‘Kral / sultan / yüce lider’ filan...
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Kral / sultan / yüce lider’ filan...

07.03.2016 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Anayasa Mahkemesi’nin Erdem ve Can arkadaşlarımızla ilgili kararı, Cumhurbaşkanı’nın tepkisi, Numan Kurtulmuş’un açıklaması, sonra Saray’ın sözcüsünün müdahalesi, Arınç’ın bu tartışmaya katkısı, bu sırada, Türkiye’nin geçmişte AKP’yi desteklemiş yabancı dostlarının kaygıları aklıma, Zizek’in, “Efendinin Söylemi” (Lacan), kavramından hareketle yazdıkları geldi.

Biraz teori...
Özetle: Kral/sultan/ yüce lider (S1) tebaasının öznelliği (ve bedenleri) ($) üzerinde egemendir, mutlak efendidir. Kral / sultan / yüce lider (KSYL) bir ana gösterge olarak tüm diğer göstergelerin (S2) anlamlarını belirler. KSYL bunu yapabilir çünkü, o özel bir “şey”den yapılmıştır, yüce/kutsal nesne olan ikinci bir bedeni (a) vardır. Bu ikinci bedenin kaynağı kan bağı olabilir; Tanrı’nın ona bir hediyesi (“Biz… bir lider olarak onu gördüğümüz zaman ‘Salli Alâ Muhammed’ deriz” gibi) olabilir. Bu nedenle KSYL’nin sözünü, iradesini sorgulamak, cezalandırılması gereken bir hakaret suçu oluşturur.
Tebaa($), a’ya inanmaya devam ettiği sürece S1, S2’yi belirlemeye, KSYL de, KSYL olarak kalmaya devam eder. KSYL özündeki bir nitelikten dolayı KSYL değildir. Halkın ve genel olarak bir toplumsal yapının onun a’ya sahip olduğuna inancı, ona toplumdaki iktidar biçimlerini, göstergeleri, iradeleri belirleme, dolayısıyla KSYL olma gücünü verir.
Bu inanç kaybolmaya başlarsa, KSYL’yi, KSYL yapan yapı da çözülmeye başlar. KSYL’nin diğer anlam ve iktidarları/ iradeleri belirleme kapasitesi azalmaya başlarsa, bu kez inanç zayıflamaya başlar. Bu döngü oluşunca, KSYL’nin KSYL olmaktan çıkması (devrilmesi) artık bir siyasi “an” sorunudur. KSYL, KSYL olduğunu tekrarladıkça, diğer anlamları, iradeleri belirleme hakkını vurguladıkça, kendini açıklamaya çalıştıkça, ikinci bedeni eriyerek şeffaflaşır, arkasındaki çıplak et tüm sıradanlığıyla sırıtmaya başlar. Bu süreç geriye çevrilemez! Bu süreci geri çevirme çabası kaçınılmaz olarak histerik, paranoyak şiddete yol açar.
Zizek, bu bağlamda, faşizm, kapitalist toplumda, kapitalizm öncesine ait bir mutlak efendi söylemini restore etmeye yönelik gerici bir çabadır” diyor. Faşist rejimde, KSYL her türlü farklılığı, ötekinin varlığını yok sayar, tüm yaşam alanlarında anlamları belirlemek ister, yasaları yok sayar. Hatta faşizm, KSYL’ye itaat etmek adına yasaların, ahlak kurallarının ihlalini teşvik eder.

AYM’nin kararı ve ötesi
Açıklanan “karar” Cumhurbaşkanı’nın, AYM’nin iradesini (anlamını= S2) belirleyemediğini gösterdi. Cumhurbaşkanı’nın “karar”a ilişkin tepkisine, Numan Kurtulmuş’un “Bu onun kişisel düşüncesi” sözleri a’nın arkasında, sıradan bir beden olduğunu hatırlattı. Saray’ın sözcüsünün Kurtulmuş’a verdiği “o devletin, hükümetin başı” cevabı, bir maddi araçtan medet uman “parayı veririm tutuklatırım” sözleri, a’nın saydamlaşma sürecini hızlandırdı.
Aslında, daha AYM’nin “kararı” ortaya çıkmadan önce, AKP içinde güçlü isimler eleştirileriyle, bir alternatif irade kurmaya başlamalarıyla a’ya inanmadıklarını beyan etmişlerdi. Siyasal İslamın önemli bir yazarının “Sıfır sorun politikası... Hiçbir karşılığı yok... Jölelilerle, şunlarla bunlarla gaz veriyorlar; memleketi batırdılar” sözleri de “KSYL”nin kerametinin (a), artık bu “keramet” inancının üretimine katkıda bulunanlar arasında da sorgulandığını, kısacası a’ya olan inancın zayıflamakta olduğunu gösteriyor. Dün, AKP’yi “askeri vesayetle” mücadele bahanesiyle destekleyen bir yazarın bugün, askeri, yok edilen demokratik “denetleme, dengeleme” kurumları arasında sayarak hayıflanması da anlamlı!
Başlangıçta a’nın oluşmasında büyük rol oynayan “iç dinamikle dış dinamik örtüşüyor” denklemi de çöktü. Dün Erdoğan’ın liderliğini destekleyen Batılı çevrelerde, bugün “Erdoğan Türkiye’yi batırıyor mu?” (Carnegie Europe), “Erdoğan, artık düşünceleri eskimiş, zamanı geçmiş birisidir” (Council on Foreign Relations) ifadelerine rastlanıyor.
Sanırım bir dönem, daha bir süre yakıp yıkacak olsa bile kapanıyor. Peki ya sonra?  

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026