Yazımın son kısmında yer verdiğim araştırma ve günümüzde yaşananlar trajik bir karşıtlık içeriyor. Çünkü e-posta kutum Türkiye’nin dört bir yanındaki hayvan katliamlarına dair ihbarlarla dolup taşıyor.
22 yıl önce Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde ülkenin ilk Hayvanları Koruma Yasası’nı çıkaran ama bu yasanın belediyelere yüklediği sorumlulukların yerine getirilmemesi karşısında gereken yaptırım kararlarını almayan iktidar, sonunda kendi çıkardığı yasayı kaldırıp attı.
2024’te TBMM’den geçen 7527 sayılı yasayla birlikte birçok yerde mahallelinin bakımını üstlendiği köpekler bile toplanmaya başladı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, bu ay başında sahipsiz sokak hayvanlarının yüzde 75’inin toplatıldığını duyurarak her 4 hayvandan 3’ünün barınaklarda güvenli bir şekilde yaşadığını söyledi. Bu haber medyaya “Sokak Hayvanları Sorunu Sonunda Çözülüyor” başlığı ile servis edildi.
İDDİA ETTİKLERİ MİLYONLARCA KÖPEĞE NE OLDU?
İktidar mensupları, toplumdaki algıyı etkilemek için yasayı çıkarmadan önce toplam 4 milyona yakın sahipsiz köpek olduğunu söylüyordu. Bu durumda Çiftçi’nin hesabına göre 3 milyon köpeğin toplatılıp barınaklara alınmış olması gerek. Bu doğru olabilir mi? Hayır!
Belediyelere ait barınakların kapasitesi ortada. 2025 yılı verilerine göre, 1111 belediyeden 273’ünün barınağı mevcut, toplam kapasite 105 bin kadar.
Bir de belediye barınaklarının dışında “doğal yaşam alanı” denilerek ormanların ortasında oluşturulan hayvan hapishaneleri var. Fakat bunlarla ilgili net kapasite bilgisi bulunmadığından ciddi bir kuşku söz konusu.
Toplanan köpeklerin bazılarının o alanlara alındığını düşünsek bile, onca hayvanın barındırılması olanaksız. Demek ki önemli bir kısmı da katliam görüntülerinin ve aylardır ortaya çıkan toplu mezarların belgelediği gibi öldürüldü. Bilime ve vicdana aykırı bir şekilde yasaya “ötanazi” ifadesinin sokulmasının nedeni de buydu!
SONU VAHŞET OLDU...
Oysa hayvan hakları savunucuları olarak yıllarca belediyelerin hayvan rehabilitasyon merkezlerinin kapasitesinin sınırlı olduğunu anlattık. Sahipsiz hayvanların istifleneceği o tesislerde katliam yaşanacağı konusunda uyardık.
Dinlemediler! Umursamadılar!
Tahmin ettiğimiz her şey oldu!
Hastalık, bakımsızlık ve stres sonucunda, en önemlisi de toplumda köpürtülen köpek nefreti yüzünden sayısı bilinemeyecek kadar çok can yok edildi.
Zehirlendiler, dövüldüler, daracık kafeslerde işkence gördüler, açlıktan birbirlerine saldırmaları izlendi, pislik içinde bırakıldılar, halatlarla ağaçlara asıldılar!
ON BİNLERCE YILIN GERİSİNE DÜŞEN İNSANLIK...
Tam da böyle bir dönemde saygın bilim dergisi Nature’da çığır açan bir araştırma yayımlandı. (Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde Dr. Lachie Scarsbook’un yürüttüğü araştırma.) Evcil köpeklere dair en eski genetik kanıtları, toplayıcı-avcıların tarımın ortaya çıkmasından çok önce bu hayvanları beslediklerini ve onlara ritüel cenaze törenleri düzenlediklerini ortaya çıkardı.
Ve 15 bin 800 yıllık en eski köpek kalıntısı nerede bulundu biliyor musunuz? Karaman ilimizin Pınarbaşı Köyü’nde insan kalıntılarının yanında gömülü olarak bulundu!
Kemikler üzerindeki DNA incelemesi, köpeklerin yerel beslenme düzeniyle uyumlu, balık açısından zengin bir diyetle beslendiğini gösterdi. Bu da köpeklerin insanlar tarafından bilinçli olarak beslendiği sonucuna götürdü.
Ayrıca derin duygusal bağlara ilişkin kanıtlar da elde edildi. Pınarbaşı’nda bir insanın bacaklarının üzerine gömülmüş üç yavru köpeğin kemikleri bulundu. Bilim insanlarına göre bu özenli insan gömülerine benziyordu. Oysa Karaman’da daha geçen hafta sokaklarda zehirlenen cansız köpekler vardı.
İnsan türünün 15 bin 800 yıl önce bu topraklarda eski dostlarını özenle besleyip hayatı paylaştığı belgelidir. Aynı topraklarda yakın tarihimizden kalacak olan belgeler ise ZALİMLİĞİN belgeleridir. 1910 Hayırsızada Katliamı gibi 2000’li yılların Büyük Köpek Soykırımı da bir lanet gibi unutturulmayacaktır!