Ha Kedi Ha İnsan...

Ha Kedi Ha İnsan...

24.01.2014 02:56
Güncellenme:
Takip Et:

‘CATS’ MÜZİKALİ İSTANBUL’DA...

Sonunda “Kediler” İstanbul’a geldi. 30 yıldır dünya sahnelerinin afişinden düşmeyen, müziğinden koreografisine, dekorundan kostümüne her alanda ödüller toplayan, hiç eskimeyen, müzikal tarihinde önemli bir yeri olan “Cats”, şimdi , Akbank sponsorluğunda Zorlu Sanat Merkezi’nde ... (Kusura bakılmasın ben oraya “Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi diyemiyorum. Böyle abuk sabuk bir isimde, bu yanlışta niye ısrar edilir, anlayamıyorum.)
Önceki akşam izledim Cats”i. Tek sözcükle mükemmeldi. Bir müzik, dans, şiir, ışık, renk ve yetenek şöleniydi. (20 yıl önce New York’ta izlemiştim. Buradakinde daha çok tat aldım. Belki de ikinci kez izlediğimden, ayrıntılara varmamdandır...)

Mükemmellik
Mükemmeldi. Nasıl olmasın ki? Sözleri İngiliz şair, oyun yazarı, eleştirmen T.S. Eliot’a uzanıyor... Kedileri anlatırken insanı anlatması oradan kaynaklanıyor... Müzikleri, dünyaya birbirinden güzel müzikaller, (Evita, Jesus Christ Superstar,) armağan etmiş A. Lloyd Webber’e ait... Zaten çoktan dünyaya mal olmuş “Memory” (Anılar) şarkısı dışında da kulakta kalan melodiler... Öyküyle iç içe gelişen müzik türleri...
İngiltere’nin en usta tiyatro yönetmenlerinden Trevor Nunn yönetmiş... Üstelik kurguyu, kimi beste, söz yazarlığını da üstlenmiş. John Napier’in bir çöplük alanını andıran, hurda otomobilden, dev lastik parçaları, kırık dökük eşyalar, paçavralarla dolu, yoğun bir atmosfer yaratan ve müthiş işlevsel dekoru... (Şaşaalı renkli ışıklar bir yana, üç halat bir dümenle gemi; iki çember bir kumaşla tren yaratıverdiler sahnede...)
... Ve Gillian Lynne’in, İstanbul’un güzelim sokak kedilerini baştan çıkaracak koreografisi... Bu kadar çok “kedi adımı” nasıl keşfedilir hâlâ inanamıyorum.
Çarpıcı kostüm, saç ve makyajla kediye dönüşmüş kalabalık bir kadro. Hepsi cambaz, hepsi şarkıcı, hepsi dansçı. Sadece ses ve bedenleriyle, devinimlerle değil, bakışlarıyla, ağızlarıyla tüm mimikleriyle de üç saat boyunca “kedileşiyorlar”

Yaşamın anlamını aramak
Tüm müzikal boyunca kediler, kendilerini ve birbirlerini anlatıyor, oyunlar oynuyorlar. Hepsinin ayrı bir kimliği, kişiliği var. Tıpkı insanlar gibi onlar da yaşamın anlamını, mutluluğun anlamını arıyorlar... İnsanlar gibi: Sevişmek, dövüşmek, kaçmak, kovalamak, öfkelenmek, eğlenmek, kıskanmak, korkmak, acı çekmek, ötekileştirmek, hayal kurmak hiç yabancı değil... (Tiyatrocu kediyi dinlerken sanki bizim eski yaşlı oyuncuları dinliyormuş gibi oldum!) Sonuç: Muhteşem bir şölen!
Müzikali, üst yazı olarak geçen Türkçe çeviriyle izliyorsunuz. Çeviriyi kimin yaptığı belirtilmemiş. Kedi isimlerinin Türkçeye uygulanması çok esprili (Cicikolar, Kuçukiler, İhtiyar Ezeli vb...) Ancak baştan sona tüm referansları İngiliz tarihi, İngiliz coğrafyası, İngiliz toplumuna ilişkin bu eserde sık sık Allah, Allah” sözleri biraz tuhaf (!) kaçıyor. “Aman Tanrım” denebilir... Bir de duygusal eleştiri: En ahlaksız, en düzenbaz kediye “Çapuliki” demek hiç olmamış! Çok yakışıksız. Gezi’den beri tüm çapulcular ve Çapuliki’ler başımın tacı!

Zorlu’ya gitmek ya da gitmemek
Zorlu Sanat Merkezi’ndeki etkinliklere ilişkin yazdığımda, kimi okurdan, “Orası rant merkezi, oraya nasıl gidersiniz diyen ya da “İmar yolsuzluğunu protesto etmek için gitmediklerini yazan mektuplar alıyorum. İyi ki böyle duyarlı okurlar var. Kimini yanıtladım, kimini yanıtlayamadım. Hatta bir okur, Zorlu’daki bir etkinliği yazsam bile, orada izlediğimi söylememem gerektiğini (!) belirtti.
Özetle yanıtım şu: Ben İstanbul’un ne yanına baksam rant çağrışımı ve sahtekârlık görüyorum. Affedersiniz ama Başbakan’ın bir emriyle imar planlarında istenilen değişikliğin yapıldığını, inşaat alanlarının büyütüldüğünü bilmeyen mi var?..
14 milyonluk İstanbul’da her yan tiyatro, konser ve opera salonlarıyla dolu olur da o zaman Zorlu’dakine gitmek ya da gitmemek seçeneğimiz olabilir. Ama AVM’ler dışında sinema salonu mu kaldı? Yedi kat yerin dibine inmeden izleyebileceğimiz tiyatro mu var? AVM’lere kızıp sinemaya gitmezsek, TRT’ye kızıp klasik müzik dinlemezsek nasıl yaşarız ki? Taksim’i getirdikleri bu rezil hale bakıp Taksim’den geçmeyi unutalım mı? Ben çağdaş evrensel nitelikli etkinlikleri izlemekten yanayım. İstanbul’da onlarca nitelikli salon yapılıncaya dek, nerede bulursam, orada...   

Yazarın Son Yazıları

Cazın direnci

Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir.

Devamını Oku
21.06.2026
Sanatın Belleği-Toplumun belleği

Hukukun bir gecede değiştiği, insanların sabaha karşı evlerinden alındığı, gençlerin umutlarının, emeklilerin yaşamlarının, kadınların güvenliğinin her gün biraz daha aşındığı bir ülkede yaşıyoruz. İyi sanat bize gerçeklikten kaçmayı değil, gerçekle yüzleşecek cesareti verir.

Devamını Oku
18.06.2026
Festivalde büyülü gece: Bedenimiz bir evrendir

Bomboş bir sahne. Arkada fonda dev bir ay...

Devamını Oku
14.06.2026
Darbeler arası festival

Oysa hepimizin nefes alma hakkı var. Nefes almak, gülümsemek, korkmamak, acı çekmemek, isyan etmemek, ülkemdeki ve dünyadaki rezillikleri kısacık bir süre için de olsa düşünmemek hakkı var.

Devamını Oku
11.06.2026
Korkuyorlar...

Dünyanın çivisi çıktı.

Devamını Oku
07.06.2026
Sevgili Osman, Çiğdem, Can, Mine ve Tayfun

Bu mektubu size Gezi’nin yıldönümünde yazıyorum.

Devamını Oku
04.06.2026
Baldwin hâlâ yaşıyor

James Baldwin’in “Kimseler Bilmez Adımı” kitabı, uzun yıllar sonra Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı.

Devamını Oku
31.05.2026
Bayram gibi bayramları özlerken

Tam bayram öncesiydi.

Devamını Oku
28.05.2026
Nefes alamıyoruz

Sevgili okurlar, Chicago’dayım.

Devamını Oku
24.05.2026
Diktatörlerin ortak dili: Maval

“Bana maval okuma” deriz karşımızdaki aklımızla alay ettikçe, yalan söyledikçe, iftira attıkça, yalanlarla iftiralarla bizi oyalamaya kalktıkça, karşımıza geçip bize “masal” okudukça...

Devamını Oku
21.05.2026
Müzik ve Vicdan

Kimi akşamlar vardır; yalnızca bir konser dinlemezsiniz.

Devamını Oku
17.05.2026
Karadeniz’den

Sevgili Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan: Esir alınmış ama teslim olmayan sizler, dünyanın en hukuk dışı “casusluk davası”yla uğraşırken inanın başka herhangi bir konuda yazı yazmak, bana zulüm gibi geliyor.

Devamını Oku
14.05.2026
Seyahat sanatı

İnsan neden yola çıkar?

Devamını Oku
10.05.2026
Yumruklar havada yürüdük tek polis görmedik!

Yedi gün önceydi.

Devamını Oku
07.05.2026
Emek ve söz: Aynı kavga

İki gün arayla iki tarih...

Devamını Oku
30.04.2026
Savrulurken oradan oraya...

Bir ülke düşünün.

Devamını Oku
26.04.2026
Bayram mı, yoksa vicdan sınavı mı?

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.

Devamını Oku
23.04.2026
Merhaba Günü

İktidara geldiklerinde dindar ve kindar bir kuşak yetiştireceklerini açıkladılar.

Devamını Oku
19.04.2026
Hrant Dink Hafıza Mekânı

Zaman uçuyor.

Devamını Oku
16.04.2026
Operasyon arası sanat

27 Mart 2026-Uşak Belediyesi’ne operasyon.

Devamını Oku
12.04.2026
Teşekkürler Zülfü Livaneli

Hem Zülfü Livaneli’nin kendisi hem sayısız araştırmacı, o baskı altında zoraki kabullenilmiş adaylığın, SHP’nin yerlerde sürünen oylarını yükseltmek için kabul ettiğini açıkladı. Yükseltti de. Uğradığı saldırılar, manipülasyonlar, kimi medya ve aydınların ihaneti hepsi yazıldı. Oyların nasıl çalındığı da... Daha sonra Baykal’ın dokunulmazlığı nasıl savunup Erdoğan’a başbakanlığı sunduğu, tüm partilerin tavırları... Ama okuyan kim!

Devamını Oku
09.04.2026
Tiyatro ve eleştiri

Samsun Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden bir çağrı alınca “Nâzım Hikmet 124 Yaşında” programımı sunmak üzere kendimizi o muhteşem kentte bulduk.

Devamını Oku
05.04.2026
Demokrasiye bak!

Ama gerçekten olacak şey mi?

Devamını Oku
02.04.2026
Semiha Berksoy: Kendi mitolojisini yaratan sanatçı

Minicik bir kız çocuğu.

Devamını Oku
29.03.2026
Hakikat yargılanamaz

Peş peşe birbirini izleyen olaylara bakınca, insan çıldırmadan nasıl bu ülkede yaşayabilir diye şaşmadan edemiyorum.

Devamını Oku
26.03.2026
Bayram bitti

Bayram bitti

Devamını Oku
22.03.2026
Gerçek bayramları beklerken

Bu yazıyı okuduğunuzda arife günü olacak... Yarın bayram... Hiç ama hiç bayram duygusu yok çoğumuzun içinde.

Devamını Oku
19.03.2026
Bir kayıp, bir ödül

“Ooo, Bayan Şifahi buradaymış!”

Devamını Oku
15.03.2026
İki savaş arasında

Başlık doğru...

Devamını Oku
12.03.2026
Katliam devam ediyor

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor.

Devamını Oku
08.03.2026
Vicdan biraz vicdan

Ey siyaset!

Devamını Oku
05.03.2026
Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026