Köşe Yazısı

A+ A-

Tek adamın ‘gerilim stratejisi’

Paylaş
instela'da paylaş
06 Nisan 2017 Perşembe

St. Petersburg, Rus tarihini Moskova’dan daha iyi anlatan bir şehir. Bunun nedeni sırf Çarlık başkenti olması değil.
“Bolşevik Devrimi” de burada yaşanmış. St. Petersburg’da en dikkatimi çeken şey, siyasi entrika hikâyelerinin bolluğu ve Çarlık tarihinin öne çıkarılması ama bu meyanda “devrimci” geçmişinin gizlenmesiydi.
“Gizlenme” sözcüğünü rastgele kullanmadım. St. Petersburg’un “1917 Ekim Devrimi”nin sahnesi olduğu gerçeği, tamamıyla geri planda kalmıştı.
Rehberler örneğin bu tarihi konu etmiyor; içinde “devrim” ve “Lenin” geçen cümleler kurmaktan kaçınıyorlardı.
St. Petersburg’un “siyasi tarih müzesi” olarak anılan “devrim müzesini” çok uzun aramalar neticesinde bulmuş, Lenin’in tarihi devrim konuşmasını yaptığı ballkonun bu müzede olduğunu tesadüfen keşfetmiş, Bolşevik ihtilalinin baş karargâhının gene bu müzede bulunduğunu bir sürpriz olarak saptamış ve bu çok önemli tarihin nasıl olup da bunca geri planda tutulduğuna şaşmıştım.
St. Petersburg gezimde yanıtını bulamadığım tüm bu sorularımın cevabını nihayet şimdi alıyorum. St. Petersburg’da yaşanan devrimin bu yıl, 100. yılı...
20. yüzyılın dünya tarihini şekillendiren “devrim” için gelin görün ki St. Petersburg’da özel bir anma yapılmayacakmış. Putin, “yeni Rusya” ile “eski Sovyetler Birliği” arasına mesafe koymak için bu kararı almış. Son Çar, “devrim” lafına da alerji duymaktaymış.

Derin devlet işi mi?
Yolsuzlukları protesto amacıyla son on günde üst üste iki kez yollara düşen genç Ruslardan, Putin’in Rus devriminin 100. yılında bu kerte işkillenmesi bu yüzden. İnsanlar Paris’te yollara çıktığında bu “devlete bir tehdit” olarak algılanmıyor da konu Rusya olduğunda olay derhal dramatik bir mahiyet kazanıyor. Sansür devreye giriyor, yüzlerce insan hapse atılıyor ve ardı ardına senaryolar, komplo teorileri düzülüyor.
Şok yaratan son gösterilerin akabinde gelen St. Petersburg metrosundaki bombalı saldırı da böyle oldu ve “gösteri + terör” olaylarını hızla birbirine eklemleyen çok kirli senaryolar ortaya atıldı.
St. Petersburg metrosunda 14 kişinin yaşamını alan saldırının Rusya’nın Suriye operasyonuna karşı yapılan klasik bir cihatçı terör olayı olduğu tezi bir yana bırakıldığında, bunun gerçekte “derin devlet” işi olabileceği konuşuluyor. Sosyal medyada öne sürülen yaygın senaryo şöyle:
İki hafta sonu üst üste sokaklara dökülen gençler Putin ve çevresini tedirgin etti. Bir yıl sonra Rusya’da Başkanlık seçimi var. Olaylar büyümeden (derin devlet) “siloviki” harekete geçti. Rus istihbaratı bomba ihtimalinden önden haberdar olmakla birlikte gereken önlemi almadı. St. Petersburg, Putin’in şehri. Putin’in üstelik bu şehre büyük bir güvenlik güçleri kuşatması altında yaptığı resmi ziyaret sırasında tam böyle bir saldırının gerçekleşmesinin başka izahı olamaz. St. Petersburg metrosu, demek “kontrollü bir saldırıya” maruz kaldı. Bu saldırı şimdi muhalefeti ezmek için kullanılacak. Ve teröristlerle göstericiler aynı potaya konacak, vs. vs...

Terör yerine gösterici eziliyor
Gerisini anlatmam gereksiz. Kolayca tahmin edebilirsiniz. Bize çok aşina gelen bu senaryoları sırf sosyal medya takipçileri ileri sürmekle kalmıyor, ünlü bazı yazar çizerler de bu değerlendirmelere katılıyor. Tanınmış Rus yazar Viktor Erofeyev örneğin “Ya katliamın sorumlusu ‘siloviki’ler (derin devlet) ise” diye soruyor. Gene başka bir ünlü yazar Lyudmila Ulitskaya “İleride bu dönemi analiz eden tarihçiler” diye söze giriyor: “Rusya’da gösterilerle terörist saldırıların çakıştığını görecektir. Mart sonu gösterileri hiç beklenmedik biçimde ortaya çıktı. Rusya’da ‘muhalefet’, ‘halk düşmanı’ (vatan haini) olarak algılanıyor. Rus devletinin baskı gücü genç göstericileri ezmeye yetiyor ama sıra terörle mücadeleye geldiğinde (bu ne yaman çelişki...) tamamen etkisiz kalıyor.”
St. Petersburg saldırısı ardından Rusya’da çok canlı bir “iç dinamik” tartışması gündeme geliyor. Putin’in gücünün yeni gösterilerle kırılganlaştığı dönemde yeniden 5. kez seçilebilmek için “gerilim stratejisini” tetiklemekten asla kaçınmayacağı değerlendirmesi yapılıyor. “Tek adam rejimlerinin” karanlığında, at izi böyle işte kolaylıkla her daim it izine karışıyor.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Weimar’ın ‘balkon’undan… 29 Haziran 2017 Per
Leipzig’de ‘derin Almanya’ya yolculuk 25 Haziran 2017 Paz
Diktanın kokusu 24 Haziran 2017 Cmt