Umutlanmak istiyorsanız eğer...
Feridun Andaç
Son Köşe Yazıları

Umutlanmak istiyorsanız eğer...

22.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Sistem çöktü mü dil de zincirinden boşalır.”

Andri Snær Magnason

Ankara’yı hiç böyle görmemiştim. Gecenin bir vaktinde kalacağım oteli ararken yolum Hacıbayram Mahallesi’ne düşmüştü. Adeta savaşın yıkıntıları içinden geçiyordum. Sanırsınız ki yüz yıldır dokunulmayan bir yer vardı karşınızda. İnsan her yeri terk etmiş, o yıkıntılar yeni sahiplerini bekliyordu. Karşımıza çıkan birkaç meczup kılıklı adam, duran polis aracına dert anlatıyordu besbelli. Ama ben bunlara, ileride iki yerde daha rastladığımda, onların sivil polis veya muhbir olduklarına kanaat getirmiştim.

Suları akmayan, her yanı dökülen, adına da “Grand Hotel” denen yere vardığımda, bir an Halide Edip Adıvar’ın Türk’ün Ateşle İmtihanı1 anılarını düşündüm.

Bunu abartı saymayın sevgili okurum; gerçekten de o an bulunduğum uzam, o günlerin Ankara’sının daha güzel olduğunu ve Halide Hanım’ın da bunu çok güzel anlattığını düşündürttü. Bağlık bahçelik içindeki evler yoksul ve yoksun olsa da insanına iyi gelen bir doğa ve masum bir hayat varmış o günlerin Ankara’sında. İşte bu nedenle otele yüzümüzü dönerken ilk Meclis binasının beni duygulandırması boşuna değildi. Ulus, bir anıt gibi bekliyordu Ankara’yı.

Cumhuriyetin ilk nefesinin coşkusu ile bugünün yorgun başkenti arasındaki uçurum, insana yalnızca verimsiz kullanılmış bir zamanı değil, bir ruh aşınmasını da düşündürüyordu. Beni otele ulaştıracak yol arkadaşım, Kızılay’dan geçerken, Mustafa Kemal’in heykelini göstererek “Sanki bize ‘Bakın, ben buradayım, nöbette, bekliyorum Cumhuriyeti’ diyor Mustafa Kemal’imiz” demişti. Bu heykelin anlamını öyle yorumlaması çok hoşuma gitmişti. Bir an Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban ve Ankara romanını anımsadım. Memduh Şevket Esendal’ın Ayaşlı ve Kiracıları’nı... O günlerin Taşhan’ını, Çankaya’sını...

YORGUN, BİTKİN ANKARA 

Bu yanıyla yorgun, bitkin bir Ankara çıkmıştı karşıma.

Otel görevlisi Köksal’la konuşuyordum sabahın erken saatlerinde. Merak ettiğim bu yıkıntı ve döküntünün nedenlerini anlatıyordu. Buraların yeni kurulan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’ne verildiğini söylüyordu. İhtimal, Hacı Bayram Veli Camisi çevresinde “yeni Ankara” inşa edilecekti.

Başkentin görülmeyen yüzü buradaydı işte. Okuduğum kitaptaki anlatıcı tam da benim şu an hissettiklerimi betimlemek için söylemişti sanki şunları:

“Gerçeği örtsün diye kurulan kelimeler boşlukta süzülür, hiçbir şeye tekabül edemez olur. Bir gecede ders kitapları hükümsüz kalır; aşırı karmaşık hiyerarşiler solar, yok olur. İnsanlar bir anda doğru ifadeyi bulmakta, kendi gerçekliklerine denk düşen kavramları telaffuz etmekte zorlanırlar.” 2

İşte tam da o an, yıkıntının yalnızca taşta, duvarda, sokakta değil; insanın dilinde, hafızasında ve bakışında da biriktiğini düşündüm. Evet, başkent bir yandan kendi tarihini yazmaya devam ediyordu ama yorgunluğu da hissediliyordu. Belki de bu yüzden, insan böyle zamanlarda, bir başka şehirde, bir kitabevinin rafları arasında karşısına çıkacak diri bir sesi, sahici bir soluğu bulunca daha başka umutlanıyor.

BİR GEZİDEN YANSIYAN 

Geçenlerde bir konferans için gittiğimiz Giresun’da, bir sabah yeni keşfettiğim Çalıkuşu Kitabevi’ne vardığımda hemen romancı dostum Vecdi Çıracıoğlu’na, bir çağrı yapmıştım: “Otelden çık gel, Anadolu’da böyle bir kitabevi bir daha göremezsin” demiştim. O da heyecanla, tıknefes çıkıp gelmişti.

Biz, kitabevinin sahibi Bülent’le söze durmuştuk. Daha nefes alır almaz şunu anlatmıştı Vecdi:

“Arkadaş, dik yokuşu tırmanırken kitabevinin yerini sormak için bir büfenin önünde duraladım. Orta yaşlarda biri vardı tezgâhta, ‘Kardeş, Çalıkuşu Kitabevi nerede?’ diye sordum.

‘Şu yan tarafa gel, tarif edeyim’ dedi. Tezgâhından çıktı, karşımdaki ikinci dik yokuşu göstererek:

‘Şuradan hep sağı takip et, seni oraya vardırır’ dedi.

Ben de:

‘Sağdan gidemem, ömrümce hep soldan gittim kardeşim’ dedim.

O da:

‘Arkadaş, o zaman çok yorulursun’ dedi.”

Bülent’le birbirimize baktık ve gözüm o sırada Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabına ilişmişti.

‘YEŞİLGİRESUN’ GAZETESİ

Ertesi sabah, Giresun’da “Yeşilgiresun gazetesi”nin yerini keşfedip, ikinci kuşaktan Ahmet Öğütçü’yü ziyarete gitmiştim. O kısa zamanda bana 100 yıllık bir öyküyü özetlemişti: “Bu uzun bir koşu, ben de bayrağı oğlum Egemen’e devrettim. Yorulmazsanız, menzile varamazsınız” demişti. Çetin Altan’ın, Naim Tirali’nin, Fethi Naci’nin ilk kez bu gazetede yazdıklarından söz etmişti.

Belki de umut, tam da böyle yerlerde, bir kitabevinin rafında, bir yerel gazetenin mürekkebinde, kuşaktan kuşağa devredilen o inatçı sesle diri kalıyordu.

***

Son yirmi beş yılın ülkeye getirdikleriyle götürdüklerini görmek istiyorsanız, yolunuzu önce Ankara’ya dönmenizi istiyorum. Ama eğer geleceğe güvenle ve umutla varmak düşüncesindeyseniz, Karadeniz’e gidin ve önce Giresun’a yolunuzu düşürün, derim sevgili okurum.

Çünkü bir ülkenin yarınını ayakta tutan şey, yalnızca başkentlerin gösterişli yüzü değil, taşrada saklı duran direnç ve emeğe inanan insanların bitmeyen çabasıdır.

Giresun’da gerçekleştirilen 5. Giresun Sanat Günleri biraz da bunu anlatıyordu bize.

---

1- Türk’ün Ateşle İmtihanı: İstiklal Savaşı Hatıraları, Halide Edip Adıvar; 2020, Can Yay., 330 s.

2- Zaman ve Suya Dair/Bir Buzula Ağıt, Andri Snær Magnason; Çev.: Kadri Yiğit Us, 2022, Domingo, 300 s.

Yazarın Son Yazıları

Kuşlar insanlardan iyi

Gözlerindeki dalgın bakışı çekelemişti beni. Yokuşun başına varmıştım.

Devamını Oku
09.10.2026
Temiz toplum nasıl yaratılır?

Adalet Bakanı Akın Gürlek’e Açık Mektup.

Devamını Oku
25.09.2026
Yeni ‘kutsal ittifak’ın adını koyalım

Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.

Devamını Oku
11.09.2026
Bir Türkiye retoriği: ‘Düşüş’, ‘dönüşüm’, ‘çöküş’

Hiçbir şeye katılmayan, susan, ötede duran insanların yazgıcı duruşuna şaşmamak gerek.

Devamını Oku
28.08.2026
Tekinsiz bir dilin çağrısı

Slavoj Žižek okumalarımda sıklıkla sorduğum soru şudur

Devamını Oku
14.08.2026
İkbalperest görevliler!

Başlangıçta sıradan bir gündü benim için.

Devamını Oku
31.07.2026
Hikâyesi olan kent: Eskişehir

Kentler insanlara benzer, insanlar da kentlere.

Devamını Oku
17.07.2026
Çanakkale’ye bir edebiyat müzesi gerek

Dostum, ağabeyim Güney Dal’ı ziyaret etmek için yola çıktığımızda Gelibolu’ya Yolculuk romanını yanıma almıştım.

Devamını Oku
03.07.2026
Yeniden hatırlamak için...

Sıradanlığın ölçüsü nedir derseniz, kısaca vasatlık diyebilirim.

Devamını Oku
19.06.2026
Geçitteki söz

Bir yıkım nasıl tanımlanır?

Devamını Oku
05.06.2026
Umutlanmak istiyorsanız eğer...

Ankara’yı hiç böyle görmemiştim.

Devamını Oku
22.05.2026
Sait Maden’i hatırlamak...

Yaratıcı düşünceyi besleyenin ne olduğu, Sait Maden’le konuşmalarımızda sıklıkla öne çıkan bir konudur.

Devamını Oku
08.05.2026
Doğudaki Doğu

Doğu uzaktır her zaman.

Devamını Oku
24.04.2026
Petrol ve onur

Bugün Ortadoğu’da olanları anlamak için zamanında Musaddık’ın İran’da yazdığı hikâyeyi bilmek önemlidir.

Devamını Oku
10.04.2026
Yeryüzü kaygısı

“Ve yeryüzünü unutmanın, aslında zamanı ve mekânı unutmak olduğu hiç aklımıza gelmedi.”

Devamını Oku
27.03.2026
Ortadoğu’da yeni yüzyılın ‘oyuncu’su kim?

Şah yönetimiyle birlikte bu süreç hızlandırılmış ve böylece Türkiye-Irak-Fransa desteğiyle Humeyni; 21. yüzyıla taşınacak radikal İslamın baş oyuncusu olarak sahneye çıkarılmıştır.

Devamını Oku
13.03.2026
Haritasız yolcu gibi...

Bugün daha da güçlü, ya da yalan, bu yürek erir gibiyse de neşeli anılarla ve korkunç. Acılı ruhu geçmişin ve sen beni çağıran yeni istem, sizleri birleştirme zamanı belki dingin bir limanında bilgeliğin. ve çağrılması olacak bir gün bu altın sesin, yılmayan kuruntuların, ey artık hiç bölünmez ruhum. Düşün: ilahiye dönüştürmek ağıtı; eski duruma ermek; yok olmamak artık.” (Eugenio Montale)

Devamını Oku
27.02.2026
Zamanın ruhu

Arayışın sonu yok. Gene de bir yerde durmalı insan. Durmalı ve bakmalı gökyüzüne, ağaçlara, dağlara, ovalara... Bulutların rengine dönüşünceye dek gözlerini ayırmamalı, her birine verebileceği anlamı düşünmeli sonra. Devam edecekse de yoluna öyle yol almalı, gitmeli.

Devamını Oku
13.02.2026
Hangi Kürtler?

Dünya Savaşı’na katılmak zorunda olduğu gibi, gene onlarla ittifak kurarak bu “tehcir” kararını çıkarmak zorunda kaldı. Hızla çöküşe giden imparatorluk komitacılık zihniyetiyle bile olsa, kurtulamadı. Kuşkusuz Dr. Bahaeddin Şakir önemli bir siyasi figürdü. Akıbeti bunun da bir göstergesi...

Devamını Oku
30.01.2026
Kemal Tahir’i bugün okurken...

Bir dostum, kendisiyle Beş Romancı Tartışıyor’un yeni basımı* üzerine konuşurken şunu sormuştu bana...

Devamını Oku
16.01.2026
Kendi sesinde yolcu...

Öyledir zaman.

Devamını Oku
02.01.2026
Türkiye’nin Doğu sorunu: ‘Sorun’un öte yanı

Yabancı devletler, bugünkü dolaylı müdahaleyle Türkiye’yi kıskaç altına almaktadır.

Devamını Oku
19.12.2025
Türkiye’nin Doğu sorunu: Bu bir ‘Kürt reformu’ mu?

Yıllardır “sorun” olarak, temcit pilavı gibi ısıtılıp duran Kürt realitesi palyatif öneriler, siyasi manevralarla bugüne kadar taşındı.

Devamını Oku
05.12.2025
Kendi sesini bulmak

- Bu yazıyı bekleyen okuryazara

Devamını Oku
21.11.2025
Farkında olmak da erdemdir!

Bir çıyanı kınayamam.

Devamını Oku
07.11.2025
‘Labirent’ neyi anlatır?

Amin Maalouf, bir dünya romancısı.

Devamını Oku
24.10.2025
Suçlar, suçlular, müritler

Baştan başlayalım dilerseniz.

Devamını Oku
10.10.2025
Yazı yordamı

Her şey bir şeydir, belki de!

Devamını Oku
26.09.2025
Karanlığınız kadarsınız!

Borges, kendi körlüğünden söz ederken şunu diyordu...

Devamını Oku
12.09.2025
‘Ah, bu sessizliği anlat!’

'Nefes almak isteyen okur için...'

Devamını Oku
29.08.2025
Çürümenin göstergeleri

Türkiye’nin bugünkü gerçeği birçok açıdan irdelenmeye değer.

Devamını Oku
15.08.2025
Türkiye’den çürüme manzaraları: (1) Sayın dolandırıcı!

Size hanımefendi ya da beyefendi demeyeceğim çünkü siz bir hırsız, bir dolandırıcısınız!

Devamını Oku
01.08.2025
İroni değil, gerçek!

Bugün size, Anadoluhisarı’ndaki Şeyhülislam Yasincizâde Abdülvehhap Bey Yalısı’nda bir sabah kahvaltısında buluştuğum Ali Rıza Bozkurt ile yaptığımız uzun sohbetten söz etmek istiyorum.

Devamını Oku
18.07.2025
Cicero’nun cesareti var mı?

Lucius Cornelius Sulla dönemi; Roma’nın yozlaşmaya, siyasal erkin de çürümeye başladığı bir dönemdir.

Devamını Oku
04.07.2025
Geleceği kurmak için: Kütüphane

Şunu hemen söyleyeyim ki kütüphanem ile oldukça özel belgeler barındıran arşivimin bazı “açgözlü sahaflar”ın eline düşebileceği düşüncesinden dolayı endişeliyim!

Devamını Oku
20.06.2025
Aydınlanma nerede başladı, değişim nereye kadar?

Köy Enstitüleri bir uyanış hareketiydi. Tarım toplumu olan Türkiye’nin kırsal kalkınmasıyla değişim dönüşüme uğrayabileceğinin ilk hamlelerindendi.

Devamını Oku
06.06.2025
Kendimizi unutmamak için

Annem öldü.

Devamını Oku
23.05.2025
Benim İstanbul çağım

Benim İstanbul çağım

Devamını Oku
09.05.2025
‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

Devamını Oku
25.04.2025
Hayal değil, gerçek!

Hayal değil, gerçek!

Devamını Oku
11.04.2025