Köşe Yazısı

A+ A-
Zafer Arapkirli

Vandallara geçit yok!

9 Ağustos 2019 Cuma

Bundan 32 yıl önceydi.
İstanbul’a gelen Finlandiyalı bir misafirime şehri gezdiriyordum. O zaman arabam yok. Belgrad Ormanı’na falan gitmek yerine, şehir içinde ağaçlıkyeşillik bir yere götürmek istedim. Yabancıya karşı (bugünkü kadar betonlaşmamış olsa da-32 yıl diyorum) mahcup olmayalım diye, Beşiktaş’ta Yıldız Parkı’na götürmek geldi aklıma.
Sessiz, sakin, (ayıptır söylemesi-biraz da romantik) ağaçlar, kuş cıvıltıları arasında geziniyoruz.
Ağaçların arasından bir sincap çıkıverdi.
Ben bir sevindim, bir gururlandım, bir mutlu oldum, tarif edemem. Neticede, “Elin Finlandiyalısı’na” hava yapacağım. “Bak, biz de burada, kentin göbeğinde doğal hayatı ne güzel koruyoruz. Yani, sadece sizin Helsinki’de, Londra’da, Berlin’de filan yok bunlar...” muhabbeti.
Sevincim, sadece birkaç salise sürdü. Sincabın arkasından bir vahşi yaratık fırladı. Elinde koca bir taş parçası. Hayvanı kovalıyor. Fırlattı. Bir tane daha aldı yerden ve arkasından seğirtti.
Misafirim dehşet içinde sordu:
“Ne?!.. Ne yapmaya çalışıyor bu adam?..
“Ö..öldürmeye çalışıyor..” diyebilmiştim sadece.. Utançtan yerin dibine girerek.
Hayatım boyunca unutamam o sahneyi. Finlandiyalı arkadaşımın İstanbul’a ilk gelişiydi. Sonradan burada bir süre yaşadı da.. Ama eminim, bizi hep öyle (de) hatırlıyordur.
Doğayı korumak, üzerine titremek, bir tek ot parçasını, bir tek ağaç dalını bile gelecek nesillere bırakmak konusunda aklı başında duyarlı insanlar, dünyanın her yanında bu tür bir manzara karşısında aynı tepkiyi gösterir. Öyle de olmalı. Ama sadece, yukarıdaki öyküde anlattığım “sincap kovalayan vahşi yaratık” gibi muhtemelen eğitimsiz bir “hırt-hışır”ın teki değil, bu konuda duyarsız olanlar. Dünyanın en büyük şirketlerinin, en cafcaflı gökdelenlerinde oturan, beyaz gömlekli kravatlı, bilmem kaç diplomalı, sözde “üst sınıf” magandaları ve onlara kararları ile yol veren siyasetçileri de, bir toprak parçasını, belki de kendilerinden binlerce kilometre ötede bir toprak parçasını, bir orman alanını katletmek için aynı “vahşi haletiruhiye” içinde davranabiliyorlar.
Biz buna kısaca “kapitalizm” diyoruz. Diğer bir deyişle, kâr ve rant hırsının gözleri kör ettiği bir sistem. Bir gezegen hastalığı, bir ölümcül virüs, bir bela. Veba gibi, kanser gibi bir şey.
Elinde bir taş parçası, sincap canı almaya çalışan herif misali, buldozerlere, kamyonlara binip milyonlarca ağacın canına kıymak ve oradan altın, gümüş, bakır, uranyum (her ne haltsa) çıkarıp, kârına kâr katmanın derdinde. Bu insansı görünümlü yaratıklarla mücadele, sadece bir vatanseverlik borcu olarak değil, bu gezegenin (sözde) en mütekâmil canlıları olarak da bir boyun borcu olarak üzerimize vazifedir.
Yıldız Parkı’ndaki zavallı sincap, belki de kaçıp kendini kurtardı o gün...
Ama o canım ağaçlar kaçamıyor. Ve canını aldığınızda, gelip sonradan yerine başkasını dikebilseniz bile (siyanürün vs. yüzyıllara yayılan ölümcül etkisini saymıyorum) kim bilir ne kadar uzun sürecek, hayatın oraya geri dönmesi.
Önlerinde duvar olalım hep birlikte.
Kaz Dağları’nı, Kirazlı, Salda, Munzur’u, Okluk Koyu’nu, Artvin- Cerattepe’yi, Gezi’yi ve benzeri her yeri canımız gibi koruyalım.
Vandallara geçit vermeyelim.

Sansürden vazgeçmiyorlar
Onu yasakla, bunun yayınını durdur, ötekini yazanı içeri at, berikini işten kovdur, daha da olmadı yolla köpeklerini dövdür, vurdur... Ya da, gazeteyi, TV’yi satın alıp, kendi uşağını tayin et başına. İstediğin gibi yayın yapsın.
Baktılar bunlar da etmiyor. Şimdi de digital ortama yayıyorlar sansür belasını. İnternet üzerinden yayılan her türlü bilgiyi ve eğlence malzemesini denetlemek ve yasaklamak hedef. Ahlak-örf-âdet vs. bahane. Mesele “istemediği şeyler duyulmasıngörülmesin.”
Bir de “canlarını sıkacak, pisliklerini faş edecek, ayıplarını cümle âleme duyuracak” haberlere yayın yasağı, erişim yasağı.
Vazgeçin. Kimse başaramadı bunu çağlar boyu.
Bilgi-haber su gibidir. Kayanın çatlağından bile sızıverir.
Baş edemezsiniz.
O kaya çatlayıverir, patlayıverir kafanızda.
Tecrübe ile sabit.
Sorun, öteki diktatörlere.
Ama pardon.. Nasıl soracaksın ki?..

Tümü Zafer Arapkirli - Son yazıları

Haydi HDP’nin önüne!.. 13 Eylül 2019 Cum
Ben diyeyim ‘pej’, sen de ‘mürde’ 6 Eylül 2019 Cum
Üzerinde güneş batmayan sahtekârlık 30 Ağustos 2019 Cum