Aklın iç kalesi
Adnan Binyazar
Son Köşe Yazıları

Aklın iç kalesi

10.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Üzerinden 30 yıl geçti. Siyasal ilişkilerde, ekonominin dengesini yitirdiği, eğitimin sarsıntıya uğradığı bir dönemde bizi ayakta tutan iç kalemizin yıkılmaması için aramızda toplumca bir dayanışma kurmaya çalışıyorduk.

O sıralarda kaleme aldığım bir yazıda, bu yıkıntıdan kurtulma yollarını ararken Emanuel Kant’ın gerçeği dile getirdiği görüşleriyle karşılaştım:

“Aklını kendi iradesi yolunda kullanmayanlar, yıkım ortamında kendi yönünü belirleyemeyince, rastgele olayların akışında sürüklenmelere uğrayarak yolunu yordamını şaşırır.”

ELEŞTİREL DİL 

Eski bir Çinli şair, eleştirel bir dille, insanın kendini bilgiyle yeniden yaratabileceğini yansıtan şu dizeleriyle açıklığa kavuşturuyor:

“O ki, biliyor bilmediğini/ Onlar çocuktur, onu eğitin, yetiştirin./ O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini/ Cahildir, ondan uzakça durun./ O ki, biliyor bildiğini/ Belki uykudadır, onu uyandırın./ O ki, biliyor bildiğini de/ Bilge kişidir, onun yolunda gidin.”

Senaca yüzyıllar önce bu konuyu kendine yöneltiyor, sorduğunun yanıtını da veriyor:

“İyi nedir? Bilgidir. Kötülük nedir? Bilgisizlik. Filozofla sanatçı, yerine göre, kimi bilgileri fırlatıp atar kimilerini de seçer alır. Ama attıklarından korkmaz. Seçtiklerine hayran olup kalmaz, yeter ki ulu, yenilmez bir ruhu olsun. ‘Senin yenilmene, ezilmene karşıyım’ desin.”

DÜŞÜNMEK

Düşünce üretiminin kaynağıdır bilgi, bilginin kaynağı da kitap. Resim gibi görsel, müzik gibi işitsel algılar, yaratı ürünüdür. İnsan ancak okuyarak, sanatla uğraşarak duygusunu, düşüncesini yaratıcılığa dönüştürebilir.

Duyguyu, “Hiçbir biçimde bir nesnenin tasarımını oluşturmayan şey” diye tanımlıyor Kant. Onun, insanın gözlem-duyumsamaalgılama-kavrama-yorumlaması bu soyutsal yaklaşımının çözülmesinde de karşımıza çıkıyor:

“Evrendeki doğal oluşumlar, insan yaratısı olgular, gerçeği kavramakta ipuçları verebilir. İyi bir eğitim, kişiyi bilgiyle donatıp gerçekleri, olguları algılayacak bir duyarlıkla yetiştirebiliyorsa amacına ulaşmış sayılır.”

Kişi, olguları eytişimsel (diyalektik) bir anlayışla kavrayarak böyle bir eğitim anlayışı yaratır.

Montaigne’in sözünü ettiği “iç kale” ancak kişinin, düşüncesini sağlam bir temele oturtulan bir eğitimle gerçekleştireceği kanısındadır:

“Bu yolda eğitilen kişi, hiçbir etki altında kalmadan kendi iradesiyle karar verir. Bir şeyin gerçek yüzünü görenler, güzellikle çirkinliği birbirinden ayırt edenler, nelere acıyıp nelere gülünmesi gerektiğinin bilincinde olanlar, kuşkusuz olayları tarafsız bir anlayışla sorgulayıp yargılamayı da bileceklerdir.”

HOMEROS

İnsan, aklıyla var oldu. Ama akıllı olmak yetmiyor. Önemli olan onu iyi kullanmak. Akıl konusunda kafa yormamış düşünür yok gibidir. Anlatının ilk ustası Homeros aklı şöyle algılayıp tanımlıyor:

“Oduncuyu oduncu yapan aklıdır, gücü değil./ Fırtına şarap rengi denizi birbirine kattığında,/ Dümenci aklıyla yön verir gemisine./ Sürücü de aklıyla alt edip geçer öteki sürücüleri...”

Bir başka düşünür de “Zihinden geçmeden gözden yüreğe giden bir yol var” diye tanımlıyor. Akıl söz konusu olduğunda akıllı olmak yetmiyor, insanın akıl yürütecek irade göstermesi önemli.

Pascal da görüşünü güldürerek bildiriyor: “Akıl veren çoktur, akıl yoktur!”