Köşe Yazısı

A+ A-

Umut ve karanlık!

19 Kasım 2015 Perşembe

Türkiye’de Suruç ve Ankara katliamları, AKP’nin seçim zaferi... Cuma gecesi Paris’te gerçekleştirilen hunhar saldırılar... Sonra siyasal İslamın, “Saldırılar insanları İslamdan soğutmak için yapılıyor”... “Ankara’daki, Suruç’taki, Gaziantep’teki, Şırnak’taki için ne düşünüyorsak Paris’teki eylemler için de aynısını düşünüyoruz” dedirten mantığı... Ortalıkta “umudunuzu kaybetmeyin” diyerek dolaşanlar artık gerçekten sinirime dokunuyor.
Haziran seçimleri bir özgürlük rüzgârı estirdi, “umut yeşerdi”. Bu acele ve kötü bir umuttu. AKP ezici bir zafer kazandı. Umut çöktü, yılgınlık örümceği şimdi ısırdığını felç ediyor. Hava, siyasal İslam ve işbirlikçileri dışında herkes için çok karanlık.
AKP, siyasal İslam kendine güvenli, uygarlığın, yıkmayı amaçladığı 250 yıllık demokratik laik geleneğine, kindar ve kararlı gözlerle bakıyor. Kapitalist uygarlığın hem iktidarları, hem muhalefeti, hem de sol hareket paramparça.
Kapitalist uygarlık, derin bir kültürel ekonomik kriz yaşıyor. Sol muhalefet, kurtuluşu, bu dünyayı yıkarak gidilecek bir “öteki” dünyada arayanlara, bu dünyada kurtuluş umudu sunacak bir proje üretemiyor. Öteki dünyaya kaçış arzusunu üreten savların karşısında, “farklı olana saygı” adına sessiz kalıyor. Solun, yaşamakta olduğu tarihsel yenilginin, kültürel kargaşanın derinliğinin bilincinde olduğu bile şüpheli. Kısacası, bu koşullar içinde, eşitlik, özgürlük, kardeşlik hatta barış isteyenler için ufukta bir umut yok! Eee peki, ne olacak?! Direnmek, mücadele etmek için illa umut, yani bir gün başarı garantisi mi gerekiyor. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik hatta barış ve adalet, koşullar ne olursa olsun uğrunda mücadele edilmesi gereken ilkeler değil mi? Umut yoksa, yani başarı garanti değilse, karanlık egemense, teslim olmak, biat etmek mi gerekiyor.
Hayır! Sol hareketin, eşitlik, özgürlük, kardeşlik hatta barış ve adalet isteyenlerin, umudu düşünmeyi bir kenara bırakıp, karanlıkta mücadele etmeyi, en azından bu ilkeleri savunmak için karanlıkta direnmeyi öğrenmesi gerekiyor. Durumun hakikati bu!

Ama bunlar da var
Tarihin “maddesi”, olmadık zamanlarda, hiç akla gelmeyen olaylara yol açabiliyor, toplumun durgun, “sağlam” yüzeyini delebiliyor; Gezi’de, Tahrir’de olduğu gibi... Hem bunları görünce hemen tanımak, açtıkları çatlaktan hemen içeri dalmak, hem de bunları, türlü komplo teorileriyle görünmez kılmak isteyenlere kulakları kapamak gerekiyor. Bunlar zamanın yeknesak akışının kırıldığı, sonsuzluğun bizi içine çağırdığı anlardır. Zamanın akışının ne zaman kırılacağını ise bilemeyiz. Öyleyse bunların bir gün mutlaka gelerek “bizi vakitlerden kurtaracağına” da umut bağlayamayız,
Solun, yenilgisi o kadar derin ve yaygındır ki, bugün burjuva uygarlığın insanlığa kazandırdıktan sonra artık terk ettiği değerlerini, reformizmi, elinin tersiyle itme lüksüne de sahip değildir. Reformist partilerden, eşitlik, özgürlük, kardeşlik taleplerine, burjuvazinin de laiklik, demokrasi bireysel özgürlükler ilkelerine olan sadakatine umut bağlama lüksüne de... Ne varsa o malzemeyle mücadele etmekten, direnmekten, ışığa açılan en ufak pencereden, çatlaktan geçmeye çalışmaktan, uygarlığın kırık dökük parçalarını onarmaya, bir araya koymaya çalışmaktan başka yol yok! Ve... uygarlığı, öyle büyük vaatlerde bulunmadan, yalnızca uğruna mücadele edilecek en azından direnilecek şeylerin olduğunu tekrarlayarak yeniden inşa etmeye başlamaktan...
Şu sıralarda umut yok, her yer karanlık. Ama Yunanistan’da meydanlar yeniden aydınlandı. İngiltere’de Corbyn, sakin, yumuşak, iddiasız tarzıyla, egemen düzenin partilerini, politikacılarının söylemlerini bozmaya devam ediyor. Belki yarın, düzen onu da içine çekecek. SYRİZA deneyimini, ona, reformist deyip hemen karşı çıkanlarla, toplumsal değişiklik umuduna kapılanları unutmayalım. Solun “kötü” umutlara kapılmadan, elinde ne varsa onunla, karanlıkta, mücadeleye, direnmeye devam etmesi gerekiyor.
Evet, umudu boş verin, eşitlik, özgürlük, kardeşlikten, barıştan, direnişten söz edelim. Kırık dökük olanı onaralım, bu karanlıkta parçaları bir araya koyalım; farkları değil eşitlik, özgürlük, kardeşlik hatta barış zemininde ortaklıklarımızı öne çıkaralım.

Tümü Ergin Yıldızoğlu - Son yazıları

Dönülmez akşamın ufkunda... 20 Mayıs 2019 Pzt
‘Her şey çok güzel olacak!?’ 16 Mayıs 2019 Per
Dinozorun kuyruğu 13 Mayıs 2019 Pzt