Köşe Yazısı

A+ A-

‘Kapı önüne koyarım’ ifadesi üzerine açıklama

Paylaş
instela'da paylaş
22 Ocak 2017 Pazar

Enver Aysever’in radyo programına konuktum ve sohbetin ortasında bir dinleyiciden gelen soruyu bana yöneltti: Nuray Mert’in Cumhuriyet’teki son yazısına ne diyorum?
Program öncesi, onlarca e-postayı ve sosyal medyadan direkt mesajları ayıklıyordum. Cumhuriyet okuru tepkilerini çok sert dile getiriyordu. Yanıtım sert oldu: Ben olsam Mert’i kapı önüne koyarım, biçiminde. Normalde ne böyle konuşur ne de yazarım. Görüşleri eleştiririm, en ağır dozda bile olabilir. Bu yanıt, hızlı akan bir zamanda okur tepkilerine paralel seyretmişti.
Öncelikle belirteyim: Cumhuriyet’te yönetici kademesinde hiçbir görev almadım ve bundan sonra da ne olursa olsun almayacağım. Yayın Kurulu’nun uyduruk üyeliğinden 2 yıl kadar önce, gazetede meydana gelen liberal değişimden beni de sorumlu gören okur tepkilerinden ve kendimce zerre anlamı olmayan bir vitrinde göstermelik oturmaktan kurtulmak için yönetime bir mesaj attım ve anında isteğim yerine getirildi. Böylece yeni yönetici kesim de yükümden kurtulmuştu.

***

Özetle, gazeteden kimseyi “kapı önüne koymak” gibi bir tasarrufum olmadı ve olamaz. Bu konuda fikrimi soracak okurlara yanıtım, “Yönetici sizsiniz, karar da sizin” olur. Liberal değişimde zaten gazete çalışanlarına kimse bir şey sormadı. Yönetimi devralanlar istedikleri gibi davrandılar, yazar ve vakıf yönetimi seçiminde, gazetenin yeni politikasının saptanmasında ve uygulanmasında. Bu, “çalışanların gazetesi”nde oligarşik bir yapının kurulması demekti benim için...
Ama İlhan Selçuk Ağabey döneminde de benzer süreç yaşandı, yine İlhan Abi danışırdı. Çok kez odasına neredeyse her girdiğimde, Orhan gel şunu şöyle yapmayı düşünüyoruz sen ne dersin, diye sorardı. Selçuk sonrasında doğru olan, demokratik bir yapı kuruluşuna gitmekti! Bu bir başka zaman hikâyesi, istenmeyen sorunların ortaya çıkışı ile ilgili!

***

Şunu sorabilirsiniz: Hasbelkader yönetici olsaydınız bugün artık eski Cumhuriyet okurlarınca en çok tartışılan bazı yazarlara evet der miydiniz? Gayet açıkça: Hayır. Peki, eski Cumhuriyet’ten memnun muydum? Yine yanıtım hayır. Bir yenilenme yaşanmalıydı, ama böyle değil, bu, o değildi. Bu tür yayın organları kendilerini şüphesiz yenilemelidir, ama okura “gazete köklü bir dönüşüm geçirdi, bu benim gazetem değil” duygu ve düşüncesini verecek bir değişim olmamalı.
Sorun çok katmanlı. Kararlarınızla, kendi ideolojik bakış ve yaklaşımlarınıza uygun güçlü bir okur yapısını kaybetmeyi göze alır ve daha büyük başka bir okur yapısıyla eskisinin yer değiştireceğini sanırsınız. Eğer bir hayal kırıklığı yaşarsanız, başlangıçtaki hesapların neden tutmadığını ve nerede yanlış yaptığınızı düşünürsünüz. Önemli olan her durumda Cumhuriyet’in ayakta kalmasıdır. Ben küs okurları da yine de gazeteye sahip çıkmaya çağırdım hep. Kimse Cumhuriyet’i yok edemez diye düşünürüm. Çünkü kökleri derindir. Cumhuriyet çeşitli dönemlerde de fırtınalı zamanlar yaşadı, sallandı durdu, ama kökleri onu hep ayakta tuttu. Fırtınalar sürekli olmaz.

***

Kimsenin Cumhuriyet’i yok etmek amacıyla hareket ettiğini düşünmüyorum. İnanırım ki, başarısızlığı görenler, kendiliklerinden görevi devrederler. Öyle olmalıdır. Tarihsel bir miras ve emanettir Cumhuriyet. Ne bizimle var oldu, ne de bizsiz yok olacak. Eğer bu gerçeğin farkındaysak, görev almamızın bu anlamda tek nedeni, bu mirası - emaneti, iyileştirerek, büyüterek geleceğe, bizden sonrakilere gönül rahatlığıyla devretmektir.
Tarihsel bir miras ve emanetse, kendi karakteri ile yaşamasına da izin vermek de emanetçinin ana görevidir. Bazıları “muhalefet ederek namusunu kurtardık gazetenin”, düşüncesinde olabilir. Cumhuriyet, 2007’de “Tehlikenin farkında mısınız” kampanyasının başlatıcısı olduğunu, belki o zamanlar Cumhuriyetçi olmadıklarından anımsamayabilirler. Muhalifliği, Cumhuriyet kimseden öğrenmez. Bunu gerektiği gibi, dozunda ve Türkiye’nin gazetesi olarak yapmıştır.
Böyle düşünürsek, her şey kolay çözülür. Cumhuriyet, kendini var eden kökleriyle birlikte hareket ederse, şüphesiz ki maddi zorlukları da kolayca aşar! Bunu biliyorum ve görüyorum!

***

Hep şunu düşündüm: Köklerine uygun gelişen ve atanmış değil her kesimden, bölümden seçilmiş çalışanların yönettiği bir gazete. Demokratik yönetimlerin olmadığı “patronsuz-sahipsiz” bu gibi yapılarda kavga gürültü, ele geçirme politikaları- cuntacı anlayışları gırla gider.
Bu anlayışın kökü kazınmalı. Gazete meclislerinde görüşler özgürce dile getirilmeli, derlenip toplanıp ortak aklın uygulanması için seçilmiş yönetici kesimlere görev verilmeli. Bu Cumhuriyet’in yakın tarihinden edinilen değerli deneyim, sonuçtur.
Kimseyi gazeteden çıkarma yetkim hiç olmayacağı için, Enver Aysever dostuma söylediğimin de bir değeri yoktur.
Yarın, belki sürdürürüm... Bakayım ruhum müsait mi?..

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

İlhan Selçuk, Enver Aysever