Uzun süredir Muğla yöresinde örnek bir yurttaş duyarlılığı sergileniyor. Akbelenli köylüler doğayı, toprağı, ağacı; kısacası evlerini, köylerini, üretim alanlarını, yurtlarını aktif biçimde savunuyorlar. Ayrıca bu uğurda ağır bedeller de ödüyorlar.
Maden aramak ve kömür çıkarmak için köylülerin toprağına, tarlasına, bahçesine el konulmak isteniyor. Üstelik bu iş için köylülerin, üreticilerin rızası da aranmıyor. Buna karşın onlar, acele kamulaştırmanın geri çekilmesi için taleplerini yükseltiyorlar.

ÇEVRE MÜCADELESİ
Sorun elbette yalnızca Akbelen’le, Muğla yöresi ile sınırlı değil. Kazdağları’ndan Ege kıyılarına, Ege’nin pek yerinde çevre sorunu ve mücadelesi var. Benzeri sorunlar ve mücadeleler, elbette ülkemizin başka bölgelerinde de yaşanıyor.
Ama sorunun en yaygın ve mücadelenin en etkili olduğu bölge olarak Ege Bölgesi öne çıkıyor. Biz de Ege ekimizde, “İzmir ve Ege Notları” köşemizde; sorunların ve mücadelelerin her daim yakından takipçisi oluyoruz. Köylülerin ve çevrecilerin çığlığına, sesimizi ve yüreğimizi katıyoruz.
KÖYLÜLERİN DİRENİŞİ
Günümüzde çevre mücadelesinin simgesi haline gelen Akbelenliler ve İkizköylüler; şirketlerin, sermayenin onca dayatmasına, zorlamasına, talanına karşı asla pes etmiyorlar. Zeytin ağaçlarını ve üretim alanlarını, bir anlamda ekmek teknelerini ve yaşam alanlarını savunuyorlar. Bu kararlı mücadelelerini hafta içinde Ankara’ya da taşıdılar.
Elbette bu işin anayasal ve yasal yönleri de var. Doğrusu onlara da pek kulak asılmıyor. Köylülerin atadan, dededen kalan; kaç kuşaktır sahibi oldukları üretim alanlarına müdahale ediliyor. Kamu gücü ile köylüler karşı karşıya getiriliyor. Hukuk kuralları zorlanarak insan hakları ve mülkiyet hakları çiğneniyor.
ANNE-KIZ IŞIKLAR
Akbelen mücadelesinin öne çıkan ve giderek simgesi haline gelen anne-kız Işık ailesi var. Anne Nejla Işık, son yerel seçimde İkizköy muhtarı seçildi. Aynı zamanda, 2024 yılında BBC tarafından seçilen dünyanın en etkili 100 kadını arasında yer aldı.
Işık ailesinin kızı Esra da bu çevre mücadelesinde annesine ve köylülerine en çok destek verenler arasında yer alıyor. Esra Işık, geçtiğimiz günlerde tutuklanarak kilometrelerce uzaklıktaki cezaevine gönderildi. Başta anne Işık olmak üzere Akbelenliler ve çevreciler, Esra Işık’ın serbest bırakılmasını istiyorlar.
TOPLUMSAL DİNAMİK
Bizim Akbelen’den çıkardığımız en önemli ders, çevre sorunlarının ve mücadelesinin giderek çok önemli bir toplumsal dinamik haline geldiği gerçeğidir. Siyasetçiler de bu gerçeği görmeli ve buna koşut yeni örgütlenme biçimleri geliştirmeliler diye düşünüyoruz.
Örneğin; başta ana muhalefet CHP olmak üzere siyasi partilerde ve onların yerel örgütlerinde, bu alanla ilgili çalışma grupları ve komisyonlar oluşturulabilir. Önümüzdeki süreçte bu sorunların nasıl çözümleneceğinin planları ve programları hazırlanabilir. Bunlar başta köylüler ve çevreciler olmak üzere ortaklaşa kotarılabilir ve en geniş kesimlere bugünden anlatılabilir. Sözün özü, çevre mücadelesinin artık en temel toplumsal ve siyasal dinamiklerden olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.
***
İzmirli bunu unutmaz!
İzmir’de günlerdir önemli bir kentsel ve toplumsal olay yaşanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki “Meslek Fabrikası”, belediyenin mülkiyetinden ve kullanımından alınmaya çalışılıyor.
Bu amaçla yapılan bir şafak operasyonuyla bina polisçe kuşatıldı. İzmir’e yakışmayacak görüntüler oluştu. İzmirli bütün bu olup biteni ibretle ve üzüntüyle izliyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile ilçe belediye başkanları bina önünde nöbet tutuyorlar.
İZMİR’İN TARİHİ DEĞERİ
Aslında bu bina İzmir’in tarihi bir değeri. 9 Eylül 1922’de, İzmir’in kurtuluşunda verilen ilk şehitler burada yatıyor. O dönemde Tuzakoğlu Un Fabrikası olarak bilinen bu yapı, Cumhuriyetin kuruluş döneminde 1926’da İzmir Belediyesi’ne verilmiş.
Böylece İzmir’in tarihinde asırlık bir geçmişi ve belediyeye aidiyeti var. Yakın geçmişte Aziz Kocaoğlu’nun başkanlığı döneminde, 2017’de; belediye kaynaklarıyla restore edilip meslek fabrikası olarak kullanılmış. 200 bine yakın İzmirli buradan yararlanmış.
İZMİR’İ CEZALANDIRMAK
İzmir ve İzmirliyle bu denli bütünleşmiş bir mekân üzerinden, sorun çıkarmak ve tartışma yaratmak tam anlamıyla siyasi bir akıl tutulması anlamına geliyor. Görünürde kamu kurumları arasında bir mülkiyet çekişmesi gibi gösterilmeye çalışılan bu operasyon, aslında tam anlamıyla siyasi bir anlayışı ve yaklaşımı yansıtıyor. Hem de adeta kör göze parmak sokarcasına! Kısacası, sorun çözücü olması gereken siyasetçiler, tam tersine sorun yaratıyorlar!
Pek çok İzmirli, hele bu meslek fabrikasının hizmetlerinden yararlananlar; bu yapılan kuşatmaları, zorlamaları asla unutmazlar. İktidar siyasetçilerinin bu gerçeği görmeleri ve mutlaka hesaba katmaları gerektiğini düşünüyoruz.
***
Hukuk mücadelesi ve barolar
Hukuk ve demokrasi alanında pek çok sorunun yaşandığı ve aşınmanın görüldüğü zorlu bir dönemden geçiyoruz. Toplumsal yaşamın birçok alanından ve hareketli toplum kesiminden, güçlü biçimde “hak-hukuk-adalet” talepleri yükseliyor.

Böylesi dönemlerde hukuk mücadelesinin önemi ve baroların değeri daha iyi anlaşılır. Barolar ve hukukçular, özlük sorunlarının yanı sıra toplumsal sorunlarla da uğraşmak zorunda kalırlar. Toplumsal adalet için alanlara çıkarlar. Mesleki donanımlarını, hukuki birikimlerini seferber ederler.
AVUKATLAR GÜNÜ VE İZMİR
Bilindiği gibi 5 Nisan “Avukatlar Günü” ve onu takip eden günler “Avukatlar Haftası” olarak kutlanıyor. Bu bağlamda İzmir ve Ege’de de etkinlikler yapılıyor. 5 Nisan’la ilgili İzmir’in özel bir önemi ve anlamı var. 5 Nisan Avukatlar Günü, 5 Nisan 1878’de İstanbul Barosu’nun ilk genel kurulunu yapmasına dayanır. Ancak resmi olarak 5 Nisan 1958’de İzmir’deki barolar toplantısında alınan baroların birleşme kararı sonrası kutlanmaya başlanır.
Biz, hukuk ve demokrasi sorunlarının ağırlaştığı günümüzde, hem Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) ve hem de İzmir Barosu’nun oldukça etkin ve başarılı bir hizmet dönemi yaşadığını düşünüyoruz. Bu nedenle TBB Başkanı Av. Erinç Sağkan’la İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz’ı ve yönetimlerini yürekten kutluyoruz.
BARO BAŞKANLARI
Baro başkanlığı önemli ve etkili bir görevdir. Günümüzde Erinç ve Sefa başkanları dikkatle izlerken usumuzda geçmiş baro başkanları da adeta resmi geçit yapıyor. Örneğin, 12 Eylül döneminin unutulmaz İstanbul Baro başkanı, yıllarca Barış Derneği davasında yargılanan ve cezaevinde kalan rahmetli Orhan Apaydın’ı ve onun kararlı dik duruşunu hiç unutamıyoruz.
İzmir Barosu’nun geçmiş başkanları arasında da başta yakından tanıdığımız, dostluk kurduğumuz Güney Dinç, İskender Özturanlı, Cengiz İlhan gibi unutulmayan isimler var. Bu değerli isimleri ve geçmişte görev yapmış tüm başkanları saygıyla anıyoruz. Bir de geçmişten günümüze İzmir Barosu ile bütünleşmiş, çevre hukuku mücadelesine ve çevreci avukatlar hareketine özellikle dikkat çekmek istiyoruz. Benzeri sorunların ve hareketliliklerin yaşandığı günümüzde, onların emekleri ve mücadeleleri hiç unutulmamalı, hep hatırlanmalıdır.