Deniz Yıldırım

Biz Batı’nın duvarı mıyız?

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Türkiye bugün 4 milyonu aşkın sığınmacı barındırıyor. Bu sayıyla dünyada açık ara birinci sıradayız. Elbette aslan payı, “geçici koruma” statüsündeki Suriyeli sığınmacılarda.
Böyle durumlarda mutlaka bir “ideolojik meşrulaştırma” aracı gerekir. İktidar bunu bulmakta gecikmedi; Suriye savaşına müdahil olduklarında “Yeni Osmanlıcılık” adlı ulus üstü proje çökünce, Türkiye’ye gelen milyonların kalışını haklı göstermek için bu sefer de “ümmetçilik” fikrini devreye soktular. “Hepimiz Müslümanız, din kardeşlerimizi ağırlıyoruz” dediler. Fakat tutmadı. Türkiye’de bugün Suriyeli sığınmacılarla ilgili olumsuz görüş sahibi olmak, neredeyse partiler üstü bir mutabakat konusuna dönüştü.
Ümmetçilik dışında yer alan diğer bakışsa kozmopolitizm düşüncesi. Suriyeliler konusundaki hiçbir tepkiyi, krizle birlikte kaynayan kazanı önemsemiyorlar; nedenlerle ilgilenmiyorlar. Kozmopolitizm, dünyayı ulus devlet yurttaşlığı yerine evrensel yurttaşlık olgusu temelinde açıklayan bakış açısına işaret ediyor. Bir yanıyla da imparatorluklar devrinin yönetme modeli. Kulağa hoş geliyor ama ulusal düzeyde bu, iktidarın işine yarıyor; çünkü “ümmetçilik” sıkıştığında, muhalif saflarda iktidarın sığınmacı politikasına dışarıdan kuvvet takviyesi sağlıyor. Sorunu “yok sayma” ideolojisi de diyebiliriz. Küresel iktidar odaklarının da işine geliyor; çünkü göç olgusunun tarihsel olarak bu denli yoğunlaşmasının altında yatan emperyal savaş, işgal, sömürgecilik politikalarını ya da zenginlerle fakirler, zengin devletlerle fakir devletler arasında sınıfsal uçurumun derinleşmesi gibi olguları, göçün gerçek nedenlerini ve yönünü görünmez kılıyor.
Her iki bakışın yanlışlığı ve çözümsüzlüğü ise beraberinde çarpık milliyetçi tepki biçimlerini getiriyor. Bu bizde de, Batı’da da böyle gelişiyor. Ümmetçilik ve kozmopolitlik (evrensel yurttaşlık), sığınmacı sorununu yok saymaya çalışıyor. Bu da, tepkiyi iktidarın yanlış göç politikasına ya da emperyal kuvvetlerin yoksul ülkelerin yurttaşlarını göçe zorlayan politikalarına yönlendirmek yerine, içeride sığınmacılara odaklıyor. Oysa sığınmacılar neden değil sonuç. Nedenlerle yüzleşmeliyiz.

Eşitsizlikler
Bakın, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük göç dalgası ile karşı karşıya dünya. En fazla sığınmacıyı sırasıyla Türkiye, Pakistan ve Uganda barındırıyor. Ve dünya genelindeki mültecilerin sadece yüzde 16’lık kısmı gelişmiş ülkelerde. Yani göçün faturası, gelişmekte olan ya da azgelişmiş ülkelere kesiliyor.
Ya en fazla göç veren ülkeler? Niye göç sadece Batılı devletlerin işgalle, iç savaşla, kaynak sömürüsüyle yaşamlarına müdahale ettiği Afganistan, Irak, Suriye, Libya gibi ülkelerden ve yine genelde yoksul Afrika ülkelerinden Batılı gelişmiş ülkelere doğru akıyor? Bugün Avrupa’ya ulaşabilip de sığınma başvurusu yapanların ilk üç sırasında Afganistan, Irak ve Suriye yurttaşları bulunuyor. Tesadüf mü? Küreselleşme denilen sürecin sonunda dünya genelinde göç niye arttı?
Yanıt açık: Sömürgecilik ve eşitsizlik arttıkça, savaşlar ve işgaller sürdükçe, içeride kukla yönetimler kaynakları sömürdükçe, insanlar daha fazla yerinden ediliyor, göçe zorlanıyor. ABD ve AB ülkeleriyse, kapıları kapatma, duvarlar örme; faturayı gelişmemiş dünyaya kesme siyasetiyle kendi yurttaşlarını güvence altına almaya çalışıyor şimdi. Küreselleşme sınırları kaldıracaktı; proje çöktü. Şimdi duvarlar örülüyor; bize de Batı’nın duvarı olma ihalesi düşüyor.
Kanıt niteliğinde bir veri: Suriye iç savaşından sonra yaklaşık 6 buçuk milyon Suriyeli göç etmek zorunda kaldı. Çoğunluğu bizde, bizi Lübnan izliyor. 5 milyondan fazla Suriyeli gelişmekte olan ya da azgelişmiş ülkelerde. Ya Batı? Avrupa’da toplam sayı 700 bini bulmuyor. ABD ve Kanada’da 100 bini bulmuyor. “Parasını verelim, engelleyin” diyorlar özetle. Geldiler, Afganistan’ı ve Irak’ı perişan ettiler. Geldiler, Suriye’yi, Libya’yı perişan ettiler. Faturayı da bölge ülkelerine kestiler. Dünyadaki eşitsiz sığınmacı dağılımı, dünyadaki eşitsiz güç dağılımının ve emperyalizmin bir sonucu; görmek zor değil. Faturayı niye sadece biz ödüyoruz? Bu soruyu sorarak başlamalıyız. “Geri Kabul” anlaşmasını askıya almak yetmez.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Cumhuriyet’e veda 4 Haziran 2022

Günün Köşe Yazıları