Petrol ve onur
Feridun Andaç
Son Köşe Yazıları

Petrol ve onur

10.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bugün Ortadoğu’da olanları anlamak için zamanında Musaddık’ın İran’da yazdığı hikâyeyi bilmek önemlidir. Onun ülkesindeki bürokratik görevleri ve üstlendiği siyasi misyonun, günümüz İran’ının gerçeğini anlamada kılavuz niteliği taşıdığını söylemek gerekir. Çünkü Musaddık’ın hikâyesine dönmek, yalnız petrolün değil, bir ulusun onurunun da nasıl hedefe konduğunu görmek bakımından ders niteliğindedir.

1951’de dönemin başbakanı Razmara bir suikast sonucu öldürüldüğünde, Musaddık’a başbakanlık yolu açılır. Gelinen noktada, adım adım oluşturulan “Milli Cephe”, Musaddık’ın bu göreve şah tarafından getirilmesinde etkili olur. Onun devlet yönetimindeki deneyimi, yurtseverliği ve İngiltere’nin işlettiği Abadan petrol rafinerisini millileştirmesi, onu öne çıkarırken bir yandan da onun için sonun başlangıcı olur. Çünkü bunu hazmedemeyen İngiltere, çare olarak Musaddık’ı iktidardan uzaklaştırma hamlesine yönelir.

Bu manada İngilitere’nin ilk adımı, onun iktidarını istikrarsızlaştırmak olmuştur ve bunun için vakit kaybetmeden kampanyalar başlatır. Amaç, kontrolü ele geçirmektir. Elbette Musaddık anlaşmaya yanaşmaz ve onurlu bir duruş sergileyerek ülkesinin ana kaynağını savunur. Bu noktada Musaddık’ın, ülkesi için her türlü riski aldığını söylemek gerekir.

Ülkeye emperyal güçler tarafından uygulanan ilk ambargo da o sırada gelir ama Musaddık, Batılıların bu tavrına, onurlu mücadelesiyle karşılık verir.

Gerçekten de Musaddık’ın duruşu, ulusal bağımsızlık sembolü olacak niteliktedir. İnatçıdır, kararlıdır; ülkesinin çıkarlarını sonuna kadar savunma bilincindedir.

Bu bağlamda Musaddık’ın savunduğu şeyin, yalnız bir rafinerinin mülkiyeti değil; ülkenin kaderini kendi iradesiyle belirleme hakkı olduğunu net bir şekilde ifade etmek gerekir.

Fawas A. Gerges, Musaddık’ın bu kararlı duruşunu şöyle değerlendirir:

“Musaddık, bazen saflığa varan kronik bir idealizmden muzdaripti; İran'ın jeopolitik çıkmazını görmezden gelmesi ise sonunda kendi sonunu getirecekti.” (*)

İngiltere’nin her türlü hamlesi karşısında Musaddık, yardım için ABD’ye başvurur. Öyle ki ABD’ye giderek başkan ve diğer yetkililerle görüşür. Ancak Truman yönetimi bunu bir “güçsüzlük”, hatta “acizlik” olarak değerlendirerek İngiltere’nin yanında yer alır. Musaddık, Güvenlik Konseyi’nde ülkesinin petrol endüstrisini millileştirme kararını savunsa da aldığı bu risk, onu sona yaklaştırır.
Ocak 1952’de “Time” dergisi, “Kaos Çarklarını Yağladı” başlığıyla Musaddık’ı “yılın adamı” seçer.

Bu üçgendeki görüşmeler sonuçsuz kalınca İngiltere, Musaddık’ı devirmek için düğmeye basar. MI6 teşkilatı artık devrededir.

Türkiye’de ise ABD’nin öngörüsü, desteği ve gözetiminde 7 Ocak 1946’da kurulan ve girdiği ikinci seçimde (14 Mayıs 1950’de) iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 askeri darbesine kadar iktidarda kalır. Fakat bu süreçte, İran’da yaşanan olayların hem gözlemcisi olur hem de Mısır-Pakistan-İran üçgeninde arabuluculuk yapar.

ABD’nin DP’ye verdiği ilk görevlerden biri, 1950 Kore Savaşı’na katılmasıdır. Türkiye, 21 bin askerle bu savaşa katılır. Yedi yüzden fazla kayıp verir. Ardından da adeta ödüllendirilerek 1952’de NATO’ya kabul edilir.

Bu arada İngiltere de boş durmaz; Musaddık’ı devirmek için ABD’yi ikna eder. Sahnelenen darbe planı, ABD Başkanı Dwight Eisenhower ile İngiltere Başbakanı Sir Winston Churchill tarafından onaylanır ve ilk adım 15 Ağustos 1953 gecesi atılır.

Musaddık’ın İran’daki yurtseverlik hamlesi, onu ulusal kahraman yapmıştır.

Sonrasında ise ABD’deki başkan değişimi bu planın ilerlemesinin önünü açar; çünkü CIA devreye girer ve ABD eski başkanı Theodore Roosevelt’in torunu olan CIA görevlisi Kermit Roosevelt, yapılacak operasyonun başına getirilir. Operasyonun adı “Ajax Operasyonu” olarak konur.

Her şey hazırdır. CIA’in para ödediği gazeteciler, aylar öncesinden karalama kampanyalarına başlamıştır bile.

İlk iş, şahı ikna ederek Musaddık’ın görevden alınmasını sağlamaktır. Sonunda onu da bu “komplo” için ikna ederler. Ancak bu darbe girişimi, Musaddık yönetiminin önceden haber alması nedeniyle başarısız olur. Öyle ki şah kaçarak ülkeyi terk etmek durumunda kalır. Ardından da darbecilerin bir bölümü kaçar, diğer bölümü ise tutuklanır.

O gün “Pers azameti” kendini göstermiş, Musaddık bir kez daha “kazanmıştır”!

Ancak CIA, bu başarısız girişimin ardından yeni bir plan hazırlar. İlk adım, rüşvet çarkını devreye sokmaktır. Mollalar dahil ülkede etkili olan kişiler bunun için seçilir. “Denenmiş ajanlar” ve satın alınmış gazeteciler işbaşındadır. Diğer yandan da ülkeyi karıştırmak için eylemler tezgâhlanmıştır.

19 Ağustos 1953’te CIA, istediği kalkışmayı sokaklara taşımayı başarmıştır. Saldırganlar sokağı ele geçirmiş, Musaddık karşıtı ücretli “pazar eşkıyaları ve kabadayılar” bu darbenin önemli bir parçası olmuşlardır. Darbenin CIA şefi Kermit Roosevelt yemek yerken radyodan spikerin şu sözleri duyulur:

“Musaddık hükümeti bozguna uğratılmıştır.

Yeni başbakan Fazlullah Zahidi görevinin başındadır.

Majesteleri şah ülkesine doğru yola çıkmıştır.” (**)

Aslında bu da Şah Rıza Pehlevi için yalnızca sonun yeni bir başlangıcıdır. 1978’in sonunda yine kitlesel bir kalkışma olur ve şah, 16 Ocak 1979’da ülkesini son kez terk eder. Başbakan Şapur Bahtiyar hükümeti, 1 Şubat 1979’da sürgündeki Humeyni’yi Tahran’a davet eder. Bu aynı zamanda monarşinin yıkıldığı ve İran’da İslamcı otokrat bir rejimin önünün açıldığı gündür.

Kısacası, Batı’nın İran üzerinde yılmadan ve belki de kısa vadeli olarak ürettiği çıkar hesapları, İran’da uzun vadeli bir siyasal kırılmanın kapısını aralamış; bugün hâlâ süren olayların mayası o darbe günlerinde yoğrulmuştur.

Sözün özü, petrole olan büyük gereksinim, onun anayurdu Ortadoğu’nun her zaman Batılı emperyal güçler için kontrol altında tutulmak istenen bir bölge olmasına neden olmuştur.

İşte o nedenle Musaddık zamanında İran’a yapılan müdahaleler, bugünkünün öncülüdür ve bugün aslında aynı film bir kez daha ama farklı boyutlarda tekrar çekilmektedir.

Ne yazık ki petrol odağında büyüyen bu yayılmacı açgözlülük, her türlü hukuksuzluğun da önünü açmış, binlerce masum insanın öldürülmesine ve kaynakların tarumar edilmesine neden olmuştur.

Elbette ki bunların hiçbirinin “özgürlük ve demokrasi adına” olmadığı açıktır. Dün, sözüm ona, darbe gerekçeleri “komünizm”, bugün ise “nükleer güç” diye lanse edilmektedir. Oysa gerçek neden, petrol ve bölgenin her anlamda enerji kaynaklarının kontrolü, hatta petrolün çevresinde dizilen o büyük çıkar halkasına, bir halkın onurunu, hafızasını ve geleceğini rehin alma arzusunu eklemektir. Bugün Ortadoğu’da yeniden gördüğümüz şey de budur.

---

(*) Hata Asıl Neredeydi? Ortadoğu’da Demokrasi Neden Başarısız Oldu?
Fawas A. Gerges; Çev.: Sinan Çakır, 2026, Timaş Yay., 347 s.

(**) Şah’ın Bütün Adamları, Stephen Kinzer; Çev.: Selim Önal, 2004, İletişim Yay., 296 s.

Yazarın Son Yazıları

Umutlanmak istiyorsanız eğer...

Ankara’yı hiç böyle görmemiştim.

Devamını Oku
22.05.2026
Sait Maden’i hatırlamak...

Yaratıcı düşünceyi besleyenin ne olduğu, Sait Maden’le konuşmalarımızda sıklıkla öne çıkan bir konudur.

Devamını Oku
08.05.2026
Doğudaki Doğu

Doğu uzaktır her zaman.

Devamını Oku
24.04.2026
Petrol ve onur

Bugün Ortadoğu’da olanları anlamak için zamanında Musaddık’ın İran’da yazdığı hikâyeyi bilmek önemlidir.

Devamını Oku
10.04.2026
Yeryüzü kaygısı

“Ve yeryüzünü unutmanın, aslında zamanı ve mekânı unutmak olduğu hiç aklımıza gelmedi.”

Devamını Oku
27.03.2026
Ortadoğu’da yeni yüzyılın ‘oyuncu’su kim?

Şah yönetimiyle birlikte bu süreç hızlandırılmış ve böylece Türkiye-Irak-Fransa desteğiyle Humeyni; 21. yüzyıla taşınacak radikal İslamın baş oyuncusu olarak sahneye çıkarılmıştır.

Devamını Oku
13.03.2026
Haritasız yolcu gibi...

Bugün daha da güçlü, ya da yalan, bu yürek erir gibiyse de neşeli anılarla ve korkunç. Acılı ruhu geçmişin ve sen beni çağıran yeni istem, sizleri birleştirme zamanı belki dingin bir limanında bilgeliğin. ve çağrılması olacak bir gün bu altın sesin, yılmayan kuruntuların, ey artık hiç bölünmez ruhum. Düşün: ilahiye dönüştürmek ağıtı; eski duruma ermek; yok olmamak artık.” (Eugenio Montale)

Devamını Oku
27.02.2026
Zamanın ruhu

Arayışın sonu yok. Gene de bir yerde durmalı insan. Durmalı ve bakmalı gökyüzüne, ağaçlara, dağlara, ovalara... Bulutların rengine dönüşünceye dek gözlerini ayırmamalı, her birine verebileceği anlamı düşünmeli sonra. Devam edecekse de yoluna öyle yol almalı, gitmeli.

Devamını Oku
13.02.2026
Hangi Kürtler?

Dünya Savaşı’na katılmak zorunda olduğu gibi, gene onlarla ittifak kurarak bu “tehcir” kararını çıkarmak zorunda kaldı. Hızla çöküşe giden imparatorluk komitacılık zihniyetiyle bile olsa, kurtulamadı. Kuşkusuz Dr. Bahaeddin Şakir önemli bir siyasi figürdü. Akıbeti bunun da bir göstergesi...

Devamını Oku
30.01.2026
Kemal Tahir’i bugün okurken...

Bir dostum, kendisiyle Beş Romancı Tartışıyor’un yeni basımı* üzerine konuşurken şunu sormuştu bana...

Devamını Oku
16.01.2026
Kendi sesinde yolcu...

Öyledir zaman.

Devamını Oku
02.01.2026
Türkiye’nin Doğu sorunu: ‘Sorun’un öte yanı

Yabancı devletler, bugünkü dolaylı müdahaleyle Türkiye’yi kıskaç altına almaktadır.

Devamını Oku
19.12.2025
Türkiye’nin Doğu sorunu: Bu bir ‘Kürt reformu’ mu?

Yıllardır “sorun” olarak, temcit pilavı gibi ısıtılıp duran Kürt realitesi palyatif öneriler, siyasi manevralarla bugüne kadar taşındı.

Devamını Oku
05.12.2025
Kendi sesini bulmak

- Bu yazıyı bekleyen okuryazara

Devamını Oku
21.11.2025
Farkında olmak da erdemdir!

Bir çıyanı kınayamam.

Devamını Oku
07.11.2025
‘Labirent’ neyi anlatır?

Amin Maalouf, bir dünya romancısı.

Devamını Oku
24.10.2025
Suçlar, suçlular, müritler

Baştan başlayalım dilerseniz.

Devamını Oku
10.10.2025
Yazı yordamı

Her şey bir şeydir, belki de!

Devamını Oku
26.09.2025
Karanlığınız kadarsınız!

Borges, kendi körlüğünden söz ederken şunu diyordu...

Devamını Oku
12.09.2025
‘Ah, bu sessizliği anlat!’

'Nefes almak isteyen okur için...'

Devamını Oku
29.08.2025
Çürümenin göstergeleri

Türkiye’nin bugünkü gerçeği birçok açıdan irdelenmeye değer.

Devamını Oku
15.08.2025
Türkiye’den çürüme manzaraları: (1) Sayın dolandırıcı!

Size hanımefendi ya da beyefendi demeyeceğim çünkü siz bir hırsız, bir dolandırıcısınız!

Devamını Oku
01.08.2025
İroni değil, gerçek!

Bugün size, Anadoluhisarı’ndaki Şeyhülislam Yasincizâde Abdülvehhap Bey Yalısı’nda bir sabah kahvaltısında buluştuğum Ali Rıza Bozkurt ile yaptığımız uzun sohbetten söz etmek istiyorum.

Devamını Oku
18.07.2025
Cicero’nun cesareti var mı?

Lucius Cornelius Sulla dönemi; Roma’nın yozlaşmaya, siyasal erkin de çürümeye başladığı bir dönemdir.

Devamını Oku
04.07.2025
Geleceği kurmak için: Kütüphane

Şunu hemen söyleyeyim ki kütüphanem ile oldukça özel belgeler barındıran arşivimin bazı “açgözlü sahaflar”ın eline düşebileceği düşüncesinden dolayı endişeliyim!

Devamını Oku
20.06.2025
Aydınlanma nerede başladı, değişim nereye kadar?

Köy Enstitüleri bir uyanış hareketiydi. Tarım toplumu olan Türkiye’nin kırsal kalkınmasıyla değişim dönüşüme uğrayabileceğinin ilk hamlelerindendi.

Devamını Oku
06.06.2025
Kendimizi unutmamak için

Annem öldü.

Devamını Oku
23.05.2025
Benim İstanbul çağım

Benim İstanbul çağım

Devamını Oku
09.05.2025
‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

Devamını Oku
25.04.2025
Hayal değil, gerçek!

Hayal değil, gerçek!

Devamını Oku
11.04.2025
Sen beni dönüştür

Sen beni dönüştür

Devamını Oku
28.03.2025
‘Milliyetçi Türkiye mi?’ MHP nerede duruyor?

‘Milliyetçi Türkiye mi?’ MHP nerede duruyor?

Devamını Oku
14.03.2025
Görebilseniz eğer...*

Görebilseniz eğer...*

Devamını Oku
25.02.2025
Bir Naomi Klein bakışı: Yeni dünya düzeni ve ikizleşme

Bir Naomi Klein bakışı: Yeni dünya düzeni ve ikizleşme

Devamını Oku
11.02.2025
Çaltıözü’de sabah

Çaltıözü’de sabah

Devamını Oku
28.01.2025
Kendi ‘kör kuyu’larımız

Kendi ‘kör kuyu’larımız

Devamını Oku
14.01.2025
Uğultulu zamanlar

Uğultulu zamanlar

Devamını Oku
31.12.2024
‘İlgilen ve ilişkilen’dir

‘İlgilen ve ilişkilen’dir

Devamını Oku
17.12.2024
‘Sen bana neler öğrettin?’

‘Sen bana neler öğrettin?’

Devamını Oku
03.12.2024
Anlatısız toplum

Anlatısız toplum

Devamını Oku
19.11.2024