Savaşın paradoksu: ABD’nin rakipleri mi güçleniyor?
Özlem Yüzak
Son Köşe Yazıları

Savaşın paradoksu: ABD’nin rakipleri mi güçleniyor?

10.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İlginç bir paradoks yaşanmıyor mu?

ABD’nin üç büyük düşmanı var: Biri Soğuk Savaş’tan bu yana ezeli jeopolitik rakip Rusya, diğeri küresel liderliğe oynayan yükselen güç ve günümüzde en önemli rakibi Çin, diğeri ise yıllardır yaptırımlarla zayıflatılmaya çalışılan İran...

Yaklaşık altı haftadır süren bir savaş, milyarlarca dolarlık askeri harcama ve küresel ekonomiye yayılan ağır bir maliyet söz konusu. Enerji piyasaları sarsılıyor, ticaret aksıyor, bölgesel gerilim büyüyor. Hem doğrudan savaşan ülkeler hem de dünya ekonomisi ciddi bir fatura ödüyor.

Ama tabloya baktığımızda ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı:

Zayıflatılması hedeflenen üç ülkenin -İran, Çin ve Rusya’nın- stratejik olarak güç kazandığı görülüyor.

GELİN İRAN’DAN BAŞLAYALIM...

ABD, İsrail ve İran arasında ortaya çıkan ateşkes ilk bakışta çatışmaları durduran diplomatik bir adım gibi görünse de anlaşmanın içeriği İran’ın savaş sonunda zayıflamadığını, aksine stratejik olarak güçlenmiş olabileceğini gösteriyor. Her taraf anlaşmayı “zafer” olarak sunuyor: ABD yönetimi hedeflerine ulaşıldığını savunurken İran yönetimi de ateşkesi kendi koşullarının kabul edilmesi olarak yorumluyor. Ancak ateşkesin yapısı, İran’ın askeri olarak yenilmeden masaya oturduğunu ve müzakerelerin büyük ölçüde Tahran’ın önerileri etrafında şekillendiğini ortaya koyuyor. ABD’nin İran’ın nükleer ve füze programını sökmeyi amaçlayan 15 maddelik planı yerine İran’ın 10 maddelik planı görüşmelerin temelini oluşturdu ve bu plan; yaptırımların hafifletilmesi, dondurulmuş varlıklara erişim, yeniden inşa desteği ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkinliğin sürdürülmesi gibi önemli kazanımlar içeriyor.

Dünyadaki petrolün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın İran denetimi altında yeniden açılması, Tahran’ın elindeki kozun büyüklüğünü gösteriyor. İran’ın savaş sırasında başlattığı geçiş ücretlerini sürdürmeyi önermesi, ülke için yeni bir gelir kaynağı yaratabilir. Bu da savaşta zarar gören altyapının yeniden inşası ve bölgesel etkinliğin artırılması için ekonomik imkân sağlayabilir. Uzun yıllar yaptırımlar altında yaşayan İran, zaten baskıya uyum sağlamış, alternatif ağlar geliştirmiş ve asimetrik stratejiler oluşturmuştu. Savaş bu süreci hızlandırdı. İran hem enerji piyasalarını sarsabileceğini hem de yoğun saldırılara rağmen ayakta kalabileceğini gösterdi.

Bu tablo aynı zamanda ABD’nin Ortadoğu’daki gücünün sınırlarını da ortaya koyuyor.

Sonuç olarak ateşkes kalıcı olur ya da olmaz, bu süreç önemli bir dönüm noktası olabilir. Çünkü modern çatışmalarda zafer artık yalnızca askeri üstünlükle değil; ekonomik sürdürülebilirlik, siyasi meşruiyet ve stratejik dayanıklılık ile ölçülüyor. Bu ölçütler açısından bakıldığında İran, askeri olarak değil ama stratejik ve ekonomik olarak güçlenmiş bir konuma gelmiş görünüyor...

GELELİM ÇİN’E... 

İran savaşı küresel enerji piyasalarını sarsarken Çin bu krize görece hazırlıklı yakalandı. Zaten yıllardır enerji bağımlılığını azaltmaya, tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye ve sanayiyi ulusal güvenlik stratejisinin merkezi ne yerleştirmeye çalışıyordu. Büyük miktarda petrol stokladı, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırdı, elektrikli araçları yaygınlaştırdı ve petrolden üretilen kimyasallar yerine kömür ve yerli kaynaklara dayalı alternatif üretim teknolojileri geliştirdi. Bu sayede Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerden dünyanın geri kalanına göre daha az etkilendi.

Bu politikalar özellikle ABD ile ticaret savaşı ve jeopolitik gerilimlerin ardından hızlandı. Çin yönetimi dış kaynaklara bağımlılığı azaltmayı ulusal güvenlik meselesi olarak gördü ve devlet yatırımlarıyla yerli sanayiyi güçlendirdi. Sonuçta rafine petrol, dizel ve benzin talebi düşerken Çin enerji şoklarına karşı daha dayanıklı hale geldi.

Savaş aynı zamanda Çin için diplomatik ve ekonomik fırsatlar da yarattı. Enerji kıtlığı yaşayan Vietnam ve Filipinler gibi ülkeler Çin’den destek istedi.

The Economist’te yer alan bir diğer analiz ise Pekin’in savaşı stratejik bir fırsat olarak gördüğünü vurguluyor. ABD’nin İran’a karşı askeri hamlesinin Çinli uzmanlar tarafından Washington’ın zayıflayan gücünün işareti olarak görüldüğünü vurgulayan dergi, Napolyon Bonapart’ın “Düşmanınız hata yaparken onu asla durdurmayın” sözünü anımsatıyor.

Savaşın ABD’yi Ortadoğu’ya bağlayarak Asya’dan uzaklaştırması, Çin’in 21. yüzyılda bölgesel üstünlük kurma hedefini kolaylaştırabilir.

YA RUSYA? 

Rusya bu savaşın doğrudan değil dolaylı kazananı olabilir. Enerji fiyatlarındaki sıçrama Rusya gibi enerji ihracatçılarının elini kısa vadede güçlendiriyor. Ayrıca Batı’nın dikkatinin İran ve Hürmüz’e kayması RusyaUkrayna savaşından dolayı üzerindeki siyasi ve medya baskısını gevşetebilir. Bir diğer unsur da Reuters’ın bir haberinde yer aldığı gibi İran savaşı küresel metal ve enerji ticaretini sarsarken Rus şirketlerinin bazı pazarlarda yön değiştirerek yeni fırsatlar arayışında olduğu.

GÖZLER BRICS’TE 

Yine ilginç bir analiz İngiltere’nin eski hazine bakanı ve Goldman Sachs Varlık Yönetimi’nin eski başkanı Jim O’Neill’in Project Syndicate’de yayımlanan bir makalesinden... O’Neill İran savaşının bölgesel stratejik dengeyi doğuya, yani Çin ve Hindistan gibi yükselen güçlere kaydıracağı saptamasını yapıyor. Rusya ile birlikte bu iki ülke, artık İran’ın da dahil olduğu genişletilmiş BRICS+ yapısının merkezinde yer alıyor. Bu blok, ortaya çıkan yeni küresel düzenin kaçınılmaz lideri olarak kendini sunma fırsatı bulabilir.

Çin’in bu süreçte özellikle önemli bir rol oynaması muhtemel. Çin ve Rusya’nın İran’ın genişletilmiş BRICS üyeliğine dahil edilmesini desteklediği neredeyse kesin. Aynı zamanda Hindistan eylül ayında yapılacak bir sonraki BRICS+ zirvesine ev sahipliği yapacak ve 21. yüzyıl ekonomisindeki merkezi coğrafi konumu ve dev nüfusu sayesinde Küresel Güney’in fiili temsilcisi rolünü güçlendirmekten memnun görünüyor.

Sonuç olarak bu savaşın en dikkat çekici sonucu yalnızca İran’ın değil, BRICS blokunun tamamının güç kazanması olabilir. Çin, Hindistan ve Rusya’nın jeopolitik ağırlığı artarken ortaya çıkan yeni küresel dengede Batı dışı güçlerin rolü belirgin biçimde büyüyor.

Bu tablo karşısında şu soruyu soralım:

Küresel güç dengesi Doğu’ya kayarken Türkiye bu yeni denklemde nerede duracak?

Yazarın Son Yazıları

Türkiye bir deney laboratuvarı mı?

Sanki koca Türkiye’yi devasa bir çuvalın içine koymuşlar, durmaksızın sallıyorlar.

Devamını Oku
09.10.2026
Asıl dip neresi?

Soruyoruz birbirimize: “Dipteyiz... Peki daha ötesi var mı?” Belli ki var.

Devamını Oku
02.10.2026
Fon vurgunu... Kimler biliyordu, kimler çıktı?

Fon işi patlayalı günler oldu.

Devamını Oku
25.09.2026
PISA’da yükseldik, peki eğitimde?

PISA 2025 Batı’da alarm yaratırken Türkiye’de iktidar sonucu hemen bir başarı anlatısına dönüştürdü.

Devamını Oku
18.09.2026
Bize neler oluyor?

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok.

Devamını Oku
11.09.2026
Şükran Soner’in ardından...

Ölüm... Soğuk, gerçek ve kaçınılmaz. Kimi zamansız... Kişi için son nokta... Ya geride bıraktıkları?

Devamını Oku
04.09.2026
Yapay zekâ ve demokrasi arasındaki tehlikeli ilişki

Türkiye’nin iç gündemi bataklık gibi; içine saplandıkça sizi daha da aşağı çekiyor.

Devamını Oku
28.08.2026
Tarikatlara operasyon... Neden? Niçin?

Gaza çoktan basıldı.

Devamını Oku
21.08.2026
Toplumsal bütünleşme mi?

360 imzalı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” başlıklı çerçeve yasa TBMM’ye sunuldu.

Devamını Oku
07.08.2026
Tek çare: Oyunun kurallarını değiştirmek

Milleti arkasına alarak kuruldu YENİ Parti.

Devamını Oku
31.07.2026
Göz ardı edilen tehlike: Erken sanayisizleşme

Birbirinden tamamen kopmuş iki Türkiye var.

Devamını Oku
24.07.2026
Güven bir kez aşındığında...

Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialar ağır.

Devamını Oku
17.07.2026
Trump'ın gösterisi, NATO’nun sessiz devrimi

Siyasi mizah yaptığı gerekçesiyle genç sanatçı Deniz Göktaş’ın tutuklanması...

Devamını Oku
10.07.2026
Eşkıya Dünya... NATO

“Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” sözü, bu toprakların belleğinde yalnızca bir türkü değil, aynı zamanda adalet duygusunun ifadesidir.

Devamını Oku
03.07.2026
Kayıp Aydınlanma... Ve bugün

Yıl 999... Yanlış yazmadım. Yıl 999, yani bundan tam 1027 yıl önce.

Devamını Oku
26.06.2026
Zaman algısı... 3152 gün... Osman Kavala... Ve diğerleri...

Son derece ağır hareket eden kaplumbağalar dünyayı yanlarından hızla akıp gidiyormuş gibi mi deneyimliyor?

Devamını Oku
19.06.2026
Kadın bedeni... Ortak payda

Kadınlara yönelik baskının tarihi çok eskidir.

Devamını Oku
12.06.2026
Öfkeyi doğru yönetebilmek...

Yürütülen planlı sistematik süreçte sıranın ana muhalefet partisinin işlevsizleştirilmesine gelmesi kaçınılmazdı.

Devamını Oku
05.06.2026
Mutlak butlan; mutlak kırılma...

Çok parçalı, uzun soluklu kurgunun önemli bir mihenk taşı oldu geçen perşembe açıklanan mutlak butan kararı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığı’na getirilmesi.

Devamını Oku
29.05.2026
Gençliğini kaybeden ülke

“Asım’ın nesli”, “Fatih’in ruhu”, “TEKNOFEST kuşağı”, “imanlı ve ahlaklı gençlik”, “Türkiye Yüzyılı’nın mimarları”...

Devamını Oku
22.05.2026
Gelecek konuşulurken... ABD-Çin... Ve Türkiye

Silivri davaları, kadın siyasetçiler üzerinden yürütülen kirli kampanyalar, yerel yönetimlere durmaksızın yapılan operasyonlar, yeni gözaltılar...

Devamını Oku
15.05.2026
102 yıllık bir gazete...

Şişli’de gazetenin bahçesindeyiz...

Devamını Oku
08.05.2026
1 Mayıs’ı farklı okumak...

İnsanın emeği üzerinden yükselir kapitalizm.

Devamını Oku
01.05.2026
23 Nisan... Çocuklar... Gelecek...

Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

Devamını Oku
24.04.2026
Okulda şiddet... Sorun sistem ve çok daha derin

İki korkunç katliam.

Devamını Oku
17.04.2026
Savaşın paradoksu: ABD’nin rakipleri mi güçleniyor?

İlginç bir paradoks yaşanmıyor mu?

Devamını Oku
10.04.2026
Kötülüğün sıradanlığı, vasatlığın iktidarı

Deveye sormuşlar “Neden boynun eğri?” diye.

Devamını Oku
27.03.2026
Bayram, vicdan... Habermas’ın ardından

Dünya bir süredir sanki aynı anda birkaç farklı yüzyılı yaşıyor.

Devamını Oku
20.03.2026
Savaşın dili değişirken...

Kısacası bu savaş sadece İran ile İsrail arasındaki bir çatışma değil. Enerji piyasalarından küresel siyasete, askeri doktrinlerden bölgesel dengelere kadar uzanan çok katmanlı bir kriz.

Devamını Oku
13.03.2026
Yıkımların gölgesinde yeni dünya düzeni

ABD’nin en güçlü rakibi. Enerji sevkıyatının durmasının önemli etkileri olacak. Çünkü küresel enerji ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı doğrudan risk altında.

Devamını Oku
06.03.2026
‘Dindar Nesil Yetiştirme Projesi’

Eğitim, bir toplumun geleceğini yalnızca bilgiyle değil, değer tercihleriyle de biçimlendirir. Bu nedenle mesele bir ideolojik tartışmadan ibaret değildir; anayasal düzenin, laikliğin ve kamusal alanın sınırlarının nasıl tanımlandığı meselesidir.

Devamını Oku
27.02.2026
Akıl, bilim ve üniversite neden hedefte?

Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.

Devamını Oku
20.02.2026
Yıkım çağına girerken... Münih Konferansı...

Akın Gürlek’in adalet bakanı olarak göreve başlaması, Bilal Erdoğan’ın AKP genel başkanlığına hazırlanacağına dair güçlü iddialar... Muhalefetin bastırıldığı, iktidarın içeride elini daha güçlendirmek için her yolu denediği bu süreçte gözden kaçırdığımız daha büyük bir mesele var: Dünya düzeni çökerken biz nereye bakıyoruz?

Devamını Oku
13.02.2026
Orada kimse var mı?

17 Ağustos depremi yaşanalı henüz birkaç gün olmuştu.

Devamını Oku
06.02.2026
Yeni Dünya Düzeni: Avrupa-Hindistan Hattı... Türkiye nereye?

Gelelim Türkiye’ye... Türkiye açısından AB-Hindistan anlaşması bir “uzak coğrafya haberi” değil. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret omurgası AB pazarı ve Türkiye’nin rekabet gücü de büyük ölçüde AB tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. Hindistan’ın AB’ye daha avantajlı erişimi, Türkiye’nin bazı sektörlerdeki konumunu doğrudan zorlayabilir.

Devamını Oku
30.01.2026
Davos’ta yeni dünya düzeni: Kim masada, kim mönüde?

Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya’nın sorduğu soru basitti: “Bu yapı Birleşmiş Milletler’in yerini mi alacak?”

Devamını Oku
23.01.2026
‘Yardımsever Trump’ ve yeni emperyalizm

Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Dünya neden artık kurallarla yönetilmeyecek?

“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...

Devamını Oku
09.01.2026
Kama muta…

Yılın son günü.

Devamını Oku
02.01.2026
Postneoliberal uzlaşı... Ve asgari ücret kıskacında Türkiye

Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.

Devamını Oku
26.12.2025