Kadınlar vardır
Deniz Yıldırım
Son Köşe Yazıları

Kadınlar vardır

07.12.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Herkesin varlık mücadelesi farklı. Kimisi servetine servet katmayı, kimisi yatlarını ve katlarını saymayı, kimisi banka hesaplarını kabartmayı anlıyor. Maddi varlık boyutudur.

Kimisi ekmek peşinde; oradan oraya koşturuyor. Varlığını fiziksel açıdan sürdürebilmek için ömrünü tüketiyor. Çoğunluktur.

Kimisi kimliğini eşit ve özgür bir kamusal yaşamda görünür kılmak, tanınmasını sağlamak için mücadele ediyor. Varoluş mücadelesidir.

Bugün ezilen kimlikler açısından bakıldığında, varlık ve varoluş mücadelesinin odağında en zoru kadın olmaktır. Aslında kullandığımız dil de bu eşitsizliğin dışavurumudur. Siyahi futbolcu denir, siyahi aktör denir ama beyaz futbolcuyu, beyaz oyuncuyu, beyaz yazarı vurgulamayız. Kadın bakan deriz, kadın vekil deriz, kadın yazar deriz ama erkek bakan, erkek vekil, erkek yazar vurgusu yapmayız. Bir konumun başına bir sıfat getiriyorsak, çoğunlukla o, ikincil hale getirilen, ayrıma maruz bırakılan, eşitsizliklerden payını daha fazla alan bir mağdur kimliğiyle ilişkilidir. Dil, biz  çoğu zaman fark etmesek de bu gerçeği ele verir. “Kadın cinayetleri” örneğinde de olduğu gibi.

Kadınlar bu ortamda iki düzeyde daha fazla mücadele yürütmek zorunda bırakılır. Fiziksel olarak varlıklarını cinayetlere, şiddete, taciz ve tecavüzlere karşı koruma mücadelesi ilk düzeydir. Varlık mücadelesidir, hayatidir. Ve kadınların kolayca hedef haline getirilebildiği, kendi varlıklarını kamusal yaşama eşit oranda katmaya çalıştıkları her yerde rahatlıkla öldürülebildiği her cinayet vakası, tüm kadınların varlığına yönelen, acıyı, korkuyu ve endişeyi pekiştiren kamusal bir tehdittir. Bu yüzden de öldürülen sadece Özgecan Aslan, Ceren Damar, Emine Bulut, Şule Çet ya da son örnekte olduğu üzere, Ceren Özdemir değildir. Öldürülen, kadınların fiziksel olduğu kadar kamusal varlığıdır.

Asgari yaşam güvencesine sahip herkes, fiziksel varlığının ötesinde bir insani varoluşa da sahip olmak ister; insanın anlam mücadelesi bu varoluş mücadelesiyle de bağlantılıdır. Eğitim almak, istediğimiz bir işte çalışmak, insani bir gelire sahip olmak, yaptığımız işle hak ettiğimizi düşündüğümüz yerlere gelmek, beğeni ya da yeteneklerimiz doğrultusunda kendimizi gerçekleştirebileceğimiz üretimlere yönelmek, sevmek ve sevilmek bu varoluş mücadelesinin uzantılarıdır. Ve bu mücadelenin alanı da diğer insanlarla karşılaştığımız kamusal yaşamdır. İşte kadınların daha fazla mücadele etmek zorunda oldukları ikinci düzey de, bu varoluşsal mücadele alanıdır. Çocukluktan itibaren, kamusal yaşama katılmak adına dahil oldukları yarış eşitsizdir. Bazen “kız çocuğu okumaz”la; bazen erken evlendirme dayatmasıyla, istediği okula gidememekle veya istediği işe girememek engeliyle karşılaşır. Bazen “çok seven” birinin tehditleriyle, bazen tabularla, yasaklarla. İstediği işe girerse, kariyer basamaklarında da bir mücadele yürütmek zorundadır kadın. Varoluşunu tanıtma mücadelesi de eşitsizdir.

 Bu yüzdendir ki bugün Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı gelişmiş ülkelerin altındadır ve işsiz genç kadınların oranındaki artış daha fazladır; bu ortamda kadınlar daha güvencesiz işlerde, daha düşük ücretlerle çalışmaya zorlanır; bu yüzdendir ki bugün Türkiye’de kadın bakan, kadın vekil, kadın rektör, kadın kaymakam oranı; toplumdaki eşit nüfus dağılımının oldukça uzağındadır. Demek ki kadın, dört yandan kuşatan eşitsizlik, baskı ve taassup kalıplarıyla daha fazla mücadele etmek zorundadır.

İçimizi yakan son cinayette yitirdiğimiz, gencecik Ceren Özdemir’i düşünelim. Bir üniversite öğrencisi; ailesinin desteğiyle, sevgisiyle okuyor. Hayat dolu bir sanatçı; bale ve müzikle ilgileniyor; öğreniyor ve öğretiyor. Varlığını ve varoluşunu anlamlandırıyor. Ve akşam sokaklarda yürüyerek evine geliyor; evinin girişinde katlediliyor. Ceren her anlamda bir “kamusal kişilik” özetle. Öldürülen, Ceren’in fiziksel olduğu kadar kamusal varlığıdır. Tam da bu yüzden, bundan önceki tüm acı örneklerde olduğu gibi Ceren’in katledilmesi de, kadınların fiziksel varlıkları için tehdit olduğu kadar, kamusal yaşama katılmak adına verdikleri varoluş mücadelesinin de hedefe konulması anlamına geliyor. Katledilen üniversite hocası Ceren Damar ile üniversite öğrencisi Ceren Özdemir’i tam da bu ikili boyut birleştiriyor. Öyleyse kadınların fiziksel varlıklarıyla kamusal varoluşlarına dönük zorlu ve ikili mücadelelerini hep birlikte ele almak, ikisi için mücadeleyi birbirinden ayırmamak ve kadınları, eşitsizliğe mahkûm edildikleri bu yarışta kamusal yaşamın her alanında eşit birer özne haline getirecek tüm çabaları sahiplenmek gerekiyor. Adli, idari tedbirler yetmez. Zihniyet de değişmeli. Kadınlar vardır.

Yazarın Son Yazıları

Cumhuriyet’e veda

Cumhuriyet’e veda

Devamını Oku
04.06.2022
‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

Devamını Oku
21.05.2022
Geçim siyaseti, aday siyaseti

Geçim siyaseti, aday siyaseti

Devamını Oku
07.05.2022
Hak mücadelesi

Hak mücadelesi

Devamını Oku
30.04.2022
23 Nisan ve iki halkçılık

23 Nisan ve iki halkçılık

Devamını Oku
23.04.2022
Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Devamını Oku
16.04.2022
‘Sonra hayat devam etti’

‘Sonra hayat devam etti’

Devamını Oku
02.04.2022
Değer mi hiç?

Değer mi hiç?

Devamını Oku
26.03.2022
Savaş ve siyaset

Savaş ve siyaset

Devamını Oku
19.03.2022
Transit

Transit

Devamını Oku
12.03.2022
Savaş (05 Mart 2022)

Savaş

Devamını Oku
05.03.2022
Ukrayna

Ukrayna

Devamını Oku
26.02.2022
Cemre düştü

Cemre düştü

Devamını Oku
23.02.2022
İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

Devamını Oku
16.02.2022
Güneşli Pazartesiler

Güneşli Pazartesiler

Devamını Oku
12.02.2022
En uzun gece

En uzun gece

Devamını Oku
09.02.2022
Çatlak

Çatlak

Devamını Oku
05.02.2022
Rejimin yeni aşaması

Rejimin yeni aşaması

Devamını Oku
02.02.2022
Borç

Borç

Devamını Oku
29.01.2022
‘Siyasetin sonu’

‘Siyasetin sonu’

Devamını Oku
19.01.2022
Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Devamını Oku
15.01.2022
Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Devamını Oku
12.01.2022
Deli İbram Divanı

Deli İbram Divanı

Devamını Oku
08.01.2022
İki ülkeden Türkiye’ye

İki ülkeden Türkiye’ye

Devamını Oku
05.01.2022
Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Devamını Oku
29.12.2021
Kâğıt

Kâğıt

Devamını Oku
25.12.2021
Geçim ve seçim: Şili dersleri

Geçim ve seçim: Şili dersleri

Devamını Oku
22.12.2021
Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Devamını Oku
18.12.2021
Yeni model

Yeni model

Devamını Oku
15.12.2021
Joker

Joker

Devamını Oku
11.12.2021
Milli Görüş partileri

Milli Görüş partileri

Devamını Oku
08.12.2021
Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Devamını Oku
04.12.2021
Birincil ittifak

Birincil ittifak

Devamını Oku
01.12.2021
Oblomov’dan Don Kişot’a

Oblomov’dan Don Kişot’a

Devamını Oku
27.11.2021
‘Yoksulluk Kader Olamaz’

‘Yoksulluk Kader Olamaz’

Devamını Oku
24.11.2021
Labirent

Bir intiharın genel provası

Devamını Oku
20.11.2021
Akışına bırakmak

Akışına bırakmak

Devamını Oku
17.11.2021
Kalabalığa kaçış

Kalabalığa kaçış

Devamını Oku
13.11.2021
Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Devamını Oku
10.11.2021
Truman kaçışı

Truman kaçışı

Devamını Oku
30.10.2021