Toplumbilimsel açıdan ‘Büyük Demokrasi İttifakı’

27 Haziran 2019 Perşembe

31 Mart yerel seçimlerinde, Erdoğan/AKP hegemonyasına, İstanbul, Ankara ve İzmir’de son veren ve böylece iktidarı sarsan başarı...
Elbette Antalya, Mersin, Adana, Aydın, Eskişehir, Hatay, Edirne, Muğla, Çanakkale, Kırşehir, Sinap, Bolu, Yalova gibi kentlerimizle birlikte:
Muhalefet partileri arasında resmi ya da gayri resmi bir biçimde gerçekleştirilen “Demokrasi İttifakı” ile elde edilmiştir.
Bu ittifak Demokratik Rejim açısından iki yönlü bir ilişkiyi yansıtır:
Bir yandan seçmenin nihayet, tahrip edilen Demokratik Rejim’in değerini anlaması ve bu rejimi sahiplenmesi ile ortaya çıkmıştır...
Öte yandan da, liderlerin ve örgütlerin çalışmalarıyla, seçmendeki Demokrasi bilincinin gelişmesine ve güçlenmesine yardımcı olmuştur.

***

31 Mart seçim sonucunun reddedilmesi ve Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının gasp edilmesi sonunda yapılan 23 Haziran seçimindeki ezici zafer, aslında 31 Mart seçimlerinde başarıya ulaşmış olan bu “Demokrasi İttifakı”nın eseridir:
Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP...
Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan, Sezai Temelli liderliğindeki HDP...
Meral Akşener liderliğindeki İYİ Parti...
Temel Karamollaoğlu liderliğindeki Saadet Partisi...
Türkiye’nin acil (ivedi) sorununun, tahrip edilen Demokrasi olduğu konusunda ittifak ettiler.
Partiler düzeyindeki bu Demokratik İttifak, haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik zulmüyle ezilen, ekonomik kriz altında bunalan, talandan ve yalandan bıkmış olan geniş halk kitleleri tarafından da desteklendi.
Toplumbilimsel açıdan, zaman zaman Etnikçi Politika tuzağına yakalanan Kürtler, sorunlarının ancak Türklerin sorunlarıyla birlikte, Demokratik Rejim içinde çözülebileceğini fark ettiler.
Yine toplumbilimsel açıdan, Türk Milliyetçilerinin bir bölümü, ideolojilerinin kendilerini Faşizm tuzağına sürüklemesini engellemek için Demokratik Eşitlikçi Atatürk Milliyetçiliğinin gerekli olduğunu gördüler.
Saadet Partisi mensupları, dini özgürlüklerin ancak gerçek bir Demokratik Rejim içinde yaşanabileceğini, İslam dininin, yağmaya, talana, yalana alet edilmekten böyle kurtulabileceğini anladılar.
Demokrasiyi sadece kendileri için değil, kendileri gibi düşünmeyenler için de savunan Sosyal Demokrat CHP ise hem Anamuhalafet Partisi kimliğiyle, hem de Özgürlükçü ve Sosyal Adeletçi yaklaşımına uygun olarak, bütün bu etnik, ideolojik farklılıkları kapsayan geniş bir Demokrasi İttifakına kapılarını açtı.
Sonuç olarak Türkler, Kürtler, Milliyetçiler, Müslümanlar ve birçok farklı kimlik sahipleri, ülke sorunlarının “Kimlik Siyaseti” ile çözülemeyeceğini nihayet fark ettiler ve “ÖNCE DEMOKRASİ VE ADALET” dediler.

***

Hiç kuşkusuz bu “Büyük Demokrasi İttifakı” Erdoğan/ AKP iktidarının Demokratik Rejimi tahrip etmesi ve “Tek Kişi Yönetimi” ile,Türkiye’nin sorunlarını çözmek yerine, derinleştirmek ve yaygınlaştırmak başarısını(!) göstermesi ile ortaya çıktı!
Kırk yıldır derslerinde, konferanslarında, yazılarında, konuşmalarında, kitaplarında Demokrasiyi, Demokratik Rejimi anlatmaya çalışan bir hoca/öğrenci olarak:
Atalarımızın “BİR MÜ- SİBET BİN NASİHATTAN İYİDİR” sözü önünde şapka çıkarıyorum!