Köşe Yazısı

A+ A-

Ortadoğulaşmanın panzehiri

Paylaş
instela'da paylaş
12 Mart 2016 Cumartesi

ABD’de Cumhuriyetçi ve Demokrat partinin başkanlık önseçimi Donald Trump etkisi sebebiyle bütün dünyada büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Trump’ın İslam ve göçmen karşıtı tutumuyla beraber önseçimlere kimlik siyaseti damga vurmuş gibi görünüyor. Ancak bu işin yüzeydeki kısmı. Dün Habertürk’te Soli Özel’in de değindiği gibi, aslında sınıf siyaseti geri dönüyor. Dini ve etnik kimliklerin bu denli ön plana çıktığı bir süreçte bu ilk başta inandırıcı gelmeyebilir. Ancak Amerikalı Müslüman seçmenin davranışı yüzeydeki kimlik siyasetinin aslında sınıf siyasetini perdelediğine işaret ediyor.
Trump, İslamın ABD’ye düşman olduğunu söylüyor, Müslümanların ABD’ye girişini yasaklamaktan bahsediyor. Bu durumda, ABD’li bir Müslümanın Trump’a oy vermeyi hayal dahi etmemesi beklenir. Ancak Amerikan- İslam İlişkileri Konseyi’nin yayımladığı bir anket, vaziyetin pek de öyle olmadığını gösteriyor. Müslüman seçmenler ağırlıklı olarak Demokrat Parti’yi tutuyor. Hillary Clinton ve Bernie Sanders ilk tercihleri. Gelgelelim, Cumhuriyetçi Parti seçmeni Müslümanlar da var ve onların partideki ilk tercihleri Donald Trump. Ankete göre toplam Müslüman seçmenin yüzde 11’i Trump’ı destekliyor. Bu oran mesela Florida’da yüzde 20’lere kadar yaklaşıyor.
Sebebi ise ekonomi. Trump, serbest ticaret anlaşmaları sonucunda işinden olan geniş bir kitlenin hoşuna gidecek şeyler söylüyor. Sistem aleyhtarlığını ırkçılığa yakın ve faşizan bir üslupla ortaya koyuyor. Ancak işçi sınıfının ona yönelmesinin sebebi olarak “serbest ticaret anlaşmalarına” yani mesela ABD’deki fabrikaların kapanıp Meksika’da açılmasına karşı durması gösteriliyor.
Amerikalı Müslümanların sadece yüzde 14’ü için İslamofobi önemli bir konu. Ezici çoğunluk, yüzde 40’a yakın bir oranla en çok ekonomiye önem verdiğini söylüyor. Vox sitesinde yayımlanan bir değerlendirmeye göre Trump seçmeni Müslümanlar, İslam karşıtı söylemin sadece bir “retorikten” ibaret olduğunu düşünüyor.
Demokrat Parti’nin iki adayından Bernie Sanders, Amerikan siyasetinde bir tabu olan “sosyalizm” kavramını kabul ettirmişe benziyor. Özellikle gelecek umudunu kaybetmiş genç seçmenin ilgisiyle hâlâ Clinton’ın peşini bırakmadı. Michigan’da elde ettiği sürpriz galibiyetle hâlâ yarışta olduğunu ispat etti. Michigan’ın en büyük şehri Detroit’in büyük bir sanayi merkezi olduğunun ve otomotiv sektörünün çökmeye yüz tuttuğunun da altını çizelim.
Michigan’ın Dearborn şehrinin yüzde 40’ı Arap. Kuzey Amerika’nın en büyük camii burada bulunmakta. Bu şehirdeki Demokratların yüzde 60’ı oyunu Sanders’a verdi.
Filistin meselesi sebebiyle, Müslüman seçmenin Yahudi olan Sanders’a mesafeli olacağını öngörenler yanılmış bulundu. Yani söz konusu olan ekonomiyse dini ve etnik kimliğe dayalı varsayılan tercih kalıpları dağılabiliyor.
Sistem tıkanma aşamasında. Sağ tıkanmaya Avrupa’da ve Trump özelinde ABD’de faşizan bir eğilimle cevap veriyor. Sanders’ın yakaladığı beklenmedik ivme, İspanya’da Podemos, İngiltere’de Corbyn’in İşçi Partisi’ne genel başkan olması bu tıkanmaya soldan çözüm arayışları. Bu iki anlayış arasındaki mücadele yakın geleceğimizi de belirleyecek.
Türkiye’de de soldan benzeri bir anlayışın hâkim olması, birbirlerini öldüren yoksul Türk ve Kürt gençlerinin ortak çıkarlarının aralarındaki ayrımdan daha esaslı ve önemli olduğunu ortaya koyabilir.
Kimliklere saygılı ve çoğulcu ancak siyasi projesinin ortasına sol ekonomik bir program yerleştiren bir hareket içine düştüğümüz tam teşekküllü Ortadoğulaşmanın da panzehiri.
Bunu başarabilen beklenmedik bir halk desteğiyle hızla yuvarlandığımız felakete bir dur diyebilir. İşte o vakit, gerçekten Ortadoğu’ya da başka yerlere de model olmaktan bahsedebiliriz.