İstanbul’un bin bir yüzünden bana yansıyanlar!
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

İstanbul’un bin bir yüzünden bana yansıyanlar!

12.05.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlarım bu hafta oldukça sakin olan mahallemden çıkıp İnsan Hakları Derneği’nde yapılan 22. Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödül törenine ve canımız Celal Başlangıç’ın Almanya’da yapılan cenaze töreniyle, kıskançlıkla sevdiği ülkesinde eşzamanlı gerçekleştirilen anma törenlerine katıldım. Tören Basın Müzesi’nde yapıldı. Her iki törende konuşmacıydım, dostların arasındaydım ve geçmiş gene beni kuşattı. Özellikle Ayşe’nin töreninde tanıştığım LİSTAG’da (LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Grubu) aktif olarak çalışan Serpil Bilgin’in anlattıkları ve artık gördüğüm en kalabalık kent olan Kahire’yi bile geride bırakan İstanbul beni iyice şaşkına çevirdi. Öyleyse bugün konumuz İstanbul olsun, Boğaz hâlâ güzel ama ben bir başka İstanbul’dan söz etmek istiyorum.

2010 yılında İstanbul Avrupa Kültür Kenti projeleri arasında, benim on yıldır kurup yönettiğim “Herkes Film Yapabilir” atölyesinin bir projesi de vardı. Doksan dakikalık 10 kısa filmden oluşan “Dürbünümde İstanbul” adlı projenin hikâyelerinden biri de Tarlabaşı’nda yaşayan transseksüel bir genç adamın hikâyesiydi. Ben sanat yönetmeninden film kişisinin evi için son derece romantik, tüyler ve pembe yatak örtüleriyle döşeli bir oda yapmasını istemiştim. Ne olur ne olmaz diyerek başka bir projede birlikte çalıştığım, cinsel seçimlerinden ötürü mağdur kişilere yardımcı olan bir arkadaşımdan da bize bir transseksüel kişi bulmasını ve evini gezdirmesini istedim. İyi ki istemişim. Benim romantik hayallerim güzelce yıkıldı. O kişinin evi tek bir odadan ibaretti; ocak tuvaletteydi ve yağmur yağdığında odanın pek çok yerine kova koymak gerekiyordu. O gün anladım ki benim bilmediğim bir İstanbul vardı ve o günden sonra bu İstanbul’u tanımaya çalıştım. Serpil Hanım durumun şimdilerde daha da acı olduğunu ve artık tek odada üç kişinin kaldığını söyledi. Kimi zaman açlık çektiklerini de. Ve acımasızca öldürüldüklerini de!

Madem başladık devam edelim. Önce bir devlet hastanesinin doğum kliniğinden içeri girelim. O da ne? Yaşları 12-14 yüzlerce kız çocuk karınları burunlarında sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar. Çoğunun yanında yaşları biraz daha büyük anneleri, kızların kiminin suyu gelmiş, kiminin rahmi 10 santim açılmış, küçük çığlıklar atarak sıra bekliyorlar. Sırası gelen, yeşil bir örtünün kapattığı doğum odasına giriyor ve çığlıklar daha da yükseliyor. Sanki kara bir film sahnesindeyiz. Kızlar o kadar küçük ki elleri ayakları sürekli titriyor, kimsenin onlara sarıldığı yok.

İstanbul öylesine büyük ki, ikinci adımımız ucuz uyuşturucu üretiminin ve ticaretinin aileler tarafından yapıldığı Dolapdere olsun. Adımlarımızı hızlandırıp karanlık bir kapıdan giriyoruz. İçerisi öyle kesif bir dumanla kaplı ki içeride ne var ne yok görmek için epey bir çaba harcıyoruz. Şimdi görüyoruz, yaşları 18’i anca bulan kız ve erkek çocuklar, önlerindeki nargilenin içine konmuş uyuşturucuyu, sırayla çekiyorlar. Gruplar halinde yaptıkları tek iş bu. Hepsinin şimdiden gözleri kaymış, ansızın ön taraftaki bir yükseltinin üstüne dört genç çıkıyor ve hiçbir müzik aleti kullanmadan dans etmeye ve hip hop tarzında tuhaf bir şarkıya başlıyorlar: “Kimse senin kim olduğunu söylemez,/ Tek dostun o!/ O seni uçurur!/ Bilmediğin bir dünyanın kahramanı olursun!/ O tek dostun senin, o elindeki parlak hap!”

Evet parlak haplar bu büyük kentin her yerinde dolaşıyorlar. Okul çıkışlarında, her gün gidilen kahvelerde, hiç durmadan, hiç durmadan dağıtılıyor. “Ama polis var, uyuşturucuyla mücadele var.” Ne kadar safsınız, benim bir zamanlar olduğum kadar. Bu 25 milyonluk kentin polis gücü 34 bin ve bu nereye yeter! Ayrıca ülkemiz uyuşturucunun geçiş yeri ve emin olunuz elimize geçen paranın bir kısmı da bu adeta artık “yasal olan” ticaretten geliyor. Ve bununla mücadele edenler, gaddarca öldürülüyor.

Şimdi bu karanlık sinemanın kapısında biraz duralım. Kendimizi göstermemiz gerekir çünkü sinemanın kapısında başlayan oyun birden bozulabilir. O da ne? 6-9 yaşlarında yedi erkek çocuk kapının önüne geldiler; içlerinden birinin reis olduğu belli; çocuklara nerelerde durmaları gerektiğini söylüyor. Biz görünmeden bekliyoruz. Az sonra belli ki çocukların çok iyi tanıdığı kellifelli bir adam sinemanın kapısında beliriyor ve çocuklardan birine işaret veriyor; çocuk adama doğru gidiyor; adam iki bilet alıp çocukla birlikte sinemanın karanlığında kayboluyor. BanaIşıl yeter artık” dediğinizi duyar gibiyim. Tamam sinemanın kapısından uzaklaşalım ve E5 yoluna ve kentin sahil yollarına doğru yola çıkalım. Saat 2.00’ye yaklaşıyor. Birden yaşları 15 bile olmayan küçücük kız çocukları önceden belirlenmiş yerlerini alıyorlar. Pezevenkler gölgede. Kızların üstlerinde daracık parlak kumaştan elbiseler, ayaklarında taraklı ayaklarının sığmadığı topuklu ayakkabılar, çoğunun saçları sarı boyalı, diplerden kara kara saç çıkmış. Ve sonra son derece lüks bir araba kızların bölgesine yaklaşıyor ve arabadaki adam eliyle işaret veriyor, iki kız istiyor, kızlar topuklu ayakkabılarıyla zar zor yürüyerek arabaya biniyorlar.

“Yeter Işıl” mı! dediniz? Peki yetsin!

Yazarın Son Yazıları

Cennete gidip gelenler

Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.

Devamını Oku
28.12.2025
Yetti bu uyuşturucu magazini!

Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.

Devamını Oku
21.12.2025
Hereke yolunda

Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.

Devamını Oku
14.12.2025
Boji’yle dünyayı gezdik!

Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.

Devamını Oku
07.12.2025
Canım şaka yapmışlardır

Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.

Devamını Oku
30.11.2025
Denize düşen yılana sarılır

Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?

Devamını Oku
23.11.2025
Müjde! Ölüm kokan parfümlerim var!

Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.

Devamını Oku
16.11.2025
Dünya unuttuğu bir sözcüğü yeniden anımsadı: Sosyalizm!

Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”

Devamını Oku
09.11.2025
Kraldan çok kralcılar

Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.

Devamını Oku
02.11.2025
İmecenin muhteşem gücü

Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.

Devamını Oku
26.10.2025
Hakan Tosun sen gittin gideli

Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.

Devamını Oku
19.10.2025
Düzenin yeni kurbanları: Katil çocuklar!

Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Ah bu ne sevgi bu ne ıstırap!

Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Adana’nın yolları taştan sen çıkardın beni baştan!

Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.

Devamını Oku
28.09.2025
Kırmızı elbiseli küçük kız

Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.

Devamını Oku
21.09.2025
Vahşetin korkunç sularında

Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.

Devamını Oku
14.09.2025
Bir kitap: ‘Sırlarım İpte Asılı Kaldı Balım’

Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.

Devamını Oku
07.09.2025
Devlet bir sivil itaatsizlik örgütü müdür?

Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.

Devamını Oku
31.08.2025
Bize kim düşe?

Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.

Devamını Oku
24.08.2025
Ah ah beni belediye başkanı yapmadılar!

Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.

Devamını Oku
17.08.2025
Parayı veren düdüğü çalar!

Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.

Devamını Oku
10.08.2025
Şu nitelikli ol ne demek? Biri bana anlatsın!

Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.

Devamını Oku
03.08.2025
‘Kolay ölümler ülkesi’

Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.

Devamını Oku
27.07.2025
Asılacak kadınlar ülkesi

Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.

Devamını Oku
20.07.2025
Kavşaktayız yeni sorular sorma zamanı!

Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.

Devamını Oku
13.07.2025
Topyekûn savaştayız!

Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.

Devamını Oku
06.07.2025
Zeytine ağıt

Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.

Devamını Oku
29.06.2025
Dünyanın hali gibi halimiz

Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.

Devamını Oku
22.06.2025
Yeniden Türkiş Dekameron

Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.

Devamını Oku
15.06.2025
‘Bana denizi göster’

Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.

Devamını Oku
08.06.2025
Unutma biz Anadolu’yuz!

Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.

Devamını Oku
01.06.2025
Biraz mevzu değiştirelim

Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.

Devamını Oku
25.05.2025
Cebinde şiirlerle dolaşan bir film yönetmenini uğurlarken

Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.

Devamını Oku
18.05.2025
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!

Yurdumuz yeniden bizim olmalı!

Devamını Oku
11.05.2025
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festivali’nde toplu anılar

24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival

Devamını Oku
04.05.2025
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!

Unutma deprem geliyorum der ve gelir!

Devamını Oku
27.04.2025
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!

Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!

Devamını Oku
20.04.2025
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!

Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!

Devamını Oku
13.04.2025
Boykotun sessiz çığlığı

Boykotun sessiz çığlığı

Devamını Oku
06.04.2025
Plastik mermi, cop, tazyikli su ve bitmeyen tutuklamalar

Plastik mermi, cop, tazyikli su ve bitmeyen tutuklamalar

Devamını Oku
30.03.2025