alım gücü azalır.

Bu ifadeler, Türkiye’deki mevcut tabloyu neredeyse bire bir özetliyor. 

Daha fazla çalışan, daha uzun saatler mesai yapan, daha çok üreten işçi, daha iyi bir yaşam standardına ulaşamıyor. Aksine, artan üretim ve büyüme söylemlerine rağmen işçinin payı daralıyor, alım gücü eriyor, yaşam koşulları ağırlaşıyor.

Sovyetlerin kurucusu Lenin ise bu sürecin sadece ekonomik değil, aynı zamanda politik bir mesele olduğunu vurgulamıştı. Ona göre işçi sınıfının örgütsüzlüğü ve siyasal etkisizliği, bu eşitsizliklerin kalıcı hale gelmesinin en önemli nedenlerinden biriydi. Lenin’in şu sözleri bu açıdan dikkat çekici: “Emeğin kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olacaktır.”

Bu ifade, bugünkü tabloya bakıldığında daha da anlam kazanıyor. Çünkü işçi sınıfı yalnızca ekonomik olarak değil, aynı zamanda temsil ve hak arama mekanizmaları açısından da ciddi bir zayıflama yaşıyor. Sendikal örgütlenmenin sınırlı kalması, hak arama yollarının daralması ve güvencesizliğin yaygınlaşması, bu döngünün kırılmasını zorlaştırıyor.

Çok uzatmayayım.

Bugün Türkiye’de işçi sınıfının karşı karşıya olduğu gerçeklik, Marx’ın teorik olarak ortaya koyduğu sömürü mekanizmasının ve Lenin’in işaret ettiği örgütsel zafiyetin birleşiminden oluşuyor. Bu birleşim, yalnızca bugünü değil, geleceği de belirliyor.

Eğer bu yapı sorgulanmaz ve dönüştürülmezse işçi sınıfı için “gelecek” dediğimiz şey, bugünün daha sert, daha keskin ve daha umutsuz bir versiyonu olmaya devam edecektir.

Yazarın Son Yazıları

Bir Türkiye tablosu: Sadık Karayel

Şimdi size garip bir Türkiye tablosu anlatacağım.

Devamını Oku
20.06.2026
121 milyar liralık soru

Bir düşünün...

Devamını Oku
16.06.2026
Merkez Bankası ne yapıyor

Yasadışı bahis operasyonları son hız devam ediyor.

Devamını Oku
13.06.2026
Paybull dosyası: Bir şirketin değil, bir sistemin şifresi

Bir ödeme kuruluşu düşünün.

Devamını Oku
09.06.2026
Çağımızın vebası: Görünür olma hastalığı

Uzun zamandır kafamda dönüp duran bir mesele var.

Devamını Oku
06.06.2026
Milyarlarca liralık PayCO iddianamesi

Bir elektronik para kuruluşu düşünün.

Devamını Oku
02.06.2026
Tartışmalı araçlar: Kılıçdaroğlu ve Nafer Bey ilişkisi

CHP ile yatıyoruz, CHP ile kalkıyoruz.

Devamını Oku
30.05.2026
Kılıçdaroğlu'nun 'görevi' ne zaman bitecek

AK Parti’nin 25 yıllık iktidarı boyunca “Bunu da gördük” dediğimiz o kadar olay yaşadık ki ne yaşanırsa yaşansın artık şaşırmayız diyorduk.

Devamını Oku
26.05.2026
Mesele mutlak butlandan çok daha büyük

Cumhuriyet Halk Partisi’nde 38. olağan kurultaya ilişkin verilen “mutlak butlan” kararını herkes konuşuyor.

Devamını Oku
23.05.2026
Rasim Ozan Kütahyalı dosyasından ayrıntılar

Rasim Ozan Kütahyalı’nın ifadesini okudum.

Devamını Oku
19.05.2026
Adana’da neler oluyor: Dev bir KİRLİ ÇARK

Yasadışı bahis ve kumar en az uyuşturucu kadar tehlikelidir.

Devamını Oku
16.05.2026
Hem yoksul hem de yoksun kaldık

Ekonomik anlamda hiç ama hiç iyiye gitmiyoruz.

Devamını Oku
12.05.2026
Yasadışı bahis imparatorluğuna operasyon

Türkiye’de yasadışı bahis soruşturmaları uzun yıllardır sürüyor.

Devamını Oku
09.05.2026
Sazlıdere’den beton dereye: Çılgın proje

Yıl 2011...

Devamını Oku
05.05.2026
Ayaklar baş olursa kıyamet kopmaz

Dün 1 Mayıs’tı.

Devamını Oku
02.05.2026
Doruk Madencilik işçileri ve Latin Amerika benzerliği

Birazdan anlatacaklarım tekil bir “işçi emekçi mağduriyeti” değil; Türkiye’de özelleştirme politikalarının, denetim mekanizmalarının ve siyasal himaye ilişkilerinin nasıl iç içe geçtiğinin çarpıcı bir özeti.

Devamını Oku
28.04.2026
Gaziantep’teki ihaleye şaşırdık mı?

Türkiye’de kamu kaynaklarının kullanımı, özellikle de ihale süreçleri, uzun süredir hem hukuki hem de siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Devamını Oku
25.04.2026
Adalet bir gün herkese lazım olacak

Ankara’da Mansur Yavaş’a yönelik İçişleri Bakanlığı’nca soruşturma izni verilmesi siyaset koridorlarını hareketlendirdi.

Devamını Oku
21.04.2026
Maraş saldırısı ve Horváth’ın kitabı

Neyi nasıl koruyacağımızı artık bilmiyoruz.

Devamını Oku
18.04.2026
Anemurium antik kentinde beton tehdidi

Anemurium antik kentini bilir misiniz?

Devamını Oku
14.04.2026
Belediyelere operasyonlar ve kumpas kültürü

Çok enteresan bir dönemden geçiyoruz.

Devamını Oku
11.04.2026
Akbelen, Tisan, Belgrad Ormanı: Tarafınızı seçin

Ülkedeki gündem her dakika değişiyor.

Devamını Oku
07.04.2026
İBB davasında dekont olayı

Bazen trajikomik olayların memleketin durumunu daha güzel anlattığını düşünüyorum.

Devamını Oku
04.04.2026
Sahte diplomada kritik isim

Sahte diploma operasyonlarını hatırlıyorsunuz değil mi?

Devamını Oku
31.03.2026
Beykoz’daki milyon metrekarelik orman arazisi

Siyasilerin “yeşil”e olan duyarlılığı, sanmayın ki doğanın yeşiline karşı.

Devamını Oku
28.03.2026
Yeter artık!

Gazeteciliğin ne kadar önemli bir meslek olduğunu bir türlü anlayamıyoruz.

Devamını Oku
24.03.2026
'Nerede o eski bayramlar' dememek için...

'Nerede o eski bayramlar' dememek için...

Devamını Oku
21.03.2026
Bu yargılama böyle bitmez

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 107’si tutuklu, beşi müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasının ikinci haftası İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki 1 No’lu salonda görüldü.

Devamını Oku
17.03.2026
Yargılanan değil yargılayan İmamoğlu

Silivri’nin soğuk rüzgârları yine bir siyasi davaya tanık oluyor.

Devamını Oku
14.03.2026
POS cihazlarında vurgun

Şimdi yazacağım iddianameye göre 2022-2024 arasında toplam işlem hacmi 47.5 milyar TL olan POS cihazı vurgunu var.

Devamını Oku
10.03.2026
Kral Kiros’u ararken Nebukadnezar’ı bulacaklar

Önceki gün Oval Ofis’ten bir görüntü paylaşıldı.

Devamını Oku
07.03.2026
ABD-İsrail kontrolü kaybetti

Uluslararası ilişkiler veyahut strateji uzmanı değilim.

Devamını Oku
03.03.2026
Daha kaç cenaze gerekiyor?

Zonguldak’ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen göçükte iki madenci yaşamını yitirdi.

Devamını Oku
28.02.2026
Yasadışı bahsin kara tablosu

Adı: Derkan Başer...

Devamını Oku
24.02.2026
Bu bataklık kurumak zorunda

Yasadışı bahis soruşturması ve futbolda bahis-şike soruşturmaları hız kesmeden devam ediyor.

Devamını Oku
21.02.2026
Dijital çağın vebası: Yasadışı bahis

Biliyorum... Az sonra okuyacağınız satırlardaki konularla ilgili defalarca yazdım.

Devamını Oku
17.02.2026
Gayrimüslimlerin evlerine çöküyorlar

Türkiye, 150 yıl önce gayrimüslimlerin yaşadığı on binlerce ev ve araziye sahip.

Devamını Oku
14.02.2026
Kitabı alamayan elensin mi?

Bir üniversite öğrencisi...

Devamını Oku
10.02.2026
Taş taş üstünde kalmadı ama vicdanlar hâlâ ayakta mı?

Gece saat beşti...

Devamını Oku
07.02.2026
Efes’i nefessiz bırakmayın

Ülkelerin zenginliğini sadece topraktan çıkan değerli madenleri satması ya da yüksek teknoloji ürünleri üretmesi belirlemez.

Devamını Oku
03.02.2026